Edebi Hezeyanlar’ Kategorisi Arşivi

Yazarlara gelenlerin geldiğini gösteren, insanın tahammül sınırlarını zorlayan, sıcak havalarda soğuk duş tesiri yapan edebi yazılar bu kategoride toplanıyor.

Kategori alt işareti
İlk...345...Son
6 votes, average: 5,00 out of 56 votes, average: 5,00 out of 56 votes, average: 5,00 out of 56 votes, average: 5,00 out of 56 votes, average: 5,00 out of 5 (6 oy) Bir saniye ... Bir saniye ... 11 Mayıs 2009, Pazartesi // bulut

Yalan hayatlar

Geçenlerde karşılaştığım bir yarışma programı beni düşünmeye sevketti. ABD’de yayınlanan bu programda, yarışmacıların, sorulan sorulara doğru cevaplar vermeleri isteniyor. Sorulara verilen cevapların doğruluğunun kontrol edilebilmesi için de, bir yalan makinesi hazırda bekletiliyor.

Yarışma koltuğuna oturan bayan yarışmacıya sevdikleri ile ilgili sorular soruluyor. Soruların odak noktası, yarışmacının kocası. O da stüdyoda. Yarışmacının kocasını rencide edecek, hiçbir karı kocanın duymak istemeyeceği konularda sorular soruluyor.

Verilen cevapların doğru olması gerekiyor ya, yarışmacı kocasının bile beklemediği cevapları sıralamaya başlıyor. Her sorunun sonunda, kocasının yüz ifadesi değişiyor.

Yarışmanın ana fikri, Yazının tamamını oku »

Edebi Hezeyanlar altında yayınlanmış | 1 Yorum »
3 votes, average: 5,00 out of 53 votes, average: 5,00 out of 53 votes, average: 5,00 out of 53 votes, average: 5,00 out of 53 votes, average: 5,00 out of 5 (3 oy) Bir saniye ... Bir saniye ... 06 Mayıs 2009, Çarşamba // opereysin

Cerrahide bir ay: Servis

Misafir yazarımız anhedoni, devam yazısında Genel Cerrahide bulunduğu dönemde yaşadıklarını anlatmaya devam ediyor.

Servis; bende de, cerrahlarda da aynı duyguyu uyandırıyor sanırım. İşin ikinci planı gibi görünse de, serviste görevli doktorlar aslında perde arkasında kalan kahramanlar gibiler. Gerçekten, bir ayın yarısını serviste geceli gündüzlü geçirmek, günde üç ya da dört kere, bazen servisteki 40 hastanın hepsine pansuman yapmak kolay değil.

Bütün bu işler bazen o kadar yoğunlaşır ki, gece nöbetlerinde uyumak dahi mümkün olmaz. Bir insan düşünün; iş yerine pazar sabahı gelsin, o gece nöbet tutsun, ertesi gün serviste çalışmaya devam etsin ve pazartesi gününün akşamında evine geri dönsün. Yazının tamamını oku »

2 votes, average: 5,00 out of 52 votes, average: 5,00 out of 52 votes, average: 5,00 out of 52 votes, average: 5,00 out of 52 votes, average: 5,00 out of 5 (2 oy) Bir saniye ... Bir saniye ... 27 Nisan 2009, Pazartesi // hijacker

Kampüste hayat ve tavsiyeler

Her sene yüz binlerce öğrencinin hayali üniversiteli olmaktır. Neticede bir çoğu olur da… Ancak bu hayal gerçekleşince, ortada çalışmak için çok fazla sebep kalmaz ve üniversitelinin notları birden “boyun büker”.  Bunda “sıfırcı” hocaların etkisi malumdur, fakat notlardaki bu düşüşten kurtulmanın da çareleri var. İşte kampüste hayat ve işe yarayabilecek bir kaç tavsiye…

Kampüse adım atan herkes bilir. Burası liseden farklı. Teneffüs zili, hoca girince ayağa kalkmalar mazide kalmıştır. Bir kere, kimse üniforma giymez. Aslında buranın üniforması “moda”dır. Üç şeritli ayakkabılar bazı bölümlerde  mecburi (!), o denli yani. Bunlara takılmadan esas mevzuya dönelim. İlk ne yapmalı:

İlk önce hocaların iyi tanınmasında fayda var. Hangi hoca neyi beğenir, nelere dikkat eder? Bam telini bilmeli. Şirazesiz bir sual, Yazının tamamını oku »

5 votes, average: 4,40 out of 55 votes, average: 4,40 out of 55 votes, average: 4,40 out of 55 votes, average: 4,40 out of 55 votes, average: 4,40 out of 5 (5 oy) Bir saniye ... Bir saniye ... 15 Nisan 2009, Çarşamba // opereysin

Cerrahide bir ay: Ameliyathane

Misafir yazarımız anhedoni, ilk yazısında Genel Cerrahide bulunduğu dönemde yaşadıklarını anlatıyor.

Bu yazı, gerçekten bir ay boyunca nöbetleriyle, yataklı servisiyle, polikliniğiyle ve en önemli bölümü olan ameliyathanesiyle, Genel Cerrahi’de bulunan bir internin (6. sınıfa giden tıp öğrencisi), bire bir sorumluluklarla ve çalışarak geçirdiği bir ayını değerlendirmesi, iç muhasebesini yapmasıdır. Bir nevi, genel cerrahinin iç dünyasında oluşturduğu etkinin dışa vurumu olarak görülebilir.

Yazıma, size biraz geçmişten bahsederek başlamak istiyorum. Bir zamanlar Avrupa’da cerrahlar, doktorlar arasında ikinci sınıf iş yapan insanlar olarak görülürlermiş. Muhtemelen bu düşüncenin altında yatan sebep, işin kanlı kısmıyla uğraşmaları ve hastalarının büyük bir kısmını kaybetmeleriydi.

Özellikle salgın hastalıkların çok fazla görüldüğü, veba gibi hastalıkların kol gezdiği Yazının tamamını oku »

4 votes, average: 5,00 out of 54 votes, average: 5,00 out of 54 votes, average: 5,00 out of 54 votes, average: 5,00 out of 54 votes, average: 5,00 out of 5 (4 oy) Bir saniye ... Bir saniye ... 07 Nisan 2009, Salı // victory

Geçen gün şehir içinde otobüsle giderken duyduğum bir söz, annelerimize ve babalarımıza bakış açılarımızın birbirinden ne kadar farklı olduğunu hatırlamama sebep oldu.

Otobüsteki üniversite gençlerinden biri, diğerine dönüp, hayatta en çok kimi sevdiğini sordu. Böyle bir soru sormak nereden aklına geldi bilmiyorum, ama muhatabı hiç düşünmeden cevap verdi:

“Kendimden çok sevdiğim sadece bir kişi var: O da annem.”

Belki arkadaşının yüzünde oluşan ifadeyi süzmek için, belki de nasıl devam etmesi gerektiğini belirleyebilmek için biraz bekledi. Sonra devam etti:

“Babamı da kendimden az seviyorum yani.”

Bu diyalogdaki ifadenin oluşmasının onlarca sebebi olabilir. Yazının tamamını oku »

2 votes, average: 5,00 out of 52 votes, average: 5,00 out of 52 votes, average: 5,00 out of 52 votes, average: 5,00 out of 52 votes, average: 5,00 out of 5 (2 oy) Bir saniye ... Bir saniye ... 31 Mart 2009, Salı // victory

Küçüklüğümde, amcam nadiren evimizi ziyarete gelir, bazı ziyaretlerinde gece de evimizde yatardı.

Bu gecelerin gözümde ayrı bir önemi vardı. Daha geç saatlere kadar uyanık kalmama izin verilirdi mesela. Gerçi bu izin, hiçbir zaman sözlü izin halini almazdı ama, o gecelerde erken yatmamı kimsenin önemsemediğini hissederdim.

Bunun dışında o geceleri farklı yapan şeyler de vardı: Yazının tamamını oku »

Edebi Hezeyanlar altında yayınlanmış | 1 Yorum »
2 votes, average: 5,00 out of 52 votes, average: 5,00 out of 52 votes, average: 5,00 out of 52 votes, average: 5,00 out of 52 votes, average: 5,00 out of 5 (2 oy) Bir saniye ... Bir saniye ... 28 Mart 2009, Cumartesi // victory

İtfaiye erinden örümcek adam olur mu?8 yaşında, otistik bir çocuğun kurtarılması gerekiyorsa, itfaiye erinden örümcek adam olabiliyormuş pekala.

En azından Tayland sınırları içerisinde, olabiliyormuş.

Hikaye şu: Okula yeni başlayan otistik bir çocuk, okulun 3. katındaki pencerenin pervazına çıkmış ve öğretmenlerinin çağrılarını önemsemeden, pervazda dikilmeye başlamış.

Öğretmenler polisi aramışlar ve bir şekilde olay yerine itfaiye ekibi de gelmiş.

Çocuğun annesi, itfaiye ekibine kritik bir bilgi vermiş: Çocuk, süper kahramanları çok seviyormuş.

Bu bilgiyi alan bir itfaiye eri, hemen itfaiye merkezine geri dönmüş ve Örümcek Adam kostümü giyerek olay yerine geri dönmüş.

Kostümü nereden bulduğunu merak etmiş olmalısınız. İlk başta aklıma gelen şey, Yazının tamamını oku »

1 vote, average: 5,00 out of 51 vote, average: 5,00 out of 51 vote, average: 5,00 out of 51 vote, average: 5,00 out of 51 vote, average: 5,00 out of 5 (1 oy) Bir saniye ... Bir saniye ... 25 Mart 2009, Çarşamba // Seyyah-ı Fakir

Ekonomi hocası yılın ilk dersine gelmişti. Yerlerini almış, dersin başlamasını bekleyen öğrencileri süzdükten sonra biraz bekledi. Sınıftaki uğultu kesildikten sonra konuşmaya başladı:

“Öğrencilerim, biraz sonra size bir dakika sürecek ilk iktisat dersini vereceğim. Bu bir dakika yeterli olacak. Geri kalan zamanda, yani bütün bir yıl boyunca, “zenginlerin yazdırdığı” müfredatı okuyacağız.”

Öğrencilerin meraklı bakışları arasında konuşmasını sürdürdü: Yazının tamamını oku »

Edebi Hezeyanlar altında yayınlanmış | 2 Yorum »
İlk...345...Son