Zamanın Ruhu

Zamanın Ruhu

Zeitgeist (zaytgayst) son zamanlarda iyice popülerleşen bir laf. Söylemesi havalı olan bu kelimeden benim anladığım şu ki bir dönemde yaşanan fikri atmosfer akımlar hatta moda ve uygulanan adetlerin hepsi.

Ekonomi teorileri ve madde üzerine hakim olan anlayış da bu tabirin içinde. Halen dünyada hüküm süren ve dünya politikalarında temel belirleyici olduğu varsayılan yani Zamanın Ruhu -değilse çoğu, diyebileceğimiz Sermayecilik akımının iddiası şu: Toplumların zenginliğini üç temel şey oluşturur:

  • Sermaye
  • Emek
  • Ham madde

Bunları ele geçirmek için de akıl almaz zulümlere başvurmuşlar. Mesela sermayeyi ellerinde bulundurmak için faiz sistemini çıkarmışlar, emeği ucuza temin için koskoca Afrikayı köleleştirmişler ve hammadde için de dünyanın önemli bir kısmını, Asya’dan Amerika kıt’asına kadar her yere sömürgeler kurmuşlar.

Nihayetinde Dünya’yı bu kadar büyük zulüm, adaletsizlik ve acıyla doldurabilen sadece bir kaç Avrupa devleti bütün bu olanları küçücük tarihlerine sığdırabilmişlerdir.

Neyse ki demir prangaların yerini parasal kelepçeler aldı da Avrupa kan akıtmayı bıraktı.

Ne diyordum?

Zamanın ruhu! İletişimin kolay ve ucuz bir şekilde olabilmesiyle, yukarıdaki bileşenlere bir yenisi eklendi: Bilgi.

Eski reflekslerle bilgiye bakarsak ne oluyordu: Bilgiyi elinde bulunduran zenginliği de elinde bulundurur!

Ancak sonraları iyice tecrübe edildi ki, bilgi paylaşılmadan hiçbir işe yaramıyordu. “Elinde bulundurmak” ters tepmişti. Bir konuda her şeyi bilen bir adamdansa, orta ölçüde bilen çok kişi daha çok iş yapıyor, daha büyük değer üretebiliyordu.

Bilginin bu nispeten demokratik tabiatı hiyerarşileri de etkiledi. Eskiden sadece iyi yöneticileri olan bir iş yeri iyi işler yapabilirken, şimdi çalışanlarına fikirlerini soran ve şeffaflaşan iş yerleri daha başarılı oluyor ve diğerlerini geçiyor hale geldi. Bu yeni durum tek kişilik şovlardan çok, organizasyonu ön plana çıkaran bambaşka bir yaklaşımı da beraberinde getirdi. Buna göre, çok iyi olmak kadar çok uyumlu, çok senkronize ve çok iyi bir takım elemanı olmak daha değerli hale geldi.

“Ben bilirim” ve “Ben yaparım”, hatta “Ben acayip bir şeyim” kibirinden, “Birlikteyiz biz” ve “Aynı gemideyiz”, hatta “Önce sen sonra ben” tevazusuna geçilmesi gerekti. Eskide kalınca başarılı olmak da mümkün olamıyordu. Zaten bu durumu çok beğendiğim Güç Meselesi’ nde okumuştunuz.

Küçük aklımca gördüğüm şey şu: Bundan sonra, kolayca yan yana gelen adamların zamanı başlıyor, hatta çoktan başladı.

Bize düşen ise az bir farkındalık galiba. Beraber çalışmak isteyeceğiniz insanları yakınlarınızda bulundurup bulundurmayacağınızı siz bilirsiniz, ama tek kalmak da pek akıl karı değil.

Sevebilirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir