Temel’le Dursun Londra’da gezinirken, ahalinin haldır huldur bir yere doğru gittiğini görmüşler.
Merak edip sormuşlar. U2‘nin konseri varmış.
Bizimkiler, “Bu kadar insan gidiyor. Gidelim, biz de görelim” deyip soluğu stadyumda almışlar.
Konser başlamış, millet coşkuyla şarkılara eşlik ediyor. Bizimkiler de eğlenir gibi yapıyor.
Grubun solisti Bono birden müziği durdurup elini şaklatmış. Yazının tamamını oku »

Kazalar… Beklenmedik zamanlarda her insanın başına gelebilen, kısa sürede ortaya çıkmalarına rağmen, hayat boyu izler bırakan üzücü olaylar.
Kazalar, yalnızca insanların başına gelmiyor elbette. Canlı – cansız, yer yüzünde bulunan her şeyin başına kazalar gelebiliyor. Canlıların farkı, bu kazaların sonuçlarıyla hayata devam etmelerinin gerekebiliyor oluşu.
Kazaların ardından, rehabilitasyon sürecinde, kazazedelerin “normale daha yakın” yaşayabilmelerine yardımcı olabilecek önlemler alınıyor. Eğer bir uzuv yitirildiyse, mümkünse yerine bir protez takılabiliyor.
İnsanların sakatlanmasına sebep olanlar, kasıtlı yapmış olmasalar bile, cezaya çarptırılıyorlar. Ancak hayvanların sakatlanmasına sebep olanlar, çoğunlukla kasıtlı yapmış olmalarına rağmen, cezasız kalıyorlar.
Yazının tamamını oku »

Misafir yazarımız
bulut, bu
Araştırma yazısında boyunlarına metal halkalar takan kadınların hikayesini anlatıyor.
Boyunları taktıkları metal halkalar sebebiyle uzamış kadınlar… Omuzlara yaklaştıkça genişleyen, çeneye yaklaştıkça daralan altın sarısı metal halkalar… Bir kere gördüğünüzde, bir daha unutmayacağınız bir manzara…
Aslına bakarsanız, onları daha önce de bir yerlerde görmüş olabilirsiniz. Belki ilginç bir web sitesinde, belki kadın derneklerinden birinin duvarında asılı duran çerçevede ve belki de süs için alınmış bir ansiklopedinin sarı sayfaları arasında… Ama muhtemelen şunu hiç düşünmediniz: Bazı kadınlar niçin kilolarca ağırlıktaki halkaları boyunlarına takıyorlar?
Onlara sorarsanız, bunun sebebinin Yazının tamamını oku »

Kanlı elmaslar… Kan elmasları… Sıcak elmaslar… Savaş elmasları…
Adları ne olursa olsun, aynı kötü anlamı belirtiyorlar: Bu elmaslar elde edilirken kan döküldü…
Belki elmas madeni savaş bölgesinde yer alıyordu, belki de bir grup elmas madenlerini ele geçirmişti, “kölelerini” elmas çıkarmak için çalışmaya zorluyordu. Gelen parayla isyana devam edecekti.
Sierra Leone de, Angola da, Liberya da, Fildişi Sahili de, Kongo da “Kanlı Elmaslar” sebebiyle Birleşmiş Milletler tarafından cezalandırıldılar.
Sierre Leone’de sivil savaş vardı. Angola’da, Liberya’da ve Fildişi Sahili’nde de sivil savaş vardı. Sivil savaş sırasında elmas madenleri isyancıların eline geçiyor ve madenden uygunsuz koşullarda çıkarılan Yazının tamamını oku »
Toprağı bol olsun Belçika Kralı I. Baudouin’in cenazesi 7 Ağustos 1993’te gömülmeden önce sekiz gün bekletilmişti. Saray, haşmetlinin ölümünden sonra cenaze töreninin hazırlıklarıyla uğraşmış, törene katılacak misafirler, cenazenin gideceği güzergah, yapılacak dini merasim, provalar vs için 8 gün gerekmişti.
MÖ 1300’lü yıllarda dünya değiştiren Firavun Tutankamon’un ölüsünü kaldırabilmek için 70 günlük süre anca yetmişti. Zira Belçikalı’dan farklı olarak cenaze mumyalanmış, kendisine öbür tarafta yarayacağına inandıkları eşyaları, beraberinde gömülmek üzere hazırlanmıştı.
Alman Krupp hanedanlığının son varislerinden Arndt von Bohlen und Halbach, firavunların gömülme şeklinden etkilenmiş olsa gerek, ölümünden 9 ay önce bir vasiyet kaleme alır. İngilizlerin Empire nişanı alan biri olarak, lacivert üniformasını giymek, kaşlarıyla kirpiklerine de boya sürülmesini istiyordu. Şöyle diyordu; “Yüzüme hafif bir makyaj yapılmalı ki ölü solukluğu olmasın.” Yazının tamamını oku »

