Yerli satıcılar Çinlilerin istilasından şikayetçi. “Ucuz ucuz ve kalitesiz mallar kapış kapış gidiyo, bizimkiler dükkan rafları süslüyo!”. Bunlardan en önemlisi de ayakkabılar. Yazının tamamını oku »
Şubat 2006 Arşivi
2006 yılında yayınlanan tüm yazılarımızı görmek için:

İngiltere’de yargıçların maaşı yokmuş. Onun yerine ihtiyaçları oldukça kullandıkları kredisi sınırsız çek defterleri varmış. İngiliz devleti hakimlerine o kadar güveniyormuş yani. Birgün hakimin biri bir bankaya gidip 1.000.000 poundluk bir çek bozdurmak istediğini söylemiş. Tabii ortalık birbirine girmiş. Yazının tamamını oku »
O akşam erken yatmıştı Anna Karanina. Saat henüz sekizi bile vurmamıştı, fakat işte O, malikanenin ikinci katındaki odasında, rahat ve geniş yatağında yatıyordu. Uykusu gelmemişti ama günün yorguluğu üzerindeydi. Yatağında, şöminenin çatırtısını dinliyor, zevkle Petersburg sokaklarını seyrediyordu.
Babasıyla tartışmışlardı sabah. “Beni hiç anlamıyor!” diye için için hayıflandı Anna Karanina. Annesi Antonina, normal bir Rus kadını olarak yetiştirilmişti: Kocasının yaptıklarını hemen benimser, yanlış olduklarını bilse bile!
“İşte yine aynısı oldu!” Yazının tamamını oku »
İş yerinde müthiş bir çaycımız var: Cemil. Şen şakrak konuşması, her seferinde ekibi güldüren şivesi, soğuk havalarda giydiği çift kat çorapları, içliği, veresiye çayları not aldığı çetere defteriyle en mutsuz olduğumuz anlarda bile keyfimizi yerine getiriyor. Gerçi personelin bazısı, keyfimizin yerine gelmesini Cemil’e değil, krize girdiğimizde getirdiği çaylara bağlıyor ama olsun.
Cemil’in bazı karakterize özelliklere sahip olduğunu biliyordum. Ne gibi? Aklına estiğinde suyu kaynamamış çaylar getirmesi, çay krizi baş gösterdiğinde “Altını yeni yaktım.” diyerek cinnet geçirtmesi, tahvil, bono fiyatlarından her daim haberdar olması, yastık altı milli servet tabirinin ortaya çıkmasını sağlayan kötü gün altınları olması gibi. Yazının tamamını oku »
3 yaramaz tıfıl aralarında tartışıyordu.
-Benim babam, arabasıyla iki saatte İstanbul’dan Ankara’ya gider.
-Sen ne diyorsun, benim babam uçağı ile 1 saatte dünyayı dolaşır.
Yazının tamamını oku »
Yok yahu… İlmi bir yazı değil bu. Başlıktaki soruyu okuduğunuzda aklınıza Google’ın reklamları gelmiş olmalı. Uyanık web masterlarımız hemen bu soruları içeren sayfalar hazırlamışlar. Böylece linklere tıkladığınızda kendi sayfaları açılıyor. Google reklamıyla hit kazanıyorlar
.
Hea bu arada sorunun cevabını da yazalım. Dünya’ya en yakın yıldız Alpha Centauri‘ymiş. Dünya’ya 4.3 ışık yılı uzaklıktaymış. Google’ın yalancısıyım.
Sorular yazının devamında. Yazının tamamını oku »
Biz de, hepimiz gibi, günlerdir durduk Avrupa’yı seyrediyoruz. Önce ortaya bir taş attılar. Baktılar yeterince tepki toplayamıyorlar, kışkırtmaya devam ettiler. Yine istedikleri etkiyi veremediler. Belli ki ortaya attıkları taş, kaya olup kafalarına indi, şaşkın şaşkın “İfade özgürlüğü” geyiğine başladılar.
İfade özgürlüğü nedir? Hatta temelde özgürlük nedir? Okullarda öğretilir: Özgürlük, başkasını rahatsız etmeyecek şekilde, kendi sınırları içinde yaptıklarında serbest olmaktır.
Buradan ne mana çıkıyor? Özgürlük, kuralsızlık değildir! Her eleştirinin, her yazının, her karikatürün bağlı olduğu, bağlı olması gereken bazı kurallar vardır. Eğer ifade özgürlüğü kisvesine sığınıp, kuralsızlık yapıyorsanız, cezasını çekersiniz. Eğer size bu cezayı verecek bir idareniz yoksa, idarecileriniz Rasmussen’in kavrama kabiliyetine sahip insanlarsa, özgürlük kelimesini kavrayamamışken, ifade özgürlüğünü duyunca hepten hatları karıştırmışlarsa; veya ifade özgürlüğü tamlamasından çıkardıkları tek anlam, “Aklıma eseni yaparım. Bana yapılırsa kızarım”sa onlara münasip şekilde gülmek gerekir. Biz de bunca zamandır, onu yapmakla meşgulüz.
Şimdi buraya “o biçim” bir Rasmussen karikatürü yerleştirip, gönüllere biraz su serpmek vardı, ama onun gibilerle mücadele etmek, onlar kadar hayâsız olmayı gerektirmiyor. Çünkü biz ifade özgürlüğünü yüzyıllardır bilen bir milletiz, sonradan görme olmayınca, sonradan görmeler gibi ölçüsüz olamıyoruz.
Fizik öğretmeni, çalışkan ama biraz muzip bir öğrenciye sormuş:
- Söyle bakalım, elektrik nerelerden geçmez?
Çocuk bir solukta sıralamış: Yazının tamamını oku »


















