
Kuru istatistiki bilgiler can sıkıcı oluyor. “Bilmemne %10, diğeri %5″ tarzı yazıları okumak, insanın hiç mi hiç hoşuna gitmiyor.
Tablolar, bu problemi ortadan kaldırmak için kullanılsalar da, çoğunlukla yeterli olamıyorlar. Pasta dilimleri mi? Onlar biraz geride kaldılar.
Web 2.0′ı dilimizden düşüremiyoruz ya; şimdilerde, simgelerle bezenmiş, canlı renklerle süslenmiş istatistik “tabloları” moda. Ah bir de Türkçe olsa… Hem birazcık memleketi anlatsa.
Bu dertten biz de muzdaribiz. Bu sebeple zaman zaman yukarıda bahsettiğimiz tanıma uyan diyagramlar yayınlamak istiyoruz. Bugün, bu diyagramların ilkiyle, Yazının tamamını oku »

“Şol Regexp dedikleri, iki nokta bir yıldız” yazı dizisinin 2. Bölümünde Regexp kullanım seviyeleri başlığını inceliyor, desen gövdesine giriş yapıyoruz.
Regexp Kullanım Seviyeleri
Regexp ile üç farklı seviyede işlem yapılabilir.
1. Mantıksal işlem seviyesi
Desenimizi, bir metnin (string) üzerinde çalıştırıp, en az bir eşleşme yakalayıp yakalamadığını kontrol etmek istiyorsak, mantıksal işlem seviyesinde bir desen kullanımına ihtiyacımız var demektir. Meselâ elimizdeki bir metnin, gramerine uygun bir e-mail adresi olup olmadığını kontrol edebilmemiz için; desenimizin çalıştırılmasından geriye, doğru (True) veyâ yanlış (False) şeklinde bir boolean değer dönmesi yeterlidir. Bu iş için PHP’de “preg_match” fonksiyonunu kullanmanızı tavsiye ediyorum.
2. Yakalama seviyesi
İkinci seviye, karmaşık bir metnin içinden bir takım gerekli bilgileri ayıklamak istediğimizde (parse) kullanılır. Yazının tamamını oku »

Türkçe’ye “Düzenli İfâdeler” diye tercüme etmişler. Regular Expressions gibi programcının eli ayağı olan bir âlet için ne tuhaf bir isim. Bâzen Türk programcıların bu saçma tercümeler yüzünden yeni teknolojilere zamanında intibak edemediğini düşünüyorum.
Kısaca Regexp diye geçer bir çok yerde. PCRE (Perl Combatible Regular Expressions) diye görürseniz de şaşırmayın. POSIX târihini, UNIX’teki kullanımını filân es geçersek, bugünkü şöhretini Perl ile yakalayan ve bugün bir çok programlama dilinde rastlayabileceğiniz, son derece kullanışlı bir âlettir. En çok da PHP programcıları kullanır, bunu da söylemeden edemeyeceğim, varsın yine PHP reklâmı yapıyor desinler.
Programcıların işlerinin çoğu, string tipi değişkenlerledir. Rakamlarla olan işler kolaydır; çarparsın bölersin, daha olmadı üssünü alırsın sonuca ulaşırsın. Ama yazılarla uğraşırken işler öyle kolay olmaz. 500 sayfalık bir katalogda, 5.345,25 YTL şeklinde yazılması gereken bütün fiyatlar 5,345.25 YTL şeklinde hatalı yazılmış olsa, hepsini birden nasıl düzeltirsiniz? Kısacık bir Regexp deseniyle PHP bu işi sâniyeler içinde yapar.
Yazının tamamını oku »

Mustafa’nın evine geleli üç saat kadar olmuştu. Tabii ki evin önüne değil birkaç blok öteye çekmiştik arabalarımızı. Amacımız evden dışarı çıkıp çıkmayacağını kontrol etmekti. Aytekin kendi arabasını park ettikten sonra benim arabama geldi. Böylelikle daha kolay bir bekleyiş olacaktı. Nihayet birinin beni dinlemesinin verdiği mutluluğun yanında benden hiç ayrılmayan “Şimdi ne olacak?” korkusu beni bitiriyordu.
Mustafa evinden çıkmayacaktı herhalde. Büyük bir ihtimalle bana sinirinden öyle demişti. Bu amaçsızlaşan bekleyiş Aytekin’in canınını sıkmaya başladı:
- Bak Metincim çıktı mı Mustafa?
- …
- Bazen sana şaşıyorum. Nereden çıkarıyorsun Mustafa’nın birini öldüreceğini.
- …
Bir süre daha sessiz bir şekilde bekledikten sonra: Yazının tamamını oku »

Cinayet, kapkaç, adam kaçırma haberleriyle doluydu yine gazete… Üstüne komedi ekini de vermemişlerdi bu sefer. Keyfimi yerine getirebilecek bir şey yoktu neredeyse. Boş boş geçirmeye çalışıyordum saatlerimi, Mustafa’dan iyi haberler bekleyerek.
Masamın çekmecelerini karıştırmaya başladım, vakit geçirecek bir şeyler bulma umuduyla. Albüm geldi elime. Yıllardır bakmamıştım. Aslında hatıralarımı depreştirdiği için bakmak da istemiyordum. Kendime inat ederek aldım albümü çekmeceden. Yatağıma uzandım. Kapağı çevirdim. İlk sayfada kendimi tanıttığım bir not duruyordu: Yazının tamamını oku »

- Çamlak çömlek patladı. Çamlak çömlek patladı…
- Yaa, bananeee…
- Sobeee, sobeeeee…
- Hep böyle yapıyosunuz.
- Naniiiik…
- Gıcııııık…
Bu masum görünen, ama uzadı mı acayip derecede can sıkan çocuk diyaloglarıyla geçirmeye başlamıştım günlerimi. Aslında çok çok üç gün olmuştu ki; telefon çaldı. Arayan ex-iş arkadaşımdı. Girişimimi bu arkadaşımla beraber yapmıştım. Yazının tamamını oku »

Çığlıklar, kahkahalar, korku… Kabus dolu bir gece daha geçmişti sonunda. Tahmin ettiğim gibi okuduğum kitap tesirini göstermiş ve rüyalarımı süslemişti(!). Gözlerimi ovuşturdum. Kol saatime baktım, 03.54’ü gösteriyordu. Yani gece yarısı durmuştu saat. Evde başka saat de yoktu. Sefilleri oynuyordum.
Kalktım. Tam banyoya elimi yüzümü yıkamaya gidecektim ki; suların kesik olduğunu hatırladım. Sonra mutfağa gittim, ıslak bir mendille elimi sildim ve kendime abur cubur bir şeyler (şu süt döküp yenilenlerden) hazırladım. Karnım kazınıyordu. Masaya oturmuştum ki, zil çaldı. Kimseyi beklemiyordum. Açıkçası kimseyi de çekemezdim bu moralle. Kaseden bir kaşık aldım. Evde yokmuş gibi davranmaya karar vermiştim. Ama kapıdaki her kimse zile defalarca basıyordu. Bir kaşık daha aldıktan sonra kalktım, kapıya gittim. Kapı deliğinden bakınca takım elbiseli birini gördüm. Çekiliş mi kazanmıştım, yoksa ayağıma kadar iş teklifine mi gelmişlerdi. Kapıyı açmadan sordum:
-Kim o?
-Ben Yazının tamamını oku »

Ilık bir şubat gecesi… Hava puslu, etraf sessiz… Bir evin ışığı yanıyordu. O da söndü. Şimdi sokak lambaları yanıyordu sadece. Artık yatmalıydım. Sabah okumaya başladığım korku romanını da bitirmiştim zaten. (Benimki de kötü alışkanlık. Her gördüğünden ve okuduğundan etkilenen bir yapım olmasına rağmen, korku romanlarından vazgeçemiyorum.) Okuduğum romanın final kısmı oturduğum yerde sıçramama sebep olmuştu:
“Dedektif Walt, katili ölü olarak ele geçirip morga yollattıktan sonra son bir kez cinayet mahalline geldi. Polisin çektiği sarı bantların altından geçerek eve girdi. Kan izleri hâlâ duruyordu. Her şey en son gördüğü gibiydi. Zaten en son kendisi çıkmıştı evden. Yazının tamamını oku »