İnsan, İnsanlık & Yıkım

Yaşamak istiyoruz. Başımıza bir şey gelmesinden çok korkuyoruz. Bu temel bir hayatta kalma iç güdüsünün gereği aslında. Kimse hastalanmak, yaralanmak ya da ölmek istemiyor. Buraya kadar son derece doğal. Ama sonra cesaret geliyor, korkuyu yenme, ardından umursamama, artık düşünmeme, düşüncenin ortadan kaybolmasını sağlama. Bunları sağlayabilince korktuğu/korkması gereken nesnelere, davranış ve olaylara daha da yaklaşabiliyor ve yıkım ve tehlikeye meydan okuyup, risk alabiliyor insan.

Şunu inanarak söyleyebilirim ki; tıp bilimi ve teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, insanoğlu kendine zarar vermenin yolunu bir şekilde bulacak. Genetik mühendislik, hijyenik yaşam biçimleri ya da tüm tedavi modalitelerinin geliştirilebilmesi buna engel olamayacak.

Yaşantılamak insanın doğasında var. Bu baskılamakta güçlük çektiği bir tutku. Eğer dünya dümdüz olsaydı insanlar yine birbiri üzerine çıkıp aşağı atlamaya çalışırdı. Hiç gece olmasaydı mağaralara kaçardı. Deneyimlemek dürtüsüne hakim olamayan birçok canlı türünden farkı da bunu yapabilmek için en karmaşık ve üstün zekaya sahip olması ve ortamları buna uygun hale getirebilmesi. Bu da onu tüm canlılardan çok daha tehlikeli yapıyor. İnsanoğlunun göktaşlarının neden olduğu tahmin edilenden çok daha fazla canlı türünü yok ettiğini öğrenmek sizleri şaşırtmazdı sanırım. Bir habitata yerleşmesi ile oradaki canlı çeşitliliğinin ilk 1 ayda %5, ilk 1 yılda %11 ve 10. yılda %50 oranında azaldığı tahmin ediliyor.

İçinde bulunduğu ekosistemin kendisine zarar veren ve onu tamamiyle ortadan kaldırabilen yegane tür insandır. Bölge sakini canlıların huzurunu kaçırmak, yaşam alanlarını ortadan kaldırmak ya da kıtalar aşıp av partileri düzenlemek suretiyle dünya genelinde pek çok hayvan ve bitki familyası tükenmek üzere ya da tükenmiş durumda.

Dünya genelindeki insan ölümlerinin halen en büyük sebepleri yine insan kaynaklı ve önlenebilir (ancak bir türlü önlenemeyen) nedenler: Trafik kazaları, savaşlar, şiddet olayları, mobbing, bulaşıcı hastalıklar, sigara gibi bağımlılıklar vs. Çevresinde yaşamlar için olduğu kadar kendi varlığı için en büyük tehdit de kendisi.

Yıkıma programlanmış bir tür gibi. Gelişen her yeni teknoloji sağlıktan önce harb sanayisinde kullanılıyor. İyileştirme gereçleri geliştikçe insanların ‘iyileştiricilere’ saygısı ve tahammülü azalıyor. İnsan yaşamları giderek ucuzluyor. Doğal afetlere bağlı toplu ölümler azalınca kitle imha silahları devreye giriyor. Gladiatör arenaları, kafes dövüşleriyle devam ediyor. Şiddet halen bir eğlence ve gelir kaynağı. Toplumlar zevk için ölüdürüyor ve öldürülüyor. Köleliğin kalkmasından yıllar sonra artık daha büyük kalabalıklar tanımsız köle toplulukları halini alıyor. Hayatlar pazarlık konusu ve ticaret gereci iken artık lafı bile olmuyor. Hayvansal yönü güçlendirmek için her türlü impuls ve yönlendirmeler artıyor. Dürtüsel hareketler sıklaşıyor. Öngörme, önleme, baskılama, denetim altında tutabilme giderek önemini ve anlamını yitiyor. Başkalarını kontrol etmek kendini kontrol edebilmekten daha çok ilgi çekiyor.

İnsan en büyük sermeyesi olan insanlık hazinesini bütünüyle kaybettiğinde onun ile yıkım ve en sonunda da yok olma arasında hiçbir engel kalmamış olacak. Bütün mesele ve bilinmezlik onu ne kadar daha elinde tutabileceği.

Bu konu kitaplar dolusu tartışılması ve çözüm üretilmesi gereken ancak bulunan çözümlerin asla gerektiği gibi uygulanmayacağı bir nokta. Bu hususta ifade etmek ve değinmek istediklerimi ortaya koyup kalemimi kutusuna kaldırmaktan başka elimden bir şey gelmiyor.

Sevebilirsin...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir