14 Ağustos 2008, Perşembe //
victory
Huzur arayışınız arttığında…
Asla olabileceğinizi tahmin etmediğiniz oranda sabırlı olduğunuzu gördüğünüzde…
Sese, gürültüye, kavgaya karşı dayanıksızlaşıp, hayatın daha bir sükunet içinde, sorunsuz geçmesini istediğinizde…
İncinmek ve incitmek üzerine daha derin düşünerek karar vermeye başladığınızda…
“Var ya şu okul bir bitsin, bir daha hiçbir güç beni buraya getiremez!” dediğiniz lise günlerini mumla aramaya başladığınızda…
Hatırladığınız şeylerin, anneanne stili, en az on beş yıl öncesine ait olduğunu oysaki dün akşam ne yediğiniz hakkında en ufak fikriniz olmadığını gördüğünüzde… Yazının tamamını oku »
Çinli, Japon ve bizim Temel, bir çocuğa bodyguard olarak tutulmuşlar.
Birgün çocuk trende seyahat ediyormuş. Tabii ki korumalar bir kaç sıra arayla etrafında.
Çocuk neşeli bir tipmiş. Hop hop hoplayan, zıp zıp zıplayan bu çocuğa bir tokat gelmiş. Çinli hemen kalkmış ayağa: Yazının tamamını oku »
Kofti Efe öylesine bir hışımla kahveye girmiş ki, sormayın.
Etraftakiler sormuş tabi:
“Hayrola Efem ne oldu?”
Efe kasılmış da kasılmış:
“Ne olsun, sokağın köşesinde 5 herifi haşat ettim, geldim!”
Yazının tamamını oku »
Bir arkadaş belini tuta tuta anlatıyor:
Bizim mahalleye çok da uzak olmayan bir dükkanı kahve yaptılar. 2-3 hafta yapımı sürdü. Nihayet bitince sandalyesiydi masasıydı taşıdılar kahveye. Kapısına da dana kadar yazı astılar: Yazının tamamını oku »
Sıcak, güzel bir Temmuz sabahıydı. Dinlendirici bir sessizlik vardı.
Cemil çok mutlu bir aile babasıydı. Gerçi çocukları yoktu ama sorumluluklarını bilen bir kocaydı. Yazının tamamını oku »

Yenge kızdı zannederler. (Büyütmek için resme tıklayın.)
Çocuk okuldan gözü şiş olarak dönünce, annesi telaşlanır:
-Oğlum ne oldu gözüne? Düştün mü yoksa?
-Hayır düşmedim. Arkadaşım Fırat’la dövüştük. Ben de yarın onun gözünü şişiricem. Yazının tamamını oku »
08 Ağustos 2005, Pazartesi //
victory