Faili Meçhul – Beşinci bölüm

Faili Meçhul – Beşinci bölüm

Mustafa’nın evine geleli üç saat kadar olmuştu. Tabii ki evin önüne değil birkaç blok öteye çekmiştik arabalarımızı. Amacımız evden dışarı çıkıp çıkmayacağını kontrol etmekti. Aytekin kendi arabasını park ettikten sonra benim arabama geldi. Böylelikle daha kolay bir bekleyiş olacaktı. Nihayet birinin beni dinlemesinin verdiği mutluluğun yanında benden hiç ayrılmayan “Şimdi ne olacak?” korkusu beni bitiriyordu.

Mustafa evinden çıkmayacaktı herhalde. Büyük bir ihtimalle bana sinirinden öyle demişti. Bu amaçsızlaşan bekleyiş Aytekin’in canınını sıkmaya başladı:

– Bak Metincim çıktı mı Mustafa?
– …
– Bazen sana şaşıyorum. Nereden çıkarıyorsun Mustafa’nın birini öldüreceğini.
– …

Bir süre daha sessiz bir şekilde bekledikten sonra:

-Ben artık daha fazla bekleyemeceğim Metin. Bundan sonra ister kendin devam et, ister evine git ki ben bunu tavsiye ederim.
-Ben devam ederim.
-İyi madem, hadi ben kaçtım.

Hiç cevap vermemiştim. İki dakika daha bekleyemezdi sanki. Üstelik daha saat 11’di. Sanırım o da bu düşüncemi anlamış olacak cevap beklemeden gitti. Ben kararlıydım. Bekleyecektim. İşin ucunda arkadaşımın hayıtının kararması vardı. Buna engel olabilirdim.

Aytekin gittikten 30 dakika sonra Mustafa’nın evinin ışıkları söndü. Hemen ardından o da evden çıktı ve arabasına bindi. Hareketlerinde bir anormallik, bir telaş yoktu. Belki de başka bir yere gidecekti. Ama içimden bir ses Necmi’ye gideceğini söylüyordu. Ya konuşmak ya da… öldürmek için…

Arabası yanımdan geçer geçmez ben de arabamı çalıştırıp peşinden sürdüm. Ana yola çıktı. Oradan ikinci sapağa girdi. Bu yollar bana tanıdık geliyordu. Daha önce Necmi’nin evinde şirketin ileri gelenlerinin katıldı bir yemeğe davet edilmiştim. Ben de davete icabet ederek gitmiştim. Şimdi Mustafa’yı takip ederken geçtiğim yollar anlıyorum ki beni oraya götürecek. İşte o sokak. Ben hemen kenara çektim arabayı. Eğer durursa zamanlamam harika, yok eğer durmazsa bu daha da harika olurdu. Ama ne yazık ki; o da arabasının bir yere park etti. Kalp atışım hızlanmaya başlamıştı. Mustafa arabadan çıktı ve işte… o korktuğum şeyi yaparak etrafı kolaçan etti. Bu onun suç potansiyelini ortaya koyuyordu. Bir insan başka türlü niye etrafına baksın durup dururken?

Mustafa kapıyı çaldı. Bir süre sonra Necmi kapıyı açtı. Bir müddet konuştular. Hâllerinde bir öfke veya bir kavga görünmüyordu. Bu durumda da Aytekin’i çağırmamam gerektiğini düşündüm.

Aman Allah’ım! O da ne? Mustafa cebinden çıkarttığı bıçağı Necmi’nin göğsüne sapladı. Şimdi de kaçıyor. Necmi yere düştü kıvranıyor. N’apsam ki? Mustafa da arabasına atladı kaçacak.

Hemen cep telefonumdan ambulans çağırdım. O sırada da arabayı çalıştırıp Mustafa’nın peşine takıldım. Görünmemek için açıktan açıktan gidiyordum.

Ne yaptın Mustafa? Bu yapılır mıydı? Ne olursa olsun adam öldürülür mü?

Aytekin’in cebini de arıyor ama ulaşamıyordum. Sonunda boş verdim. Bütün dikkatimi Mustafa’nın üzerine odaklamalıydım. Mustafa da gaza bastıkça basıyordu. Tekrar ana yoldaydık. Buradan ilk sapaktan benim eve gidiliyordu. O da nesi? Mustafa o sapağa girdi. Kendi evine buradan gitmesi mümkün değil. Artık ne yapıp edip eve ondan önce ulaşmam lazımdı. Bildiğim kısa yoldan eve vardım. Aytekin’i tekrar aradım bu sefer çıktı:

-Alo Aytekin!
-Ne var n’oldu?!
-Çok kötü şeyler oldu. Mustafa, Necmi’yi bıçakladı.
-Ne?
-Hem de tam göğsünden.
-Sen neredesin?
-Ben eve geldim. Önce ambulansa haber verdim. Sonra Mustafa’nın peşine takıldım. Baktım bizim eve giden yola girdi. Aytekin ne yapacağımı bilemiyorum. Ya beni de öldürmek istiyorsa!
-Sen evden ayrılma, kapıyı da açma. Ben birazdan orada olurum.

Telefonu kapattım. Her yer sessizdi. Tek ses kalbimin atışıydı. O kadar heyecanlıydım ki; sesini vasıtasız duyabiliyordum. Kestirme yol bana 10 dakika kazandırmıştı. Trafiği de hesaba katarsak 13 dakika bile olabilirdi.

Aytekin ondan önce gelirse bari. Yoksa…

Bu dakikalar saatleri aratmıyordu. Hepsi sanki ağır ağır geçiyordu. Birden kapı çaldı.

İşte Mustafa geldi. N’apacağım şimdi ben?

Mutfaktan et bıçağını aldım. Karşımdaki de bıçaklı olacağından şansım yüksekti. Ama elbette bir profesyonelden daha fazla değil.

Kapıya yanaştım. Aytekin’in uyarısı geldi aklıma. Kapı deliğinden baktım.

Ohh bee…

Gelen Aytekin’di. Onu hemen içeri almalıydım.

-Gel Aytekin gel.
-N’oldu? Gelmedi mi?
-Yok. Henüz değil. Silahını aldın mı?
-Şaka mısın?

Sonra elimdeki satırımsı bıçağı gördü:

-Pek ihtiyacın yokmuştu senin de.
-Tedbir.
-Bir şey dediğim yok zaten.
-Gelmezse ne yapacağız?
-Biz gideceğiz.
-Biz mi?
-Hı hı… Yani biz derken polisler olarak biz. Baskın hesabı…
-Haaa…
-Ben zaten haber verdim benim arkadaşlara. Onlarda etraftalar.
-Buradalar mı?
-Evet. Birisi arabada, birisi şu erik ağacının altında filan.
-Ohh.. Sağolasın be Aytekin.
-Ne demek Metin. Kim olsa aynı şeyi yapmam gerekir. Mesleğim bu.

Polislik… Güzel meslek… Gitgide de içim ısınıyor.

Araba sesi… Mustafa olmasın. En iyisi pencereden bakayım. İşte o… Mavi sedan… Kaportasında büyük çöküntü…

-Aytekin! İşte geldi. Mustafa geldi.
-Sakin ol! Panik yapma. Biz buradayız.

Telsizini çıkartarak adamlarını kontrol etti.

-Herkes yerindeymiş Metincim. Endişe edecek hiçbir şey yok.

Kapı çalınıyor. Tehlike yaklaşıyor. Tehlike…

-Şimdi ne yapayım?
-Gidip kapıyı aç bakalım ne istiyor?
-Sen delirdin mi?! Adama beni öldürmeye geldi.
-Korkma dedik ya, burada yedi kişiyiz.
-İyi iyi…

Kapı bir kez daha çaldı. Ben yanıma çaktırmadan küçük bir bıçak aldım. Adam bir hamle yaparsa, yedi cüceler yetişene kadar ben nalları dikmeyeyim istedim. Kapının deliğinden baktım. Mustafa bana bakıyordu. Hâli tavrı pek de heyecanlı gibi değildi. Anlaşılan ilkini işlediği cinayetlerin arkasını daha kolay getirecekti. Kapıyı açtım.

-Ne var ne istiyorsun?
-Ne demek ne istiyorum?

Birden eli cebine gitti. Ben de korkudan bıçağımı çektim ve kendimi savunmak için öylesine savurdum. Bir haykırışla Mustafa yerdeydi.

Olamaz… Mustafa… O öldü. Ben birini öldürdüm. Hem de Mustafa’yı… Ama o beni öldürecekti…

Bu ümidim elinden düşen cep telefonuyla son bulmuştu. Cebinden cep telefonunu çıkarıyormuş meğer. Artık katildim. Eli kanlı bir katil. Vücudumu baştan aşağı bir titreme sardı. Aytekin’in sesiyle irkildim.

-Metin n’aptın?
-…
-Metin!
-Bı.. bıçak…
-Ne?!
-Bıçak çekecek sandım.
-Sana demedim mi biz buradayız diye?! O bıçak da nesi? Tek yapman gereken gerisin geri kaçmaktı.
-Şimdi ne olacak?
-Elinin körü olacak!
-…
-Neyse hepsi geçti. Güvendesin artık.
-…
-Ama seni mahkemeye çıkartmalıyız.
-Ne?
-İstemeden de olsa birini öldürdün. Bu sorgulanması gereken bir durum. Biz tutanakta gerçeği yazacağız. Nefsi müdafa olayına da değineceğiz. Sana BARO’dan avukat verilecek. Nöbetçi mahkemede tek celsede karara varılır.
-Hı hı…
-Geçmiş olsun.
-Sağol…

Mustafa’nın o görüntüsü bir ömür gözümün önünden gitmeyecekti. Bunu biliyordum.

