"hikaye" etiketi Arşivi

Hatırlatma: Yazılarımızı etiketlememiz tamamlanmadığı için, etiketle alakalı yazıların tamamını listeleyemiyoruz. Ayrıntılı arama için, arama kutucuğumuzu kullanmanızı tavsiye ederiz.
123...Son
2 votes, average: 5,00 out of 52 votes, average: 5,00 out of 52 votes, average: 5,00 out of 52 votes, average: 5,00 out of 52 votes, average: 5,00 out of 5 (2 oy) Bir saniye ... Bir saniye ... 11 Ocak 2010, Pazartesi // bulut

Tekir Kazak

Gecenin en sustuğu saatte kar yağdı, gördüm. Kimseler fark etmeden kulağıma fısıldayışların gibi, usul usul kar dokundu şehrimin saçlarına, karlar uçuştu uyku durgunu yüzünde gözünde, karlar sokuldu boynuna, gıdısına…

Sabah oldu, yine yağdı kar; ağaçların üzerine, kuşların üzerine, çocukların üzerine. Ve çocuklar en sıcak tutan kazaklarını giydiler; belki de anneannelerinin ördüğü tekir kazaklarını!..

*

Anneannem de, tekir kazaklar örerdi… Yazının tamamını oku »

3 votes, average: 5,00 out of 53 votes, average: 5,00 out of 53 votes, average: 5,00 out of 53 votes, average: 5,00 out of 53 votes, average: 5,00 out of 5 (3 oy) Bir saniye ... Bir saniye ... 16 Aralık 2009, Çarşamba // victory

Gerçek Sherlock HolmesSherlock Holmes… Hepimizin bildiği gibi, popüler bir dedektif kahramandır. İngiliz yazar Arthur Conan Doyle tarafından 1800lerin sonlarında yayınlanan bir dizi hikaye ve romanla meşhur olur.

Holmes, bu hikayelerde, karakter tahlilindeki başarısı ve muhakeme gücüyle okuyucuları şaşırtmayı başarır. Kâh uyanık tavır takınır, kâh saf ayağına yatar; ama sonuçta hemen her zaman galip çıkar. Garip bir karakterdir, bir yandan uyuşturucu kullanır, bir yandan eskrim yapar.

Deri bir çantası vardır, kokainini ve şırıngasını burada tutar. Yetmez, morfin de kullanır. Sadık yardımcısı Watson (resimde Holmes’un yanında oturuyor) ise, bu “ilaçların” Holmes’un zihnini açtığından falan söz açar. Aslında bu yaklaşım, o dönem İngiltere’sini fazlasıyla yansıtır. Aynı dönemde iki maddenin kullanımı da bu ülkede serbesttir. Doktorlar da kullanımın önünü açarlar.

Yazının tamamını oku »

Araştırma altında yayınlanmış | 1 Yorum »
3 votes, average: 5,00 out of 53 votes, average: 5,00 out of 53 votes, average: 5,00 out of 53 votes, average: 5,00 out of 53 votes, average: 5,00 out of 5 (3 oy) Bir saniye ... Bir saniye ... 04 Eylül 2009, Cuma // victory

“Görmen lazım!” serisinin ilk videosu olan “Staj yapmak zordur”, staj yapmak isteyen bir gencin acı dolu hikayesini anlatıyor. :) Evet, hepimiz aynı şeyleri yaşadık.

Görmen lazım! altında yayınlanmış | 2 Yorum »
4 votes, average: 5,00 out of 54 votes, average: 5,00 out of 54 votes, average: 5,00 out of 54 votes, average: 5,00 out of 54 votes, average: 5,00 out of 5 (4 oy) Bir saniye ... Bir saniye ... 01 Temmuz 2009, Çarşamba // checka

Dürüm ve Poşeti- Aksaray!

Mekanik ses ikinci kez tekrar etti:

- Aksaray!

- Sayın yolcularımız; Aksaray, bu yöndeki son istasyonumuzdur.

Kapılar açıldı. İnsanlar akışkan bir madde gibi kapılardan çıktı. Vagonda kimse kalmamıştı.

Sonunda o da çıktı. İki çıkışlı istasyonda insanlar hep sol taraftakini kullanıyorlardı. Sağa döndü. Yazının tamamını oku »

3 votes, average: 5,00 out of 53 votes, average: 5,00 out of 53 votes, average: 5,00 out of 53 votes, average: 5,00 out of 53 votes, average: 5,00 out of 5 (3 oy) Bir saniye ... Bir saniye ... 27 Mayıs 2009, Çarşamba // victory

Bizim Hikayemiz

Sana bir hikaye anlatayım delikanlı.

Bizim hikayemizi…

Ama önce başka taraflara bakmayı bırak. Cep telefonunu da sessize al hele!

Hah, işte böyle!

Yıllar önce, buralarda başka insanlar varmış.

Şu sokağın köşesindeki ahşap bina var ya, orada bir bakkal varmış.

Sattığı malın kusurunu, alacak olana söyler; tartacağı malı, fazla fazla tartarmış.

Bir defter varmış tahta tezgahının üzerinde. Yazının tamamını oku »

Kafama Göre altında yayınlanmış | Henüz yorum yapılmamış »
3 votes, average: 5,00 out of 53 votes, average: 5,00 out of 53 votes, average: 5,00 out of 53 votes, average: 5,00 out of 53 votes, average: 5,00 out of 5 (3 oy) Bir saniye ... Bir saniye ... 06 Mayıs 2009, Çarşamba // opereysin

Cerrahide bir ay: Servis

Misafir yazarımız anhedoni, devam yazısında Genel Cerrahide bulunduğu dönemde yaşadıklarını anlatmaya devam ediyor.

Servis; bende de, cerrahlarda da aynı duyguyu uyandırıyor sanırım. İşin ikinci planı gibi görünse de, serviste görevli doktorlar aslında perde arkasında kalan kahramanlar gibiler. Gerçekten, bir ayın yarısını serviste geceli gündüzlü geçirmek, günde üç ya da dört kere, bazen servisteki 40 hastanın hepsine pansuman yapmak kolay değil.

Bütün bu işler bazen o kadar yoğunlaşır ki, gece nöbetlerinde uyumak dahi mümkün olmaz. Bir insan düşünün; iş yerine pazar sabahı gelsin, o gece nöbet tutsun, ertesi gün serviste çalışmaya devam etsin ve pazartesi gününün akşamında evine geri dönsün. Yazının tamamını oku »

5 votes, average: 4,40 out of 55 votes, average: 4,40 out of 55 votes, average: 4,40 out of 55 votes, average: 4,40 out of 55 votes, average: 4,40 out of 5 (5 oy) Bir saniye ... Bir saniye ... 15 Nisan 2009, Çarşamba // opereysin

Cerrahide bir ay: Ameliyathane

Misafir yazarımız anhedoni, ilk yazısında Genel Cerrahide bulunduğu dönemde yaşadıklarını anlatıyor.

Bu yazı, gerçekten bir ay boyunca nöbetleriyle, yataklı servisiyle, polikliniğiyle ve en önemli bölümü olan ameliyathanesiyle, Genel Cerrahi’de bulunan bir internin (6. sınıfa giden tıp öğrencisi), bire bir sorumluluklarla ve çalışarak geçirdiği bir ayını değerlendirmesi, iç muhasebesini yapmasıdır. Bir nevi, genel cerrahinin iç dünyasında oluşturduğu etkinin dışa vurumu olarak görülebilir.

Yazıma, size biraz geçmişten bahsederek başlamak istiyorum. Bir zamanlar Avrupa’da cerrahlar, doktorlar arasında ikinci sınıf iş yapan insanlar olarak görülürlermiş. Muhtemelen bu düşüncenin altında yatan sebep, işin kanlı kısmıyla uğraşmaları ve hastalarının büyük bir kısmını kaybetmeleriydi.

Özellikle salgın hastalıkların çok fazla görüldüğü, veba gibi hastalıkların kol gezdiği Yazının tamamını oku »

4 votes, average: 4,75 out of 54 votes, average: 4,75 out of 54 votes, average: 4,75 out of 54 votes, average: 4,75 out of 54 votes, average: 4,75 out of 5 (4 oy) Bir saniye ... Bir saniye ... 22 Aralık 2008, Pazartesi // victory

Stanford'ın kuruluşu hikayesi doğru mu?

İnternetin ilk kurulduğu yıllardan beri pek çok yerde rastladığımız bir hikaye var. Hikayeye göre, Stanford, taşralı bir karı koca tarafından, ölen oğulları anısına yaptırılmış. Peki bu hikaye doğru mu?

Efendim, hikaye, kaba saba, soluk, yıpranmış kıyafetler giymiş yaşlı bir çiftin Boston treninden inmeleriyle başlıyor. Çift, soluğu Harvard Üniversitesi’nin Rektörlük binasında alıyorlar. Rektörün bürosundan içeri girer girmez, rektör sekreteri masasından fırlayarak önlerini kesiyor. Öyle ya, bunlar gibi ne idüğü belirsiz taşralılar Harvard gibi bir üniversitede ne arıyorlar?

Adam yavaşça rektörü görmek istediklerini söylüyor. Sekreter işi yokuşa sürüyor “İşte bu imkansız. Rektörün bugün size ayıracak bir saniyesi bile yok.” gibi bir şeyler geveliyor.

Yaşlı kadın çekingen bir tavırla, “Bekleriz” diye mırıldanıyor… Yazının tamamını oku »

Araştırma altında yayınlanmış | 3 Yorum »
123...Son