2005′in 18 Ekim’inde yazdığım, şiirle nesir arası bir yazıyı buldum arşivimi kurcalarken. Ölümden bahsettiği için buraya yazmak istedim. Çünkü hepimizi bekleyen bir şey ve onu neredeyse hiç hatırlamıyoruz.
Ölüme çok yakınsın…
Bir an gelecek, nefes çekemeyeceksin ciğerlerine,
Bir an gelecek, belki de aldığın nefesi bırakamayacaksın boşluğa… Yazının tamamını oku »
Yıllarca önce araba kullanmasını öğrenirken, ustam sigara içirtirdi bana… Ve yoğun trafiğe çıktığımda, ya da keskin dönemeçlere geldiğimde sönerse sigaram, direksiyonu alırdı elimden…
Ben araba kullanırken fıkralar da anlatırdı. Ve eğer ben arabayı sürerken kendimi işime kaptırıp da fıkralarına gülmediysem direksiyonu alırdı elimden… Yazının tamamını oku »
12 Şubat 2007, Pazartesi //
victory
İyi yazar olmanın yollarıyla ilgili bir yığın yazı okumuşsunuzdur bugüne kadar.
Kimisine göre iyi yazar olmanın yolu, halkın nabzını tutabilmektedir.
Kimi, “Gerçekçi yazan, iyi yazardır” der, kimisiyse iyi yazar olmayı, insanlara doğru mesajlar verebilmeye bağlar.
Hasılı herkesin kafasında farklı bir “iyi yazar” tiplemesi vardır. Çoğu insan, en sürükleyici romanları yazanların, gerçek hayatı en iyi şekilde yansıtanlar olduğu yalanına aldanır. Yazının tamamını oku »
Marie Antoniette, açlıktan kıvranan yoksulların şikayetleri üzerine verdiği söylenen yanıtla ünlüdür: “Qu’ils mangent de la brioche.- Ekmek yoksa, pasta yesinler.“ Bu sözler neden ün kazandırdı ona? Çünkü soğuk nevalenin ve kalpsizin biriydi; değil mi?
Ama aslında böyle bir şey söylemedi. Korkarım söylediklerinin, bize aktarılanlarla ilgisi yoktu. Yazının tamamını oku »
Bugün (27 Ocak 2007) hava biraz kapalıydı. Hafif de olsa yağmur yağıyordu. Küresel ısınmanın yol açtığı söylenen mevsimlerin değişimi ve kuraklık tehlikesinden bahseden yazıları okumaktan yorulan gözlerim yağan yağmuru görünce birden açıldı. Çünkü kışın son ayında olmamıza rağmen pek az yağmur yağmıştı. Yazının tamamını oku »
Şimdi “Bu ne yahu?” diyeceksiniz. Hatta içinizden “Yine mi TDK eleştirileri?” diyenler çıkacak. Hayır, niyetim Tdk’yı eleştirmek değil.
Kelime tamamen bana ait (Burada yazar kendini övmektedir). Protestorganizatör kelimesini doğrudan tanımlayamam ama hafızanızda bir şeyler canlandırıp ”He ya buymuş demek.” dedirteceğim.
Yazının tamamını oku »
Çeşitlilik, hayatımızın her alanında karşılaştığımız bir durumdur. Çiçekler, böcekler çeşit çeşit olduğu gibi, tabiatın renkleri de çeşit çeşittir. Her ağacın yaprakları yeşilin aynı tonlarında değildir. Yeşil dediğimiz renk bile birbirine benzeyen bir renk çeşitliliğinin ortak adıdır aslında. Yazının tamamını oku »
Hava serindi. Keyfi olana zindelik verebilirdi belki ama Hakan’ın moralini düzeltmeye yetmiyordu.
Usulca annesinin yanına sokuldu. İşte yine, o her gün buluştukları ağacın altındaydılar, yan yana. Derin bir nefes aldı, dudağını burarak konuştu:
- Merhaba anne! Ben geldim!
Utangaç çocuklar gibi titrek bir sesle konuşuyordu.
Yılların verdiği o güçlü iletişim bağı; o, konuşmadan anlaşabilme durumu, anne oğul arasındaki diyalogda etkisini gösteriyordu.
Annesi belli ki içinde bulunduğu durumdan memnundu. Ah bir de kendisi mutlu olabilse, onun gibi!
Yazının tamamını oku »