Toz olma sanatı

Toz olma sanatı

Her evde biraz hır gürün, hayatın tuzu biberi olduğunu söylerler. Ama bu tip atışmaların hiç yaşanmamasının daha iyi olduğu kanaatindeyiz. Çünkü başlatması kolay, ama kontrolü zor olan işlerin nereye gideceği kestirilemez. Mesela, yakılan ateşin, ani bir rüzgârla her an büyük bir yangına dönüşme ihtimali vardır. Üstelik ateşi yakanın kendisi de olmak üzere kimleri, neleri ve nereleri yakacağı da bilinemez.

Evdeki herhangi bir gerginliği, anne karnındaki bebek bile hissederken; ebeveyn arasında, hem de çocuğun yanında yaşanan tartışma ve kavgaların onu nasıl etkileyeceğini tahmin etmek zor olmasa gerek. Fırtınalı havada emniyetli bir yere çekilip havanın sakinleşmesini beklemek ne kadar mantıklı ise, bu tür durumlarda da benzer şekilde hareket etmek o kadar lüzumludur. Çünkü bir müddet sonra fırtına dinecek, bulutlar dağılıp hava açacak ve güneş çıkacaktır.

Yeri gelmişken şu eski hikâyeyi anlatmamak olmaz: Arkadaşları, yeni evli gence, bir çay sohbetinde: “Sen evleneli neredeyse bir sene oldu, ama maşallah sizin evden çıt çıkmıyor, siz hiç tartışmaz mısınız?” diye sorarlar.

“Hayır” diye cevaplar yeni evli genç ve ilave eder: “Akşam işten geldiğimde, kapı açılınca hanıma şöyle bir bakarım. Eğer hanım, eteğinin ucunu belinde topladıysa bilirim ki hanımın günü iyi geçmemiş ve havası yerinde değil. Hiç ekmek, yemek sormadan usulca mutfağa süzülür, aceleyle birkaç lokma atıştırır ve ortalıktan toz olurum. Olur ya bazen de benim asabım bozuk olur. O zaman fesin püskülünü her zamankinin aksine soldan sarkıtırım. O da bunu görür, asabi olduğumu anlar ve hiç sesini çıkarmaz, hemen yemeğimi, çayımı hazır eder. Etrafımda pervane gibi döner. Bu nedenle biz hiç kavga etmeyiz.”

Dinleyenlerden biri: “Peki birader, kapı açıldı, yenge eteğin ucunu belinde toplamış, sen de fesin püskülünü soldan sarkıtmışsın. İki taraf da asabi, o zaman ne olacak?” diye sormuş.

Ötekiler de “Hah! Şimdi ne olacak?” demiş.

Genç gülümsemiş. “Bundan kolay ne var, fesin püskülünü hafif bir fiskeyle soldan sağa atarım” demiş.

Türkçemizde “alttan almak” diye bir deyim vardır. Yani, sert konuşan bir kimseye yumuşak bir üslupla yaklaşmak…

İcap ettiğinde, alttan almanın, kimseye bir zararı dokunmaz. Bilakis tabak, çanak kırılmaktan, çocuk azarlanmaktan, evin kedisi de dayaktan kurtulur.

Alttan almak mı, yoksa altta kalmak mı?

Tercih sizin.

Azmi Aksoy – Türkiye

Sevebilirsin...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir