
Ben küçücük bir çocukken, babam bana masallar anlatırdı.
Aslan Kral’ın kralı olduğu ormanlar ülkesinin maceralarıydı bunlar. Standart masal temalarını kombine ederek doğaçlama anlattığı masallardı.
Masalları, 5 kişilik ayıcık ailesinin gözünden dinlerdim. Baba, anne ve 3 yavrudan oluşan ayıcık ailesindeki en büyük yavrunun adı, çok sevdiğim oyuncak ayıcığımın adıydı. Anlaşılan, anlatılan masallar oyuncak ayıcığımın ailesinin yaşadıklarıydı.
Bir türlü uyuyamadığım gecelerde babam, yanıma yatar, beni koluna alır ve anlatmaya başlardı. Yazının tamamını oku »

Hayallerimizde yaşıyoruz.
Gerçek hayatlar yaşadığımızı zannetsek de, gerçek bu: Hayallerimizde yaşıyoruz.
Diğer çocukların “daha güzel” olan oyuncaklarını görerek başlıyoruz hayata.
Ailielerimize aynı oyuncakları aldırmayı başardığımızda, diğerlerinin yeni oyuncaklarının olduğunu görerek üzülüyoruz.
O oyuncakların Yazının tamamını oku »

Derinden gelen bir uğultu…
… ve korkunç bir sarsıntı.
Elektrikler çoktan gitmiş.
Önce sağdan-sola, sonra daireler çizerek sallanıyor bina.
Neredeyim?
İstanbul’da olmadığımı hatırlıyorum. Gölcük yakınlarındayım.
Binaya kamyon çarpıyor gibi.
Veya dev bir boğa boynuzlarını takmış binayı kaldırıyor sanki.
Yazının tamamını oku »

Kuru istatistiki bilgiler can sıkıcı oluyor. “Bilmemne %10, diğeri %5″ tarzı yazıları okumak, insanın hiç mi hiç hoşuna gitmiyor.
Tablolar, bu problemi ortadan kaldırmak için kullanılsalar da, çoğunlukla yeterli olamıyorlar. Pasta dilimleri mi? Onlar biraz geride kaldılar.
Web 2.0′ı dilimizden düşüremiyoruz ya; şimdilerde, simgelerle bezenmiş, canlı renklerle süslenmiş istatistik “tabloları” moda. Ah bir de Türkçe olsa… Hem birazcık memleketi anlatsa.
Bu dertten biz de muzdaribiz. Bu sebeple zaman zaman yukarıda bahsettiğimiz tanıma uyan diyagramlar yayınlamak istiyoruz. Bugün, bu diyagramların ilkiyle, Yazının tamamını oku »
Sürekli tasarım yapmaktaysanız, bazen tıkandığınızı, üretkenliğinizi kaybettiğinizi düşünebilirsiniz. Çoğu meşhur tasarımcı, haftada altmış saatten fazla çalışır. Bu da kişinin tasarımla ilgili bildiği bütün teknik ve biçimleri kullanması anlamına gelebilir. Ama tasarımcıların kendilerini çaresiz hissetmelerine bir çare var.
Önceliklerinizi Belirleyin
İş önemlidir. Ancak bunu hayatınızın anlamı olarak görmeyin. Çünkü öyle değil. Sevdiğiniz diğer şeylere ( aileniz, hobileriniz vs. ) zaman ayırmanız çok büyük bir önem arzediyor. Bu iş-aile/eğlence denkleminin formülü dengedir. Birinde aşırıya kaçmadan yapılan doğru bir ayırım sonucunda, zihninizin açılması ve yeni fikirler edinmeniz mümkün olur. Ayrıca aile içi gerginliğin en büyük sebeplerinden biri olan ilgisizlik de son bulmuş olur.
Yazının tamamını oku »

Geçenlerde karşılaştığım bir yarışma programı beni düşünmeye sevketti. ABD’de yayınlanan bu programda, yarışmacıların, sorulan sorulara doğru cevaplar vermeleri isteniyor. Sorulara verilen cevapların doğruluğunun kontrol edilebilmesi için de, bir yalan makinesi hazırda bekletiliyor.
Yarışma koltuğuna oturan bayan yarışmacıya sevdikleri ile ilgili sorular soruluyor. Soruların odak noktası, yarışmacının kocası. O da stüdyoda. Yarışmacının kocasını rencide edecek, hiçbir karı kocanın duymak istemeyeceği konularda sorular soruluyor.
Verilen cevapların doğru olması gerekiyor ya, yarışmacı kocasının bile beklemediği cevapları sıralamaya başlıyor. Her sorunun sonunda, kocasının yüz ifadesi değişiyor.
Yarışmanın ana fikri, Yazının tamamını oku »
Geçen gün şehir içinde otobüsle giderken duyduğum bir söz, annelerimize ve babalarımıza bakış açılarımızın birbirinden ne kadar farklı olduğunu hatırlamama sebep oldu.
Otobüsteki üniversite gençlerinden biri, diğerine dönüp, hayatta en çok kimi sevdiğini sordu. Böyle bir soru sormak nereden aklına geldi bilmiyorum, ama muhatabı hiç düşünmeden cevap verdi:
“Kendimden çok sevdiğim sadece bir kişi var: O da annem.”
Belki arkadaşının yüzünde oluşan ifadeyi süzmek için, belki de nasıl devam etmesi gerektiğini belirleyebilmek için biraz bekledi. Sonra devam etti:
“Babamı da kendimden az seviyorum yani.”
Bu diyalogdaki ifadenin oluşmasının onlarca sebebi olabilir. Yazının tamamını oku »
Küçüklüğümde, amcam nadiren evimizi ziyarete gelir, bazı ziyaretlerinde gece de evimizde yatardı.
Bu gecelerin gözümde ayrı bir önemi vardı. Daha geç saatlere kadar uyanık kalmama izin verilirdi mesela. Gerçi bu izin, hiçbir zaman sözlü izin halini almazdı ama, o gecelerde erken yatmamı kimsenin önemsemediğini hissederdim.
Bunun dışında o geceleri farklı yapan şeyler de vardı: Yazının tamamını oku »