Florance Nightingale

Florance Nightingale

İnatçıdır, kolay kolay pes etmez. O günlerde bakımsız ve pislik içerisinde olan İngiliz hastanelerinde reform diye adlandırılabilecek çalışmalar yapar. Sağlık sektörüne büyük yenilikler katar…

Florance NightingaleBugün 12 Mayıs Pazartesi… Hemşirelik haftası bütün yurtta ve KKTC’de törenlerle kutlanacak….

Mâlum, 12 Mayıs “Lambalı Hemşire” namıyla maruf Florance Nightingale’in doğum tarihi. İyi de bu kadın neleri başarmış, sağlık sektörüne ne gibi yenilik katmış acaba?
Mevzuya girmeden evvel Kırım savaşını hatırlamakta da yarar var. 1850’li yıllarda Ruslar yayılma temayülüne girer, sınırlarımızı zorlamaya başlarlar. İngiltere Avrupa’daki dengelerin bozulmasından hoşlanmaz. O günlerde böyle konular masada tartışılmaz, ordular meydana çıkar, kozlarını paylaşırlar. İngilizler tarihte ilk defa yanımızda olur, asker ve malzeme yollarlar.

Adımız savaş kazananların listesinde yer alsa da fatura ağır olur, borç gırtlağımızı aşar. Yahudi Rotschildler açtıkları kredilerin karşılığında Filistin’e sulanırlar. Kraliçe Victoria o hengamede Asya’ya çöreklenir, “Hindistan İmparatoriçesi” diye anılmaya başlar.

Psikiyatrik Vaka

Neyse biz hikayemize dönelim. Floransa’da doğduğu için (1820) tarihi şehrin adını taşıyan başhemşiremiz köklü bir aileye mensuptur. Çocukluğunda resim ve binicilik dersleri alır, piyano çalar. Ablası Parthe balodan baloya koşan neşeli bir dilberdir, erkekler etrafında pervane olurlar. Flo ablası kadar alımlı değildir, daima gölgede kalır. Belki de bu yüzden bunalım takılır, odasına kapanır. İç dünyasını sadece hatıra defterine açar ki burada altı çizilecek bir cümle göze çarpar. “Tanrı benimle konuştu, vazifeye çağrıldım.” (7 Şubat 1937)

Ergenlik işte deyip geçmeyin, bu sözü ileri yaşlarda da tekrarlar. Kendini “kutsal” sandığından olacak, emrine uymayanları “isyankârlıkla” suçlar ve hiç acımaz.

Babası varidatlıdır, itibarlıdır, nitekim “evlenirse düzelir” faraziyesinden hareketle ona bir talip (Yorkshire’lı Richard Monckton Milnes) bulurlar. Ancak Flo yalnızlıkta karar kılar. İlerleyen günlerde hastabakıcılığa merak salar, gider üç beş hafta Kaiserswerth Hemşire Enstitüsü’ne takılır, havayı koklar (1851).

Mevki Farkı

O günlerde İngiliz hastaneleri pistir, bakımsızdır. Hastalar genelde kenar semtlerde “karga deliği” denen izbelerde yaşayan çulsuzlardır. Kolera, verem, veba gibi hastalıklardan bizardırlar lâkin dertlerini umursamazlar. Serserimeşreptirler arka ceplerinde mutlaka konyak taşırlar.

Böylesi tiplerin hakkından ancak aşağı sınıftan şişman ve alkolik hemşireler gelir, ki onların da ağızları bozuktur, küfürlü konuşurlar. Eh, koskoca Derbshire’nin leydisi ayak takımıyla düşüp kalkacak değildir ya!

Flo, inatçıdır, kolay teslim olmaz, üstüne vazife gibi parlamentoya gelen bütün sağlık raporlarını toplar, dosyalar, devletlülerin kapısını çalar. Amcaları hanım kızın hevesini kursağında koymaz, onu “Hasta Kadınları Himaye Kurumuna” idareci yaparlar. Evet, iyi kötü eyleşir ama bu kağıt üstünde görünen sureta bir cemiyettir. Akranları üçüncü çocuklarını doğurup, oğullarını hangi koleje yollayacaklarını tartışırlarken, o bomboş geçen yıllarının ezikliğini yaşar.

Kökten Misyoner

İngiltere’de böylesi huzursuz bayanlar misyonerlerin işine yarar, eh Florance da yüklü bağışlar yaptığına göre teşkilata takılmasında mahzur bulmazlar. Ona Kırım Harbinde yaralanan İngiliz askerlerinin bir merhamet meleğine (angel of mercy) nasıl ihtiyacı olduğunu anlatırlar.

Zaten o yıllarda hekimler yarı papazdır, her cümleye “Meryem aşkına “ diye başlar, “İsa korusun” diye noktalarlar. Hemşirelerin işi pansumandan ziyade salip öptürmektir, can çekişenlerin ağzına haç dayarlar.

Flo İngiliz erkeklerinin kılıç ve barutla verdikleri mücadeleye, sargı bezi ve pomadlarla katılmak üzere bayrak açar. Bir baltaya sap olamamış, baştan savılmış, itilmiş, kakılmış 14 kadını da (ki bunlar en temel tıp bilgilerinden bile mahrumdurlar) peşine takar. İşi kuralına göre oynar, önce gider Harbiye Nazırını ziyaret eder, ardından basının güzide mensupları için bir bilgilendirme toplantısı yapar. Kilise yanlarına 24 tane de rahibe katar, sırtlarını sıvazlar.

Bulaşma Dolaş

Soğuk ve yağmurlu bir sonbahar akşamı İstanbul’a ulaşırlar (1854) Ancak İngiliz Hastanesinin (Selimiye kışlası dahilindedir) kasvetli koridorlarında sükuti hayale uğrarlar. Bina kirli ve havasızdır. Battaniyeler perişandır, çarşaflar çadır bezini andırır… Bırakın sabunu, havluyu, tabak çanak bile bulunmaz. Bira şişelerine basmamak için dikkatli olmak zorundadırlar. Koridorlar leş gibi idrar kokar.

Flo, Times’a yazdığı mektuplarla askeri hastanedeki vahameti çıtlatır. Özellikle Savaş Bakanı Sidney Herbert’i sıkıştırır, adamın nasırına nasırına basar. Bu yazılar yankı bulur, hastaneye enva-i çeşit malzeme yağar.

Hekimler, koskoca nazırı bile dize getiren lambalı kadından ürker, bulaşmamaya bakarlar. Flo boşluğu iyi değerlendirir, Selimiye kışlasının en manzaralı kulesine postu yayar. Zamanla çift tarafı kesen ustura olur, direneni tırpanlar. Yıllarını bu işe vermiş tabipleri sallamaz, mutfağı, banyoları, koğuşları kafasına göre tanzime kalkar. Evet henüz Robert Koch mikropları keşfetmemiştir ama bilinen temizlik usullerine de inanmaz. Doğuştan alim olduğu için kimseyi dinleme ihtiyacı duymaz. Ayağına takılanların ayaklarını kaydırır, diktatörlüğünün sınırlarını genişletmeye bakar.

Hemşirelik fedakârlık isteyen bir iştir ve idealist insanlara yakışır. Bir ara sütlü kahve renkli cildiyle gerçekten sevimli ve bilgili bir hemşire olan Jamaikalı Mary Seacole hastanenin kapısını çalar. Para pul istemez, gönüllü çalışmayı arzular. Böyle bir elemana gerçekten çok ihtiyaç vardır. Başhekim yorgun kızcağıza yer gösterir, “sıcak, soğuk ne alırdınız” diye sorar. Ancak Florans eşikte biter ve “lütfen dışarı çıkar mısın” diye yırtınmaya başlar. Kendisini gölgeleyecek bir hemşireye asla tahammül edemez, şaşkın kızcağızı yaka paça sokağa atar. Mary bu işe baş koymuştur, yılmaz, yıkılmaz, kendi imkânları ile cepheye (Kırım’a) gider ve büyük işlere imza atar.

Flo bırakın adsız sansız bir kızcağızı, koskoca İstanbul Büyükelçisi Lord Stratford’u bile azarlar, yaralıları ziyaret için hastaneye gelen kurt politikacıyı kovmaktan beter eder, nezaket sınırlarını zorlar.

Kandilini gezdirir

Hanımağanın tersi terstir, uşaklar kapısında susta dururlar. Gözlerinde perdelenemeyen bir öfke vardır, sıfatından kendi bile tırsar. Belki de bu yüzden gün ışığından kaçar, gecenin zifirinde fenerini alıp tura çıkar. Lambanın titrek ışığı ile yarım yamalak aydınlanan bir kadın silueti en hödük erkeğin bile ruhunu okşar. Bazı saflar da oturup şiir yazarlar.

O devir hemşireleri damardan girerler mi, dikiş atarlar mı bilmiyoruz ama Flo hiç bir işin ucundan tutmaz. Ne ilaç verir, ne çarşaf değiştirir, ne de patates soğan soyar. Gün battı mı eline kandilini alır, fırt o yana, fırt bu yana. Rüzgâr gibi kapıların arasından süzülür, koğuşlara girer çıkar. Bu yüzden ona “gece esintisi” manasına gelen “Nightingale” adını yakıştırırlar.

Bu hırslı kadına sadece İstanbul yetmez, 1855 yılında Kırım Balaklava Hastanesine de musallat olur. Ancak hava değişimi bünyesini sarsar. Onu özel bir bakıma alır ama gönlünü alamazlar. Hekimler ellerinden geleni yapsa da kaprisli leydi memnun olmaz. Tek mektupla başhekimi (Dr. Hall) görevden aldırır, diğerlerine de korku salar.

Flo İngiltere’ye dönünce mühim bir şahsiyet gibi karşılanır, onu Kraliçe Viktorya ile tanıştırır, hiçbir kadına verilmeyen “Liyakat Madalyası” ile onurlandırırlar. Artık çat kapı Savaş Bakanı Lord Panmure ile görüşür, adama işini öğretmeye kalkar.

Bakın şu işe ki onca hekim ve subay varken Kraliyet komisyonunda ordu sağlığından mesul üye olur. “Engin bilgi ve birikimiyle” şarkı ve garbı aydınlatmak üzere yollara çıkar. Hindistan mâlum sıcak ve rutubetli bir ülkedir, hanımefendiyi sıkıntı basar. Hekimlerin itirazına rağmen camları açtırır ama dışarısı daha pistir, lağımlar açıktan akar, üstelik börtü böcek içeri sızar. Kan kokusunu alan sivrisinekler zevkten çıldırır, adeta şölen yaparlar. Tabipler camların örtülmesi için yalvarır, yakarırlar. Haşmetmeap “No!” buyururlar.

Ardından Panama Hastanesine el atar, bulaşıcı hastalıkların, özellikle “sarı humma”nın yerleşip yayılması için lüzumlu şartları hazırlar. Ablam, görev aşkı ile yanıp tutuştuğundan olacak kendine bakamaz. Dişleri çürür, saçları dökülür, gözleri kapanır ama “sağlık havariliği”ni kimselere bırakmaz. Basını ustalıkla kullanıp çuvalla para toplar ve St Thomas Hastanesinin uhdesinde bir hemşire mektebi açar.

Disiplin Budalası

Eh o hayattayken okulun başına geçmek kimin haddine? Flo beklendiği gibi eli maşalı bir müdire olur, zavallı kızcağızlara nefes aldırmaz. Yaşlandıkça aksileşir, hemcinslerini düşman gibi görmeye başlar. Ona göre kadınlar, “erkeklerin iğrendiği işleri” yapmalı ve baskı altında tutulmalıdırlar. Hasta bakıcılık nelerine yetmez, katiyetle “hekim” ve “eczacı” olamazlar. Hatta kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesine de şiddetle karşı çıkar (Norgard Kohlhagen). Bizden söylemesi Feministler duysun ve gereğini yapsınlar. Evet hemşirelerimizin de bir günü olmalı ve kutlanmalı ama 12 Mayıs şart değil ya! Nur içinde yatsın Gevher Nesibe’nin doğum tarihini hatırlayan var mı acaba?

İrfan Özfatura (İz Bırakanlar) – Türkiye Gazetesi

Sevebilirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir