İçinde rakamların bolca geçtiği bir tablo hazırlamayla işiniz olduysa, tasarımda sağa yaslama özelliğinin ne kadar önemli olduğu dikkâtinizi çekmiştir. Yazıları genellikle sola yaslarız; ama iş rakamlara geldiğinde, aynı basmakların üst üste durması okunurluğu artırdığından, hepsini birden sağa yaslama ihtiyacı hissederiz. Hiç aklınıza takıldı mı bilmiyorum ama, “Soldan sağa yazılan bir alfabe ile çalışırken sağa yaslama ihtiyâcını neden hissediyoruz?” diye düşünüyor insan.
Eğer rastladıysanız bilirsiniz, İbrânîce veyâ Arapça bir web sitesinde herşey sağa yaslı durumdadır. Bunun sebebi de yazının sağdan sola olmasıdır. Böyle bir sitede, listelenmiş rakamlar da sağa yaslı olacağından, herhangi bir şeyi sola yaslamaya ihtiyâç duyulmadığı görülecektir. Diyebiliriz ki bilgisayarı Ortadoğu ülkeleri geliştirmiş olsaydı, Word’de sola yaslama diye bir özellik, Frenk memleketleri de kullanabilsin diye çok sonraları geliştirilecekti. Yazının tamamını oku »
“Bu aletin adı ne?” yazı disizinin birinci yazısına hoşgeldiniz! Zaman zaman şimdilerde pek kullanılmayan (en azından belirttiğimiz şekliyle) bir aletin resmini ve kısa bilgisini vereceğiz. Siz de bu aletin adının ne olduğunu bulacak ve yorum bölümünde yazacaksınız. Cevabı ilk bilene kucak dolusu aferin var ama belki de hiç bir üyemiz doğru cevabı söyleyemeyecek, kim bilir? Yazının tamamını oku »
Yaptığımız iş ne olursa olsun, her zaman üretkenliğe ihtiyaç duyuyoruz. Bazen bu ihtiyacımız artabiliyor: İş adamı için çıkmaza düştüğü bir noktada, yeni bir fikir; bir şair için kafiyeye uyan anlam dolu bir kelime; bir oyun kurucu için topu yollayacağı doğru kişi! Üretkenlik kavramı, yaptığımız işe göre böyle değişkenlik gösterebilse de; bazı temel tavsiyeleri, bulunduğumuz her sıkıntılı durumda kullanabiliriz. Yazının tamamını oku »
Atasözleri, kökü binlerce yıl öncesine dayanan, bir milletin kültürünü ve inancını yansıtan kısa ve özlü sözlerdir. Binlerce yıl, dilden dile, nesilden nesile aktarılmış olmaları sebebiyle olacak, gereksiz bir kelime, hatta bir ek bulundurmazlar. Yeri geldiğinde; bir paragrafta anlatılamayacak bir düşünceyi, tek başlarına anlatırlar.
Bazı atasözlerimizi daha sık duyar, daha sık kullanırız. Bundan mıdır bilinmez, anlamlarını kurcalamaz, nereden geldiğini araştırmayız. Aynen “Sakla samanı, gelir zamanı” atasözümüzde olduğu gibi.
Saman, bildiğiniz gibi hayvan yemi olarak da kullanılan kurutulmuş bitkilere verilen isimdir. Peki bu atasözümüzde niçin yer alıyor? Yazının tamamını oku »
Bazen durup düşünürüz ya, “Şu olmasaydı, nasıl olurdu?” diye. Youtube, Google, Amazon gibi bazı web siteleri öylesine yeni mecralar açtılar ki, sanki internet onlarsız olamazmış gibi düşünmeye başladık.
Zaman zaman, “Youtube yokken videoları nerede seyrediyordum ben?” diye soruyoruz örneğin. Aklımıza, Amerika’dan popüler olmasından ancak 2 yıl sonra Türkiye’ye ulaşabilen, mail gruplarında dağıla dağıla elimize kadar ulaşan, düşük görüntü kaliteli Windows Media Player veya Real Player videoları geliyor. Yazının tamamını oku »

Daha önce Alcatraz’dan kaçış teşebbüslerinin yedisini yazmıştık. Şimdi sırada diğer yedisi var:
8.7 Ağustos 1943′te, Huron ‘Ted’ Walters, hapishanenin çamaşırhanesinden kayboldu. Daha sonra, kıyı şeridinde, San Francisco Körfezi’ne giremeden önce yakalandı.
9.31 Temmuz 1945′te, en dahice planlardan birini, John Giles, -askeri kıyafetlerin taşındığı- limanda çalışma avantajını kullanarak yaptı. Sonunda askeri üniformalardan bir tanesini yürüttü. Üniformayı giyerek, sakin bir şekilde, denize gemi indiren askerlerin yanına gitti. Gemiye usulca bindi. Kaybolduğu hemen anlaşıldı. Fakat gemi hareket etmişti. Ama ne yazık ki; gemi, Giles’in umduğu San Francisco’ya değil, bir başka adaya gidiyordu. Giles, karaya ayak basar basmaz, polisler tarafından Alcatraz’a geri postalandı. Yazının tamamını oku »
Bu günlerde Amerikalı bir kaç bilim adamı çok heyecanlı. Yeni bir buluş açıklayacaklar da ondan. Pazartesileri evden işe gitmeyi kolaylaştıran hap, ya da trafik sıkışıklığını ortadan kaldıracak birşey değil, buluşun adı: Sentetik Kromozom. Yani amiyane tabiriyle bir kaç adam laboratuara girip, nasıl bir bakteri türüne ait kromozom istediklerini bilgisayara girdikten sonra yazıcıdan çıktı alır gibi (hadi canım sendeciler için, evet öyle ya da en azından yakında öyle olacak) yapay kromozomumuz bilgisayar kontrollü sistemden çıkacak.
Yazının tamamını oku »

Robinson Crusoe’un ada macerasını hepimiz okumuşuzdur. Zaten ilkokulda çocuklarımızın edebiyatla tek ilişiği Robinson Crusoe benzeri yabancı hikayelerdir. La Fontaine’nin “alıntı” hikayelerini, orijinallerini içeren Kelile ve Dimne’ye tercih eder, Jules Verne kitaplarıyla yatar kalkarız. Neyse…
Boğulmak üzereyken bir adaya tesadüfen ayak basması, “tesadüfen” gemiden bir yığın malzeme alabilmesi, “tesadüfen” hemen her çeşit bitkinin yetiştiği, balıkların sulardan taştığı, kuşların ve yenilebilir hemen her hayvanın bulunduğu bir adaya denk gelmesi; hikayeyi okuduktan yıllar sonra “Yok daha neler!” dememize sebep olsa da, vakti zamanında aklımızın bir köşesinde yerini almıştır Robinson.
Peki hiç düşündünüz mü bu hikayede gerçeklik payının olabileceğini? Birinin, yıllarca bir adada, herkesten uzak yaşam mücadelesi vermiş olabileceğini? Yazının tamamını oku »