Irkçılık; bir milleti, soyu ya da ırkı diğerlerinden (aşırı derecede) üstün tutmaktır. Hatta bu tavır diğerlerini ezmeğe bile yol açar. Dünya’daki en meşhur ırkçılık, zenci-beyaz ırkçılığıdır. Bu da Avrupalı’nın önce Afrika’da sonra da Amerika’da siyahilerle karşılaşmasıyla başlar.
En abartılısı Amerika‘da yaşanır. Zencilere köpek kadar dahi değer verilmez. Her türlü eziyet yapılır; emdikleri süt burunlarından getirilir adeta. Muhammed Ali Clay ve benzerlerinin dünyaya kendilerini duyurmalarıyla, beyaz Corclar geri adım atarlar. Sözde iyiliksever takılırlarsa da ırkçılık hâlâ devam etmektedir. Ricelar, Obamalar olsa da…
Yazının tamamını oku »

Meksika’nın Chiapas eyaletinde, bir polis memurunun arıların kovanına ateş etmesi yüzünden 70 polis, katil arı (Afrikalılaşmış arı) saldırısına uğradı. 10′u ağır olmak üzere saldırıya uğrayan polislerin hepsi yaralandı. Katil arıların en tehlikeli arı türlerinden oldukları biliniyor.
Basından
Yıl: 1957…
Yer: São Paul, Brezilya…
Brezilya her zamankinden daha sıcaktır. Öyle ki; terin damlası yere düşmeden buharlaşır. Bölge ahalisi bile ortalıkta fazlaca dolanmaz, buldukları gölgeye kıvrılırlar. Tropikal iklim kuşağında olan ülkede o günlerde rüzgar “püf” diye bile esmez. Serinlemek için soluğu denizde alanlar bile, sıcak su ile karşılaşır, haşlanmaktan kıl payı kurtulurlar.
Bütün bu şartlara rağmen, bilim aşkıyla yılmadan çalışan biri vardır: Warwick Estevam Kerr… Kerr Brezilyalı bir biyologtur ve o sıcağın altında çadır misali laboratuarında incelemeler yapar. Güneş bulunduğu yeri ısıttıkça ısıtır ama o oralı olmaz. Mutludur. İçi içine sığmaz. Bu mutluluğun sebebi, sipariş ettiği arıların gelmiş olmasıdır. Yazının tamamını oku »

Sırtında çanta, güneşin yaktığı zeminde yürüyordu. Biraz durdu, çantasının yanına iliştirdiği şişeyi eline aldı ve biraz su içti. Yolun kenarındaki çalıların arasından bir çiftçinin başı göründü. Kendisine gülümseyerek bakan adama, gülümseyerek karşılık verdi.
- Yolculuk nereye hemşerim?
Bu kadar samimi ve klişe bir soru beklemiyordu adamdan. Yazının tamamını oku »