İstilacı diyemem, invasiv bana uyar.
Spesifik demezsem, İngiliz gönül koyar.
Çok entelim değil mi? Öyleyim biliyorum.
İndıpendınt demeyi, entellik sayıyorum.
‘Edebi Hezeyanlar’ Kategorisi Arşivi
Yazarlara gelenlerin geldiğini gösteren, insanın tahammül sınırlarını zorlayan, sıcak havalarda soğuk duş tesiri yapan edebi yazılar bu kategoride toplanıyor.

Piramitlerin “kaba kuvvet” esasına dayalı olarak yapılmasının neden imkansız olduğunu önceki yazımızda (Piramitler nasıl inşa edildi? - 1) açıklamıştık. Bu yazımızdaysa konuya kaldığımız yerden devam ediyoruz ve in situ (yerinde) taş oluşturmanın gerçekçi bir teori olup olmadığını inceliyoruz.
Piramitlerde kullanılan taşların tabii kireçtaşı kayaları olduğunu söyleyenleri zor durumda bırakan iki gerçek vardı:
“Most people are awaiting Virtual Reality; I’m awaiting virtuous reality.” demiş adamın biri. “Çoğu insan sanal gerçekliği bekliyor, bense temiz gerçekliği bekliyorum.”, cümlenin Türkçe karşılığı.
Gerçekten, teknoloji geliştikçe; rahat ettiğimizi, vakit kayıplarımızı azalttığımızı, yararlı işlere daha kolay yönelebildiğimizi savunuyoruz. Sizce bu düşüncemizde haklı mıyız, yoksa sadece kendimizi mi kandırıyoruz? Yazının tamamını oku »
Ahmet Sarbay’ın Geçmişe Mazi Derler kitabından bir bölümü sizinle paylaşıyoruz.
Tarih’in akışına yön vermiş en ünlü hayvanlar arasında bir adet ‘bit’ vardır dersek şaşırmazsınız herhalde. Öyle ki sıradan bir insanı önce cihan hükümdarına damad, sonra da Vezir-i azam mertebesine çıkarmıştı.
Kanuni‘nin birkaç oğluna karşılık bir tane kızı vardı. Mihrimah Sultan ismindeki bu kızına damad olarak ta Diyarbakır Valisi Rüstem Paşa‘yı seçmişti. Bu seçimde Rüstem Paşa’nın başarılı bir asker ve idareci olmasının payı büyüktü. Yazının tamamını oku »
Okullar yarın açılıyor ya, basında da konu yer buluyor. Kolay değil, milyonlarca öğrenci dersbaşı yapacak. Servisçiler, minibüsçüler, önlükçüler kazanacak, veliler kaybedecek.
O “hatırlanmaya değer” günleri biraz olsun yad edebilmeniz için, “İyi dersler…”le baş başa bırakalım sizi:
Boy sırası, bayrak töreni, mendil üzerinde tırnak kontrolü, bit şampuanı, BCG aşısı, patates baskısı, tebeşir tozu, konuşanlar listesi, kokulu silgi… Yaşasın bu hafta açılıyor okullar. Ve bunlar da ilkokuldan aklımızda kalanlar…
O gün Nevzat Beyin hayatındaki en enteresan günlerden biriydi. Atmışına merdiven dayamış bu adamı, “Oğlan akıllansa da işimi devralsa” diye bekleyen bu zavallıyı korkunç bir gün bekliyordu.
Herşey sabah kendisini kaldırmaya gelen oğlunun, bir yandan “Hadi baba kalk” derken, bir yandan da “Nıhohaha!..” biçiminde kibarca gülümsemesiyle (!) başladı. Bu keyifli sese ve bu iğrenç kahkahaya daha fazla dayanamayan Nevzat Bey, başını gömdüğü yumuşacık yastıkta gözlerini araladı, karşısındaki insan irisine içinden-dışından bir şeyler saydı döktü, yılların ağırlığı tepesindeymiş gibi ağır hareketlerle doğruldu.
“Sevgili oğlum,
Senin de bildiğin gibi bugün ilkokul birinci sınıflar için okullar açıldı. Yakın çevremizdeki heyecanlı koşuşturma beni yıllar öncesine götürdü.
Seni elinden tutup okula gittiğimiz, okulun ilk gününü düşündüm. Birçok duygunun karışımını yaşıyordum o gün. Bir yandan sana destek olmaya, ağlamaman için çeşitli güzellikleri göstermeye çalışıyor, bir taraftan da kendi iç çekişmemi yaşıyordum. Yazının tamamını oku »
Hayat ve ölüm arasında çok ince bir çizgi vardır. Misafir yazar Ferit Kılıç, başından geçen bir olayı bizimle paylaşıyor:
Şirin bir ilçede başlayan hayatımda şimdiye kadar pek çok ibretlik olayla karşılaştım. Bunlardan birisi de yine bu ilçedeki evimizde geçiyor. Ben o sıralar 12-13 yaşlarındayım. Normal bir günün gecesinde eskiler gibi erkenden yataklarımıza yatmıştık. Ne kadar süre uyudum bilmem, şiddetli bir gürültü ile uyandım. Yazının tamamını oku »


















