
Ortalıkta Dr. Phil Testi adında bir test dolaşıyor. Ekibimiz önce bu testi itinayla çözdü. Ardından hızını alamayarak testin güvenilirliğini sorguladı, deyim yerindeyse testin “geçmişine” indi. Peki neler bulduk dersiniz?
Hepimiz, arkadaş çevremiz tarafından yoğun bir “il(l)eti bombardımanı”na tabi tutuluyoruz. Dünyanın bir köşesinde, birilerinin uydurduğu bir yazıyı/dökümanı, birileri Türkçeye çeviriyor ve nasıl oluyorsa bu yazı/döküman elimize ulaşmayı başarıyor.
Genellikle bu önemli başarıyı (!) kâle almıyor, gelen mailleri çöp kutusuna yollayıveriyoruz. Hatta bazen mail’in başlığından, içeriğinin gereksiz “ilet”imler içerdiğinin anlıyor, içeriğine bakmadan siliveriyoruz.
Geçenlerde, Dr. Phil diye birinin testinden bahseden bir mail ulaştı elimize. Yazının tamamını oku »

Gözler Obama’ya çevrildi, cumhurbaşkanlığının devir-teslim töreni ocak ayında ama herkes şimdiden ülkenin ilk Afrikalı-Amerikalı başkanı Obama’nın nasıl bir başkan olacağına, neleri değiştireceğine, Bush’tan alacağı “enkazı” nasıl temizleyeceğine dair ipuçları yakalamaya çalışıyor, tahminler yürütüyor. “İlk işi…” diyor New York Times’da bir yazar (Clyde Haberman), “ilk işi şüphesiz Amerika’nın paçasını toplamak, ekonomiyi canlandırmak.” Devam ediyor: “Ama Amerika’nın pantolonunu toplamasını da sağlayıp sağlayamayacağını görmek ilgi çekici olacak.”
Amerika’da büyük şehirlerde yaşayan siyahî delikanlılar arasında yaygın olan bir modayı kastediyor: “Düşük pantolon modası.” Veya “pantolon düşürme modası.” Bazı Yazının tamamını oku »

Tüm dünyanın merakla beklediği ABD başkanlık seçimi nihayet sonuçlandı. Amerikalı seçmenler, Beyaz Saray’a ilk zenci başkanlarını yolladı: Barack Obama. Obama, adaylığını koyduğu gündan beri, başta Amerika olmak üzeri dünyanın hemen her yerinde ilgi ve tartışma odağı oldu. Bu tartışmalardan birisi de onun Müslüman olup olmadığıydı. İşte Rahim Er’in kaleminden Barack Obama:
1961 Honolulu doğumlu. Annesi, Kansaslı Ann Durham. Babası, Kenyalı. Babayla aynı adı taşıyor, Barack Husseyn Obama. Barack, Kenya dilinde Burak. Husseyn göbek adı. Anne-baba, Harward’da tanışmışlar. Anne, beyaz. Obama iki yaşındayken çift boşanmış. Baba, doktoranın ardından 1965’te Kenya’ya dönmüş, 7 sene sonra da bir trafik kazasında vefat etmiş. Obama, babasıyla bir kere 1972’de görüşmüş. Yazının tamamını oku »

Hollywood Levhası’nın Hikayesi‘ni geçtiğimiz günlerde anlatmıştık. İsterseniz şimdi de film sektörünün merkezi Hollywood’un hikayesine bir göz atalım.
Hollywood’da, geceleri pürüzsüz gökyüzünü boydan boya kaplayan, tepelerin üstündeki parlak yıldızlardan başka yıldız bulunmadığı zamanları düşünün. Bu bölge, o zamanlar Gabrielinolar isimli yerel halka aittir.
Film sektörünün merkezi haline gelmeden çok önceleri, ABD’nin diğer batı bölgeleri gibi Hollywood da çiftçilerin, kovboyların, maden arayanların, haydutların mekanıdır ve çoğu bölgesinde yerleşim yoktur. Örneğin o dönemde Hollywoodlular, Sunset Caddesi’nin (N. Beverly Dr’den devam edin, yol ağzına gelince sola dönün, o yol) kuzeyindeki arazilerin hayvan otlatmaktan başka işe yaramayacağını düşünürler. Yazının tamamını oku »
Google, indexlediği web sayfası sayısının 1 trilyona ulaştığını açıkladı. Elbette bu sayı yalnızca tekil web sayfalarından oluşmuyor. 1 trilyon web sayfası içinde, birbirinin tekrarı olan pek çok web sayfası var. Resmi Google Blogu’nda yapılan açıklamaya göre, 1998 yılında kurulduğunda 26 milyon web sayfasıyla işe başlayan Google, bu sayıyı 2000 yılında 1 milyara çıkardı. Şimdiyse Google index’ine, hergün milyarlarca yeni sayfa ekleniyor.
Yazının tamamını oku »

Başlık garibinize gitmesin. 2. Dünya Savaşı boyunca, İngiliz gizli servisi, Almanya’daki Müttefik askerlere gizliden gizliye planlarını yolluyordu. Hangi yolla mı? Monopoly kutularıyla. Yapmaları gereken iş son derece açıktı: Esir kamplarına sessiz ve gizli bir şekilde gerekli materyalleri ulaştırmak. Ama bu işi Monopoly kutularıyla yapma fikri, haritaların başı çektiği bir seri işe yarar benzerlikten doğdu.
İpek kadar yumuşak
Haritaları düşman topraklarındaki hedeflere ulaştırmak, sanıldığından daha zordur. Düşünün bir kere, haritalar ıslanınca parçalanır, katlanmamış haldeyken çok ses çıkarırlar. Üstelik müttefik memurları, kağıt haritalarla Alman taburlarının dikkatini çekmekten çok korkarlar.
Peki ne yapmalıdırlar? Akla gelmeyecek bir yöntem seçerler: Yazının tamamını oku »
28 Haziran 2008, Cumartesi //
victory
Terörist- Anti terörist sözlerini ilk olarak ne zaman duydum hatırlamıyorum. Fakat emin olduğum bir şey var: Bir Hollywood filminde duymuştum. Uzaylıların hası, yaratıkların en cavcavlısı hep Amerika’ya saldırırdı ya, kötü insanların gruplar halinde hemen her saniye Amerika’ya saldırmaya teşebbüs etmeleri de çok garibime gitmemişti o zamanlar.
Aradan yıllar geçti. O yıllarda terörist sayılanlar aklandılar ve yerlerine yenileri bulundu. Hollywood da bu duruma uygun filmler çekmeye başladı. Filmlerle kalmadı, diziler de üretti. “24″ desem örnek olması açısından yeterli olur sanırım.
Amerikalılar bu dolduruştan çok etkileniyor olmalılar ki, bazı paranoyak buluşlara imza atmışlar. Bununla da yetinmemiş, buluşlarının patentlerini almışlar. Bu yazımızda, paranoyak anti-terör buluşlarını listeleyeceğiz: Yazının tamamını oku »
Çocukluğumuzda, bugün “poşet” tabir ettiğimiz plastik torbalar yoktu. Çarşıya, pazara “file” ile çıkılırdı. Hatta bir de “zembil” vardı. Hasırdan örülmüş saplı torba. İçine konanlar filedeki gibi dışarıdan görünmediği için zembil belki daha iyiydi ama fileyi taşımak -meselâ boşken dertop edip koyun cebinize, çantanıza- daha kolay olurdu ve şehirlerde tercih fileden yanaydı.
Plastik torbaların hayatımıza girişini memnuniyetle karşıladık. Kolay, temiz, hafif, kullan kullan at…. Zamanla plastik torbasız bir hayat düşünemez olduk.
Sadece ABD’de bir yılda kullanılan plastik torbaları -ki 30 ilâ 100 milyar adet- uç uca eklesek gezegenimizin etrafını 31 kere dönermiş ve bunların imali için -petrolün yan ürünü- 12 milyon varilden fazla petrol gerekiyormuş. Çin deseniz, günde 3 milyar adet kullanıyormuş! Yazının tamamını oku »