Ellerimde kelepçe vurdular. Ardından beni arabaya bindirdiler. Aytekin benimle gelmiyordu. O olay yerini inceliyordu. En son gördüğümde Mustafa’nın cep telefonuna bakıyordu.

Tehlike!..
Ne tehlikesi?
Sır!..

Beni en yakın nöbetçi mahkemeye götürdüler. Mahkemenin başlaması bir saati buldu. Sonra beni dinlediler. Ben de bütün geceyi anlattım: Aytekin yanımdayken Mustafa’yı beklememi, sonra Mustafa’nın Necmi’yi öldürmesini, benim de kendimi savunmak için Mustafa’yı istemeden öldürmemi…
Hakim bir süre düşündü. Tahliyeme karar verdi. Ellerimdeki kelepçeleri söktüler. O metalin iğrenç hissi yoktu artık. O sırada birden Aytekin içeri gelerek hızla hakimin yanına gitti.

Tehlike!..

…ve cebinden Mustafa’nın cep telefonunu çıkararak hakime gösterdi. İşte küçük sırrım ifşa oluyordu. Buna katlanamazdım. Yanımdaki görevliyi süzdüm. Belinde eğreti bir şekilde duran tabancayı bir hamlede alıp kafama sı…

Karanlık!

Aytekin benden hızlı davranmış beni omzumdan vurmuştu. Evet suçlu bendim. Sonra onlara her şeyi itiraf ettim:

Bunca aksiliğin peş peşe gelmesine bir türlü aklım ermiyordu. Necmi’nin ihtimal dışı gıcıklığı ile Mustafa’nın rolden siniri bende şüphe uyandırdı. Bir seferinde Mustafa’yı evinde dürbünle izledim ve onu paracıklarını sayarken gördüm. Beynimden vurulmuşa dönmüştüm. Bu ihaneti bana, hem de ben bu çulsuz halimdeyken yapmıştı. Bunu kabullenemezdim. Sonunda onu öldürmeğe karar verdim. Necmi’nin bir arkadaşıyla buluşacağını, konuşmalarından duymuştum. O evde yokken evine girerek paraları aradım. Bulamadım. O anda aklıma Necmi’nin bu işte ortak olduğu düşüncesi geldi. Peşinden Aytekin’i arayarak Mustafa’nın durumunu söyleyerek onu iknaya çalıştım. O da geldi. Beraber beklerken, Mustafa evde yoktu. Ama ben ışıkları açmış olduğum için evdeymiş gibi göründü. Aytekin’in sıkılmasını sağlamak için tek kelime bile etmedim. O da sonunda bıktı ve gitti. Hemen evin ışıklarını kapattım ve Mustafa’yı arayarak bilgisayarıyla benim evime gelmesini ve film seyretmemizi teklif ettim(elektrik faturamı o yatırmıştı). O da “Olur” dedi. Ardından Necmi’nin evine gittim, hesap sormak için. Kapısını çaldım. Necmi çıktı. Ona paralarımı vermesini söyledim. Ama o inkar etti. Oysa ben emindim. Yanımda getirdiğim bıçakla Necmi’yi öldürdüm. Hemen eve doğru yola koyuldum. Mustafa’yla anlaştığımız vakit yaklaşıyordu. Aytekin’i arayarak malum yalanı söyledim. Mustafa gelince de mutfaktan aldığım küçük bıçağı gömleğimin yeninin içine sakladım. Bir fırsat bulup onu da öldürmeyi istiyordum. Beklediğim fırsat Mustafa elini cebine atınca karşıma çıktı. Tam isabetle gırtlağından yaraladım onu. Bu yara da onu ölüme götürdü. Cebinden düşen telefonu görünce işimin bittiğini anladım. Çünkü orada benim Mustafa’yı aradığımı gösteren kayıt vardı. Kendimi üzüntüden yere atarmış gibi yapıp el yordamıyla telefonu aradım ama telefon çok uzağa gitmişti. Dolayısıyla onu da imha edemedim ve Aytekin beni arama kaydından yakaladı.

Metin Gündoğdu aynı nöbetçi mahkemece tek celsede müebbet hapse mahkum edildi. Gardiyanlar ertesi hafta kahvaltıyı getirmek için geldikleri hücrede cesediyle karşılaştılar. Yanında bu notları bulundu.

-SON-

Serinin Diğer Yazıları:
Faili Meçhul – Birinci Bölüm
Faili Meçhul – İkinci Bölüm
Faili Meçhul – Üçüncü Bölüm
Faili Meçhul – Dördüncü Bölüm

Sevebilirsin...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir