Neredeyse her bilgisayar kullanıcısı birbirinden farklıdır. Kimi gösterişli temalardan hoşlanır, kimi sade arayüzleri sever. Kimi tasarım için binlerce doları gözden çıkarır, kimi fonksiyonelliği ön planda tutar.
Kimi Firefox’a bayılır, kimi Opera’sız yapamaz. Kimi Windows kullanır, kimi Ubuntu’dan cayamaz.
Liste uzar gider de, bu listede yer alması gereken önemli bir tercih farklılığı vardır: Kimi bilgisayar kullanıcıları fareyi ellerinden geldiği kadar sık kullanırken, kimi bilgisayar kullanıcıları yapabildikleri her şeyi klavyeyle yapmaktan hoşlanırlar. Hani bir de fare simgesini klavyeyle kullanabilseler…
Bunu yapabilmek mümkün görünmüyor. Ancak yazıları klavye kısayolları ile seçebilmeleri mümkün. Yazının tamamını oku »
Sürekli tasarım yapmaktaysanız, bazen tıkandığınızı, üretkenliğinizi kaybettiğinizi düşünebilirsiniz. Çoğu meşhur tasarımcı, haftada altmış saatten fazla çalışır. Bu da kişinin tasarımla ilgili bildiği bütün teknik ve biçimleri kullanması anlamına gelebilir. Ama tasarımcıların kendilerini çaresiz hissetmelerine bir çare var.
Önceliklerinizi Belirleyin
İş önemlidir. Ancak bunu hayatınızın anlamı olarak görmeyin. Çünkü öyle değil. Sevdiğiniz diğer şeylere ( aileniz, hobileriniz vs. ) zaman ayırmanız çok büyük bir önem arzediyor. Bu iş-aile/eğlence denkleminin formülü dengedir. Birinde aşırıya kaçmadan yapılan doğru bir ayırım sonucunda, zihninizin açılması ve yeni fikirler edinmeniz mümkün olur. Ayrıca aile içi gerginliğin en büyük sebeplerinden biri olan ilgisizlik de son bulmuş olur.
Yazının tamamını oku »
Blogunuz ilk yayına başladığında, ziyaretçilerinizin sitenizdeki yararlı yazıları bulması kolaydır. Yazılarınız bir kaç sayfada görüntülenebilir; arşiviniz, içinde kaybolunamayacak kadar küçüktür.
Zaman geçer, yazı sayısı artar, arşiv içinden çıkılamayacak bir hâl alır. Artık web sitenizi ilk yayına başladığı günlerde takip etmeyen bir çok ziyaretçi de ortalıkta dolaşmaktadır. Dedik ya, arşivinizi kurcalamak herkesin üstesinden gelmek isteyeceği bir iş değildir, çoğu ziyaretçi son yazılarınızı okumakla yetinir. Yazının tamamını oku »

Hatırlayacağınız üzere, 26 Ağustos’ta Friendfeed hesabımızı faaliyete geçirmiş, sitemize eklenen her yazıyı otomatik olarak FriendFeed’de duyurmaya başlamıştık. Bazı üyelerimiz, bu hesabımızı arkadaş listelerine ekleyerek, bir nevi RSS hizmeti gibi kullandılar. Hesabı açmamızın sebebi de tam olarak buydu zaten.
Aynı günlerde Twitter hesabımızı da almıştık. Ancak yaptığımız bir kaç deneme dışında, geçtiğimiz günlere kadar âtıl vaziyetteydi. Bu sebeple, “Opereysin Twitter’da!” diye haykıramıyorduk.
Twitter hesabımız, üzerinde yaptığımız bazı düzenlemelerle artık yayında. Bu hesabımızda, Opereysin.com’da yayınlanan yazılar ve -FriendFeed hesabımızdan farklı olarak- yorumlar yer alacak. Bir anlamda hesabımız, “Sıcak Sıcak” sayfamızın Twitter’daki yansıması olacak.
Peki, bunun dışında bir işe yarayamayacak mı FriendFeed ve Twitter servislerimiz? Yazının tamamını oku »
Microsoft Word’ü elbette hepimiz yazı yazmak amacıyla kullanıyoruz. Öyleyse bu yazının başlığı biraz absürt mü oldu?
Aslına bakarsanız, hayır. Bazen, kendimizi tamamen yazı yazmaya verebilmek istiyoruz. Eskiden daktilonun gördüğü vazifeyi, bilgisayarlarımızın görmesini istiyoruz, bir başka deyişle. Dikkatimizi dağıtan parlak renkleri, ekranı küçülten şablon özelliklerini ve menüleri; bir süreliğine hayatımızdan çıkarmak istiyoruz.
Peki Microsoft Word, “hayallerimizin dijital daktilosu”na dönebilmemize imkan tanıyor mu?
Bir kaç düzenlemeyle, evet.
İsterseniz, Yazının tamamını oku »
Bin…
1 (Bir) rakamının yanına 3 adet 0 (Sıfır) rakamı eklenerek elde edilen sayı anlamına geliyor, matematiksel anlamda bakacak olursak.
Halbuki “bir” sayısı ile, “bin” sayısı arasında; yazılış yönünden o kadar az bir fark var ki… İnsan, aralarında devasa farklar bulunan bu iki kelimenin bu kadar benzer olmalarına şaşırıyor.
“1 yıl”, ortalama 365 günden oluştuğu varsayılan kısacık bir süre. Hepimizin (veya çoğumuzun) onlarca kere yaşadığı bir süreci özetliyor.
“1000 yıl” ifadesi ise, Yazının tamamını oku »

“Genelde Türk bloglarına bakıldığında, içerik üretmekten çok, içerik kopyaladıkları veya içerik tercüme ettikleri görülüyor.”
- İmza: Blog Düşünürü
Yukarıdaki cümleye benzer ifadeleri, mutlaka bir yerlerde okudunuz. Özellikle web sitelerinin yorum bölümlerinde, biraz da site sahibine piyaz yapma amacıyla, buna benzer saptamalar yapılıyor son zamanlarda.
Uzun zamandır, web’in gelişimini takip ediyoruz. Türk blog dünyası emekleme aşamasındayken, bu akıma ortak olduğumuz için; blogların gelişimini çok daha sıkı takip edebildik.
Geçen 5-6 yıl içerisinde, baş döndürücü bir hızla artan blog sayısı dışında, blog aleminde bir gelişme oldu mu? Yazının tamamını oku »
Bir kaç satırlık bir düşünce yazısı karalayanlara da “yazar” denir, ciltler dolusu eserler ortaya koyanlara da… Ancak iki grup arasında devasa farklar vardır. İyi yazarlar, iyi okuyuculardır bir kere. Yazdıklarından çok, okurlar. Zaten, eserleri; yüzlerce kitaptan edindiği bilgilerini veya tırnaklarını sert kayalardan daha sert olan hayata geçirerek edindiği tecrübelerini yansıtamayan birisinin okuyucusuna ne faydası olur?
İyi yazarlar, sorgulayıcıdırlar, açıklayıcıdırlar. Kendilerini okuyucunun yerine koymayı bilir, okuyucunun anlayacağı dilden yazarlar. Bir başka deyişle “Sanat için sanat” yapmaz, okuyucu için kalem tutarlar. Satırları bir nakkaş titizliği ile bezemeyi başarır, dilin en nadide köşelerinden kelimeler imbiklerler.
Sözün kısası, “iş olsun” diye yazmazlar; yazmayı iş edinirler.
Sosyal alanlarda yazdığı kitaplarla tanınan Deirdre McCloskey, Economical Writing isimli kitabında, iyi bir yazarın sahip olması gerektiğini düşündüğü 5 özelliği şöyle sıralamış: Yazının tamamını oku »