Edebi Hezeyanlar’ Kategorisi Arşivi

Yazarlara gelenlerin geldiğini gösteren, insanın tahammül sınırlarını zorlayan, sıcak havalarda soğuk duş tesiri yapan edebi yazılar bu kategoride toplanıyor.

Kategori alt işareti
9. Sayfa« Ilk...«7891011»...Son »
22 Ekim 2007, Pazartesi // victory

Robinson Crusoe

Robinson Crusoe’un ada macerasını hepimiz okumuşuzdur. Zaten ilkokulda çocuklarımızın edebiyatla tek ilişiği Robinson Crusoe benzeri yabancı hikayelerdir. La Fontaine’nin “alıntı” hikayelerini, orijinallerini içeren Kelile ve Dimne’ye tercih eder, Jules Verne kitaplarıyla yatar kalkarız. Neyse…

Boğulmak üzereyken bir adaya tesadüfen ayak basması, “tesadüfen” gemiden bir yığın malzeme alabilmesi, “tesadüfen” hemen her çeşit bitkinin yetiştiği, balıkların sulardan taştığı, kuşların ve yenilebilir hemen her hayvanın bulunduğu bir adaya denk gelmesi; hikayeyi okuduktan yıllar sonra “Yok daha neler!” dememize sebep olsa da, vakti zamanında aklımızın bir köşesinde yerini almıştır Robinson.

Peki hiç düşündünüz mü bu hikayede gerçeklik payının olabileceğini? Birinin, yıllarca bir adada, herkesten uzak yaşam mücadelesi vermiş olabileceğini? Yazının tamamını oku »

Edebi Hezeyanlar altında yayınlanmış | 1 Yorum »
16 Ekim 2007, Salı // victory

Thomas Edison, muhtemelen tarihin en çok not tutan bilimadamlarından biriydi. Ömrü boyunca 5 milyon sayfadan fazla not tutmuştu. Önemli çalışmaları (Evet, ampülü bulmak gibi…), izleyeceği adımlar, hemen hemen aklından geçen her şey bu notlarda yazıyordu. Peki onun gibi not tutmak ne işimize yarayabilir? Kendi ismiyle 1000′den fazla patenti bulunduğunu düşünürsek, acaba “Düzenli not tutmak insanı başarıya ulaştırabilir” diyebilir miyiz?

Bu yazımızda, Edison gibi not tutmanın avantajlarını listeleyeceğiz. Yazının tamamını oku »

Edebi Hezeyanlar altında yayınlanmış | 3 Yorum »
15 Ekim 2007, Pazartesi // victory

Çevremizi Koruyalım!

Bugün, 21 ağustosta katıldığımız Blog Action Day (Blog Hareket Günü) organizasyonunun belirlediği Çevre konusuyla ilgili yazıyoruz. Tıpkı diğer 14,000 blog gibi… Bugün, bu konuyla ilgili bir yazı okuyan 12 milyon blog okuyucusundan biri de sizsiniz.

Çevre konusu, küresel ısınma gibi 21. yüzyılın kendine has problemleriyle sıkça karşımıza çıkıyor. Artık eskisine göre, herkes bu konuda daha çok şey duyuyor, daha çok şey okuyor.

Bunun iyi ve kötü yanları var elbette. İyi yanı, artık hepimiz nelerin tabiata zarar verdiğini az çok biliyoruz. Plastik kaç senede toprağa karışır, hangi sprey ozon tabakasına zarar vermez, biliyoruz. Kötü yanı, bilgi bombardımanına tutulmuş olmamız. Bu konuda o kadar çok haber okuyoruz ki, artık ister istemez bazı gerçekleri normal görmeye başlıyoruz. Yazının tamamını oku »

Edebi Hezeyanlar altında yayınlanmış | 2 Yorum »
07 Ekim 2007, Pazar // victory

Savaş alanında...

Yüzlerce yıl önce yaşayan bazı “savaş diktatörleri” önlerine çıkan her yere saldırdılar. Kimisi bunu kahramanlık gördü, kimisi ise bir hareketiyle binlerce askerini harcayan bu idarecileri ucuz kahramanlar saydı. Savaştılar; yendiler, yenildiler… Bulundukları dönemde bir hareketleriyle ülke kararları alındı. Savaşmaktan ülke kurmaya vakit bulamamış olacaklar ki, genellikle devletleri, kendileri öldüğünde yıkıldı. Buna rağmen hala anılmaya devam ediyorlar. Bu yazımızda, savaş alanını yurt edinmiş bazı tanınmış şahsiyetlerin tecrübelerine yer vereceğiz. Yazının tamamını oku »

