O şehir…

O şehir…

Karanlık şehir…

Puslu şehir…

Gülen yüzlerin değil, asık suratların olduğu; neşeli insanların değil, üzgün insanların yaşadığı şehir.

Beraberimde getirdiğim içimdeki çocukluğun beni usulca terk ettiği, yerini dişleri dökülmüş sessiz ve kimsesiz bir ihtiyarın aldığı şehir.

Zamanın göreceli bir kavram olduğunu, insanın “Asla yaşayamam” dediği ortamlarda da pekala yaşayabileceğini; her gün mutluluğun ve mutsuzluğun, ümidin ve ümitsizliğin peşpeşe yaşanabileceğini öğreten şehir.

Sevdiği için, oralı olduğu için orada olanların çok az; mecburiyetten orada olanlarınsa derya kadar olduğu; herkesin kalmak için değil, geçip gitmek için içinde bulunduğu şehir.

Kalbinin tam orta yerindeki kaba mimarili eskimiş kamu binalarının kirli ve buğulu camlarından, bütün hayallerini yitirmiş bakışlarla şehri uzun uzun seyreden memurların şehri.

Tepelerinin üzerine serpiştirilmiş yüksek yüksek apartmanların, birer çivi gibi toprağa saplandığı; toprağın akışkanlığına dalgakıranlar gibi karşı durduğu şehir.

Gecenin en sessiz anında, şehrin en sessiz yerinde bile; dipten dibe, ömrünü tüketmiş bir floresanın kulakları tırmalayan tiz sesine benzer bir sesin mütemadiyen duyulduğu şehir.

İçe çekilen her nefeste, çeşitli boya kokularının da ciğerlere buyur edildiği; çocukların, havaya karışan o berbat kokulardan, hangi fabrikaların çalışmakta olduğunu ve o anda ne ürettiklerini tahmin yarışına girişebilecekleri şehir.

Gece kuşlarının, ağustos böceklerinin sustuğu gecenin yalnızlığında, tek dostun, şehrin durmaksızın yanan ışıkları olduğu şehir.

Gönüllerde çook önceleri küllenen gurbet yaralarının, zaman zaman nüksetmesinin kanıksandığı; ilk günlerin özlem ve ümit karışımı hatıraları hatırlandıkça, insanın göğsünün tam orta yerine belli belirsiz bir sızının saplanmasının hissedildiği şehir.

Buruk buruk güldüğümüz, sık sık düşüncelere daldığımız, her gün hayata dair yeni şeyler öğrendiğimiz ve “Bir adım daha atamam” dediğimiz her seferinde, bir adım daha atılabileceğini fark ettiğimiz şehir.

İçindeyken, hele ilk yıllarda, senden kopup gitmeyi, bir daha seni aklına bile getirmemeyi herkes çok istiyor.

Herkes, senin bir daha hatırlanmayacak kadar sıradan olduğunu düşünüyor.

Ama, ilerleyen yıllarda, düşündüklerini yapabilecek ve seni gerçekten unutabilecekler mi, bilmiyorum.

Hafızalarda bıraktığın izler o kadar büyük ki…

Unutabileceğini hiç sanmıyorum.

Sevebilirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir