01 Temmuz 2009, Çarşamba //
checka
- Aksaray!
Mekanik ses ikinci kez tekrar etti:
- Aksaray!
- Sayın yolcularımız; Aksaray, bu yöndeki son istasyonumuzdur.
Kapılar açıldı. İnsanlar akışkan bir madde gibi kapılardan çıktı. Vagonda kimse kalmamıştı.
Sonunda o da çıktı. İki çıkışlı istasyonda insanlar hep sol taraftakini kullanıyorlardı. Sağa döndü. Yazının tamamını oku »
11 Haziran 2009, Perşembe //
bulut

Yıllarca sınıf öğretmenliği yapmış biriyim, onun kadar iyi anlaştığım bir öğrenci olmadı. Fazla konuşmayan biriydi. Aynı zamanda komşusu olduğumdan, belki de en çok benimle konuşuyordu. Ailesi bir trafik kazasında hayatlarını kaybettiklerinden, babaannesi ile beraber kalıyordu.
Onu her sabah okula ben götürür ben getirirdim. Dedim ya konuşmayı sevmezdi, ama konuştuğunda tane tane konuşurdu. Söylemek istediğini, net olarak söylerdi. Ne fazladan bir kelime eklerdi, ne de sözü eksik bırakırdı.
Nedendir bilmem, okulda arkadaşlarından büyük saygı görüyordu. Birbirlerinin sözlerini kesmeye meraklı olan minikler, onun ağzından çıkacak iki kelimeyi dinlemek için sus pus olurlardı. Yazının tamamını oku »
08 Haziran 2009, Pazartesi //
Chief

Hani unutulmuş gelenekler diye iç geçirip, geçmişten dem vururuz ya…
“Filan zamanda insanlar…” diye başlayan, ya da “Şu yörenin adetleri…” diye devam edebilen muhabbetler…
Bir de hani çok günlük, sıradan, zaten olması gerektiği gibi olanlar vardır ki, insan hatırlanamayacağını bile düşünmez.
Unuttuk, unutturulduk, ya da unutuldular işte…
Ama, bir gün gelip de Yazının tamamını oku »

Enteresan bir huyum var benim.
Kalabalıkların arasında, pek çok kişinin dikkatini çekecek bir olayla karşılaştığımda, hep diğerlerinin yapmadığını yaparım, istemeden.
İki kişi dövüşüyorsa mesela, herkes gibi onları seyretmez; onları ayırmaya çalışanları seyrederim.
Konuyla alakaları olmamasına rağmen, neden yumruk yemeyi göze aldıklarını anlamaya çalışırım sonra. Yazının tamamını oku »
11 Mayıs 2009, Pazartesi //
bulut

Geçenlerde karşılaştığım bir yarışma programı beni düşünmeye sevketti. ABD’de yayınlanan bu programda, yarışmacıların, sorulan sorulara doğru cevaplar vermeleri isteniyor. Sorulara verilen cevapların doğruluğunun kontrol edilebilmesi için de, bir yalan makinesi hazırda bekletiliyor.
Yarışma koltuğuna oturan bayan yarışmacıya sevdikleri ile ilgili sorular soruluyor. Soruların odak noktası, yarışmacının kocası. O da stüdyoda. Yarışmacının kocasını rencide edecek, hiçbir karı kocanın duymak istemeyeceği konularda sorular soruluyor.
Verilen cevapların doğru olması gerekiyor ya, yarışmacı kocasının bile beklemediği cevapları sıralamaya başlıyor. Her sorunun sonunda, kocasının yüz ifadesi değişiyor.
Yarışmanın ana fikri, Yazının tamamını oku »

Misafir yazarımız
anhedoni,
devam yazısında Genel Cerrahide bulunduğu dönemde yaşadıklarını anlatmaya devam ediyor.
Servis; bende de, cerrahlarda da aynı duyguyu uyandırıyor sanırım. İşin ikinci planı gibi görünse de, serviste görevli doktorlar aslında perde arkasında kalan kahramanlar gibiler. Gerçekten, bir ayın yarısını serviste geceli gündüzlü geçirmek, günde üç ya da dört kere, bazen servisteki 40 hastanın hepsine pansuman yapmak kolay değil.
Bütün bu işler bazen o kadar yoğunlaşır ki, gece nöbetlerinde uyumak dahi mümkün olmaz. Bir insan düşünün; iş yerine pazar sabahı gelsin, o gece nöbet tutsun, ertesi gün serviste çalışmaya devam etsin ve pazartesi gününün akşamında evine geri dönsün. Yazının tamamını oku »

Her sene yüz binlerce öğrencinin hayali üniversiteli olmaktır. Neticede bir çoğu olur da… Ancak bu hayal gerçekleşince, ortada çalışmak için çok fazla sebep kalmaz ve üniversitelinin notları birden “boyun büker”. Bunda “sıfırcı” hocaların etkisi malumdur, fakat notlardaki bu düşüşten kurtulmanın da çareleri var. İşte kampüste hayat ve işe yarayabilecek bir kaç tavsiye…
Kampüse adım atan herkes bilir. Burası liseden farklı. Teneffüs zili, hoca girince ayağa kalkmalar mazide kalmıştır. Bir kere, kimse üniforma giymez. Aslında buranın üniforması “moda”dır. Üç şeritli ayakkabılar bazı bölümlerde mecburi (!), o denli yani. Bunlara takılmadan esas mevzuya dönelim. İlk ne yapmalı:
İlk önce hocaların iyi tanınmasında fayda var. Hangi hoca neyi beğenir, nelere dikkat eder? Bam telini bilmeli. Şirazesiz bir sual, Yazının tamamını oku »

Misafir yazarımız
anhedoni, ilk yazısında Genel Cerrahide bulunduğu dönemde yaşadıklarını anlatıyor.
Bu yazı, gerçekten bir ay boyunca nöbetleriyle, yataklı servisiyle, polikliniğiyle ve en önemli bölümü olan ameliyathanesiyle, Genel Cerrahi’de bulunan bir internin (6. sınıfa giden tıp öğrencisi), bire bir sorumluluklarla ve çalışarak geçirdiği bir ayını değerlendirmesi, iç muhasebesini yapmasıdır. Bir nevi, genel cerrahinin iç dünyasında oluşturduğu etkinin dışa vurumu olarak görülebilir.
Yazıma, size biraz geçmişten bahsederek başlamak istiyorum. Bir zamanlar Avrupa’da cerrahlar, doktorlar arasında ikinci sınıf iş yapan insanlar olarak görülürlermiş. Muhtemelen bu düşüncenin altında yatan sebep, işin kanlı kısmıyla uğraşmaları ve hastalarının büyük bir kısmını kaybetmeleriydi.
Özellikle salgın hastalıkların çok fazla görüldüğü, veba gibi hastalıkların kol gezdiği Yazının tamamını oku »