Hüzün çiçekleri

Hüzün çiçekleri

Bir kere daha akşam oldu gurbet ellerde.

Altın rengi güneş, turuncuya döndü önce. Sonra ufku bir kızıllıktır kapladı.

Koşuşturmaktan terli çocuklar, şen şakrak bağırışmalarla önümden geçip evlerine dağıldılar.

Başları önünde bir çok orta yaş insanı, düşünceli düşünceli evlerine yollandılar.

Mahallenin dükkanları, birer birer kapattılar kepenklerini, yeni bir günde yeniden açmak niyetiyle.

… ve bunlar olurken, hava büsbütün karardı.

Ayın, bulutların arkasına gizlendiği bir gecede, gökyüzünün yoğun karanlığını aydınlatmaya yetmedi sokak lambaları.

Her zamanki gibi şaşkına döndü yüreğim.

Nereye gideceğimi, ne yapacağımı bilemedim.

Gidecek bir yer, çalacak bir kapı, konuşacak bir yüz aradım, umutsuzca.

Bulamadım.

Her seferindeki gibi, kütüphaneme attım kendimi.

Eskilerden kalan mavi kapaklı bir defter ilişti gözüme.

Kıvrık köşeli sararmış sayfalarına, mazinin hüzünlerinden topladığım demetleri sere serpe uzatmıştım yıllar önce.

Okumaya başladığımda, o zamanlara geri döndüm.

Okudum, okudum.

Defteri okumayı bitirdiğimde, o günlerin yoğun hüzünlerinin, artık gözümde ne kadar anlamsızlaştığını fark ettim şaşkınlıkla.

Evet, sayfaların arasına yerleştirilmiş hüzün çiçekleri yerlerindeydiler hâlâ, ama renklerini ve kesif kokularını çoktan kaybetmişlerdi.

… ve zamanında çok canımı yakan dikenleri…

Artık canımı acıtmıyordu.

Defteri usulca yerine bıraktım.

Kendimi her zamankinden daha mutlu hissettiğim bir gecede, ileride pişman olacağımı anladığım gurbet melankolisinden sıyrılmak için ilk adımı attım:

Çayın altını yaktım.

Sevebilirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir