
Geçenlerde, evi “yaz temizliği” adı altında elden geçirirken, eski yıllara ait defter, kitap gibi eşyalarımın bulunduğu masama ve dolaplarıma da çeki düzen vermem gerekti. Tozlanmış, eskimiş, ama her biri birer etkileyici cümle gibi insanı beyninden vurulmuşa çeviren hatıra eşyalar vardı buralarda.
Eşyaları gözden geçirmem ve çok büyük bir önemi olmayan veya tamamen önemsizleşen eşyaları “atılacaklar”ın arasına koymam gerekiyordu.
Herkes benim gibi mi bilmiyorum ama, ne zaman böyle bir şey gerekse, acayip bir sıkıntı kaplar yüreğimi. Elime aldığım her eşyanın hatırası canlanır zihnimde. Beynimde bir ses fısıldar: “Bunları atarsan, unutacaksın hikayelerini!”
Halbuki gerçekte, Yazının tamamını oku »

Derinden gelen bir uğultu…
… ve korkunç bir sarsıntı.
Elektrikler çoktan gitmiş.
Önce sağdan-sola, sonra daireler çizerek sallanıyor bina.
Neredeyim?
İstanbul’da olmadığımı hatırlıyorum. Gölcük yakınlarındayım.
Binaya kamyon çarpıyor gibi.
Veya dev bir boğa boynuzlarını takmış binayı kaldırıyor sanki.
Yazının tamamını oku »

Misafir yazarımız
anhedoni,
devam yazısında Genel Cerrahide bulunduğu dönemde yaşadıklarını anlatmaya devam ediyor.
Servis; bende de, cerrahlarda da aynı duyguyu uyandırıyor sanırım. İşin ikinci planı gibi görünse de, serviste görevli doktorlar aslında perde arkasında kalan kahramanlar gibiler. Gerçekten, bir ayın yarısını serviste geceli gündüzlü geçirmek, günde üç ya da dört kere, bazen servisteki 40 hastanın hepsine pansuman yapmak kolay değil.
Bütün bu işler bazen o kadar yoğunlaşır ki, gece nöbetlerinde uyumak dahi mümkün olmaz. Bir insan düşünün; iş yerine pazar sabahı gelsin, o gece nöbet tutsun, ertesi gün serviste çalışmaya devam etsin ve pazartesi gününün akşamında evine geri dönsün. Yazının tamamını oku »

Misafir yazarımız
anhedoni, ilk yazısında Genel Cerrahide bulunduğu dönemde yaşadıklarını anlatıyor.
Bu yazı, gerçekten bir ay boyunca nöbetleriyle, yataklı servisiyle, polikliniğiyle ve en önemli bölümü olan ameliyathanesiyle, Genel Cerrahi’de bulunan bir internin (6. sınıfa giden tıp öğrencisi), bire bir sorumluluklarla ve çalışarak geçirdiği bir ayını değerlendirmesi, iç muhasebesini yapmasıdır. Bir nevi, genel cerrahinin iç dünyasında oluşturduğu etkinin dışa vurumu olarak görülebilir.
Yazıma, size biraz geçmişten bahsederek başlamak istiyorum. Bir zamanlar Avrupa’da cerrahlar, doktorlar arasında ikinci sınıf iş yapan insanlar olarak görülürlermiş. Muhtemelen bu düşüncenin altında yatan sebep, işin kanlı kısmıyla uğraşmaları ve hastalarının büyük bir kısmını kaybetmeleriydi.
Özellikle salgın hastalıkların çok fazla görüldüğü, veba gibi hastalıkların kol gezdiği Yazının tamamını oku »

Üyelerimizden
Anhedoni,
unutulmayacak bir bayram hatırasını kaleme almış. Hikayesini bizlerle paylaştığı için kendisine teşekkür ediyoruz.
Opereysin.com, “Unutulmaz bayram hatıralarınızı bekliyoruz.” dediğinde aklıma ilk olarak bu hatıram geldi. Bunu sizlerle paylaşmak benim için de ilginç bir deneyim olacak, çünkü ilk defa böyle bir yazı yazma girişiminde bulunacağım.
Sene 1997′ydi. Babanın devlet memuru, annenin ev hanımı olduğu klasik bir Türk ailesinin 2 çocuğundan ilkiyim. Ortaokul 2. sınıfta okuyordum. Bayramlardan Ramazan Bayramı idi. Yine 9 günlük bayram tatillerinden birindeydik. Bayramdan önceki günü her zamanki gibi alışverişte geçirmiştim. Yeni elbiseler, yeni pabuçlar almak çok güzeldi, her zaman olduğu gibi. Yazının tamamını oku »
Yıllar geçtikçe teknoloji gelişiyor, bazıları geliştikçe insanlar yanlızlığa itiliyor. Geçenlerde bir çocukluk arkadaşımın oğlunun sünnet düğünü vardı. Bu davet beni geçmişime götürdü. Birlikte oyun oynadığımız günler ve geceler film şeridi gibi gözümün önünden geçmeye başladı.
O arkadaşımla hem akraba, hem komşu, hem arkadaştık. Bu yüzden çoğu zaman beraberdik. Uzun kış geceleri bir araya gelince, çeşitli oyunlar oynardık. Saklanbaç, körebe ilk aklıma gelenler. Gündüzleri de vakit buldukça buluşup oyun oynardık. Vakit buldukça dedim, çünkü okulumuzun yanı sıra Yazının tamamını oku »

Cinayet, kapkaç, adam kaçırma haberleriyle doluydu yine gazete… Üstüne komedi ekini de vermemişlerdi bu sefer. Keyfimi yerine getirebilecek bir şey yoktu neredeyse. Boş boş geçirmeye çalışıyordum saatlerimi, Mustafa’dan iyi haberler bekleyerek.
Masamın çekmecelerini karıştırmaya başladım, vakit geçirecek bir şeyler bulma umuduyla. Albüm geldi elime. Yıllardır bakmamıştım. Aslında hatıralarımı depreştirdiği için bakmak da istemiyordum. Kendime inat ederek aldım albümü çekmeceden. Yatağıma uzandım. Kapağı çevirdim. İlk sayfada kendimi tanıttığım bir not duruyordu: Yazının tamamını oku »