Edebi Hezeyanlar altında yayınlanmış | Yorum Yok »
05 Ekim 2007, Cuma // flightnumber_118

Türkiye’nin en çok okunan, izlenen ilgi gören saygın (!) medya kuruluşlarının yıl boyu yaptıkları magazinsel haber tarzını Ramazan ayında bir miktar yumuşatıp daha soft bir anlayışla yayın yapmaları yıllardır alışageldiğimiz bir durum. Yazının tamamını oku »

Edebi Hezeyanlar altında yayınlanmış | Yorum Yok »
04 Ekim 2007, Perşembe // opereysin

Alcatraz'dan kaçış - 1

Alcatraz hapishanesi, California’da San Francisco Körfezi’nde bir ada üzerinde kuruludur. 1934′te açılıp, 1963′te kapanan hapishanede mahkumlar, çok kötü bir ortamdalardı. Sığınma yeri, yemek, kıyafet ve sağlık yardımının dışında hiçbir şey verilmiyordu. Çoğu mahkum, günün 23 saatini hücresinde geçiriyordu. Ancak fırsat gelirse, dışarıya -temizlikçi olarak- bir saat kadar çıkabiliyorlardı. Ana binada kapılar ve pencereler, demir parmaklıklarla kapalıydı. Burada ve gözetleme kulesinde silahlı görevliler vardı. Adanın etrafı ise soğuk körfez suları ve bolca köpekbalığı ile çevriliydi. Şu sıralar turistik mekan durumunda olan Alcatraz’dan -hepsi başarısızlıkla sonuçlanan- 14 adet kaçma girişimi olmuş. İşte size ilk yedisi:

1.27 Nisan 1936′da, Joe Bowers, görevi gereği çöp yakarken, adanın sınırındaki çite tırmanmaya başladı. İnmesi için yapılan ikazları reddedince, gözetleme kulesinden bir görevli tarafından vuruldu ve 20-30 metre yüksekten aşağıya düştü. Ağır yaralandı ve öldü.

2.16 Aralık 1937′da, Theodore Cole ve Ralph Roe, endüstri binasında hasır bölümünde çalışıyordu. Bir ara, penceredeki demir parmaklıkları törpüleyip kestiler. Oradan kaçıp, San Francisco Körfezi’nde kayboldular. Bu teşebbüs, şiddetli bir fırtına sırasında yapılmıştı ve körfezin dalgaları hızlı ve sertti. Çoğu kişi onların öldüğüne inanıyor. Yazının tamamını oku »

Edebi Hezeyanlar, Yaz bi yere altında yayınlanmış | Yorum Yok »
02 Ekim 2007, Salı // victory

New York Times ve National Geographic, dünyada dillerin yok olma hızının normalin çok üzerine çıktığını bildiriyorlar.

“Her 14 günde 1 dil ölüyor. 2100 yılında, dünyada konuşulan -fakat pek çoğu kayıt altına alınmayan- 7000 dilin %50’sinin ortadan kalkacağı ve içerdikleri tarih, kültür, doğal çevre ve insan beyniyle ilgili bilgileri de beraberlerinde götürecekleri sanılıyor.”

Haber, National Geographic Topluluğu ve Living Tongues Institute for Endangered Languages tarafından yapılan bir araştırmaya dayanıyor. David Harrison ve David Anderson’ın yönettiği projede, dünya üzerindeki 5 ana noktada, dillerin çok daha hızlı kaybolduğu gösterilmiş. Bu bölgeler şöyle sıralanıyor: Yazının tamamını oku »

Edebi Hezeyanlar altında yayınlanmış | Yorum Yok »
30 Eylül 2007, Pazar // opereysin

Bir Yunan aydını der ki, “Eğer Osmanlı olmasaydı, Yunan kültürü bugüne ulaşamazdı. Latinler bizi de Fransızlar gibi asimile eder ve Latinleştirirdi. Bugün hâlâ Yunan kültürünü yaşıyor olmamızı Osmanlı’nın himâyesine borçluyuz.”

Bâzı Türkçe metinlerde İ harfi yerine Ý, ş yerine þ, ı yerine ý karakterlerinin çıktığını görmüşsünüzdür. Pek çok oyun ve bilgisayar programında veyâ yabancı web sitelerinde bu hatâlara rastlarız.

Sırf bu yüzden, Türkçe metinleri okurken beynimizi yoran bu karakterlere karşı bir antipati oluşmuştur içimizde. Bir çok bilgi işlem forumunda “Türkçe karakter problemi, acil yardım!!!” başlıkları açanlara rastlamışızdır. Yazının tamamını oku »

Edebi Hezeyanlar altında yayınlanmış | 1 Yorum »
9. Sayfa« Ilk...«7891011»...Son »