Ahmet Sarbay’la Tarihistory Üzerine

Ahmet Sarbay’la Tarihistory Üzerine
Ahmet Sarbay’la başbaşa güzel bir sohbet yaptık. Tarihistory nasıl oluştu?” diye sorduk, gerisi kendiliğinden geldi. İşte bu sohbette tuttuğumuz notlar…

Tarihistory.com nasıl oluştu?..

Televizyon ve sinema için tarihi konuları araştırmak ve sonuca varmak en büyük zevkim. Aldığım notları derleyince ortaya böyle bir çalışma çıktı.

Araştırmalarımı okuyucuyla paylaştığımda genellikle olumlu tepkiler aldım.

Her meslekte olduğu gibi tarihçiler arasında da alaylı-mektepli ayrımı var. Ben kesinlikle alaylıyım. Bazen deneme yanılma, bazen ilgili kaynaklara başvurarak edindiğim tecrübelerle bir sonuca ulaşıyorum. İyi bir araştırma yapmadan sunum yapmaktan korkarım.

Kaynakları doğru okuyabilmek için bazı kıstaslarınız olmak zorunda…

Kaynağın taraf tutup tutmadığı, asıl nakledenin olayı bizzat yaşayıp yaşamadığı, değerlendirmelerindeki isabet oranı çok önemli… Bunlar, belgelerin sıhhatini doğrudan etkileyen öğeler…

Şunu da unutmamak gerekir. Bir tarihçi kendi döneminin insanı olduğu için, geçmişe bakarken kendi dünyasının gözlüklerini kullanır. Bu sebeple tarih konusunda objektifim diyenlere inanmam.

Tarafsız tarih bilimine pek inanmıyorum.

Tarih, siyaseti şekillendirmek isteyenlerin daima kullandığı bir argüman olmuştur. Politika ve ideolojiler, hoşlanmadıkları gerçekleri ya saklamışlar veya teryüz ederek sonraki nesillerel aktarmışlar. Mesela; Emevi hanedanının tarihi Abbasiler döneminde yazılmıştır. Abbasi tarihçilerinin kaçı Emeviler hakkında insaflı davranabilmiştir?..

Fatımi hükümdarı Hakim Biemrillah ile kızkardeşi Sittül mülük arasındaki mücadeleyi Sittül mülük kazanmıştı. 1021’de Hakim’i öldürttükten sonra onun delirdiğini ve eşeğe binerek gözden kaybolduğunu ilan ettirmişti. Buna inanmak mümkün mü?..

İngilizler, eski Mısır Hidivlerinden İsmail Paşa’yı azletmişti. Sebep olarak da çok müsrif olduğunu yaydılar. Oysa Paşa, İngilizlerin menfaatini engelliyordu. Zira Mısır askeri Osmanlı askeri olarak görüldüğünden Afrika’da çok seviliyordu. Bu durum, ingilizlerin işine gelmiyordu.

Tarihistory.com

Tarihistory, “Tarihin Tarihi” sloganıyla, tarihi olayları dikkatlerden kaçan yönleriyle ele almayı hedefliyor.

Araştırmacı olaylara çok yönlü yaklaşmalı, farklı sorular üretip cevap aramalıdır.

İyi bir araştırma yapmadan hüküm vermenin nelere sebep olacağına bir örnek vereyim.

Osmanlı tarihi konusunda söz sahibi insanlarımız vardır. Bunlardan birisi de Prof. Dr. İlber Ortaylı’dır. Galata kulesinden uçarak Üsküdar’a geçen Hezarfen Ahmet Çelebi’nin efsane olduğunu, gerçekte yaşamadığını iddia etmekte… Sebep olarak ta sadece Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde yer aldığını göstermektedir.

Türkiye’nin ve dünyanın önde gelen Osmanlı otoritelerinin birlikte hazırladıkları 12 ciltlik Osmanlı külliyatında 700 sayfalık Bilim cildinde konuyla ilgili olarak “Galata Kulesi’nden Üsküdar’a kanat takarak uçtuğu öne sürülen Hezarfen Ahmet Çelebi, sadece Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde anıldığı ve başka hiçbir kaynak tarafından doğrulanamadığı için ‘efsane’den öte bir anlam taşımaz” yazılı.

Yayın kurulunda İlber Ortaylı’dan başka Prof. Dr. Halil İnalcık, Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu gibi yerli, Prof. Dr. Jacob M. Landau, Prof. Dr. Stanford Shaw gibi yabancı otorite isimler de var.

Ama hiçbirinin Hezarfen’in uçması hakkında araştırma yapmamış, hiç biri Osmanlı arşivlerine veya yabancı arşivlere girmediğini anlıyoruz. Evliya Çelebi’nin yazdıklarını araştırmadan “abartı var” diye reddetmişler.

Bunu nereden mi anlıyoruz?..

Hartley Kemball Cook’un “The Birth of Flight” (Havacılığın Doğuşu) isimli kitabında aynen şöyle bir kayıt vardır; “The Discovery of a World in the Moon” isimli eserinde John Wilkins, ayın ayrı bir dünya olabileceği ve buraya bir hava makinesi ile gidilebileceğine dair hayli kafa yormuştu.

Wilkins diyor ki; “Eğer dünyanın çekimi dışında bir yere ne suretle yükselmek kabil olacağı benden sorulsa cevabım şudur. … ve bilhassa Busbequius’un haber verdiği İstanbul’da bir Türkün yaptığı gibi vücuduna kanatlar bağlayarak uçmak, mümkün olmayan bir şey değildir.”

Papaz Efendi 1614-1672 yıllarında yaşar. Kitabı 1638’de yayınlanır. Nakil yaptığı Busbequius ise Kutsal Roma-Germen İmparatoru’nun Kanuni’ye gönderdiği elçisidir ki Amasya’da padişahın huzuruna çıkarak el etek öpmüştü. Busbeq, hatıralarında uçan Türk’ten bahsettiğine göre Kanuni döneminde de uçuş denemeleri yapılmaktaymış.

O zaman anlaşılıyor ki, Hezarfen’in özelliği sadece uçması değildi, boğazı uçarak geçen ilk kişi olmasıydı.

Eğer Evliya Çelebi yalan yazmış olsaydı, daha seyahatnamenin mürekkebi kurumadan tenkid edilirdi. Ne kendi zamanında ne de kendisinden sonra Çelebiyi itham eden çıkmamıştır.

Oysa bahsettiğim kaynakların hepsi Avrupa kütüphanelerinde raflarda duruyor.

Tarih duayenleri aynı hassasiyeti başka konularda da gösteriyorlar mı?.. Çarmıhın çivilerinin İstanbul’da olduğu veya Meryem ananın kabrinin Efes’te olduğu iddialarına da ses çıkarmalarını bekleriz. Tarihimizin karakterleriyle oynanması hoş değil.

Malzemeye düzgün bir açıdan bakamayan, yanlıştan kendini kurtaramaz.

Tarih araştırmacısı satır aralarına girebilmeli. Bunun için de arkeoloji, antropoloji gibi başka bilimlerin disiplinlerini de bilmesi gerekir.

Eksikliğin nelere sebep olduğuna bir örnek vermek gerekirse; Eric Von Daniken, açıklanması çok zor olan antik bulguları yorumlayan bir araştırmacıdır. Ancak zorlanınca, eserlerin uzaylılardan kaldığını iddia ederek kestirip atıyor. Çünkü, muharref Tevrat ve İncil kültürüyle yetişmiş, materyalist biri olduğundan malzemeler arasında bunalmış. Oysa doğudaki kaynakları da inceleyebilseydi soruların doğru cevabını büyük ölçüde bulabilirdi.

Tarihin kendisinde bütün bilimlere açılan kapılar var.

Hangi işe el atsanız tarihin söyleyecek bir kaç sözü vardır. Ünlü Fransız coğrafyacısı Yves Lacoste’un çok tanınmış bir kitabı vardır. Başlığı; “Coğrafya savaşa yarar.” Ben buna ilavede bulunmak isterim; “Ticarete de yarar.” Bu, tarih için de geçerlidir. Tarih te hem savaşa, hem barışa, hem ticerete yarar. Tarih bilimini kullanarak toplumların arasında anlaşmazlıkları ya körüklersiniz veya giderirsiniz.

Hem doğu, hem de batılı kaynakların ruhunu iyi bilmek gerekiyor.

Başka türlü kayıtların yalın mı, yoksa yorum mu olduklarını anlayamayız ki?..

Bir de tarih araştırmacısının çok kuvvetli hayal gücü olması lazım. Belgeleri, bulguları incelerken geçmiştekilerle empati kurabilmelidir.

Ben, küçücük bir ipucundan yola çıkıp bütüne ulaşmayı seviyorum. Tarihe bir nevi dedektif gibi bakıyorum. Yani beni ilgilendiren bir problemi yakalayıp çözmeye çalışıyorum. Benim yaklaşımım bu…

Benim tez ispat etmek gibi bir gayem yok.

Bir tezi ispatlamak için yola çıkan araştırmacı işine gelen belgeleri kullanır. İşime gelse de gelmese de belge ve bilgileri bir araya toplarım. Bir şeyi hemen kabullenmem, hemen de dışlamam.

Tarihle ilgilenmeyi aklımın ucundan bile geçirmedim.

Sırf merak ederek babama sorduğum sorulara aldığım cevaplar beni öğrenmeye, dolayısıyla tarihle uğraşmaya itti. Dedemin 16 yıl süren askerlik maceraları alternatif tarih gibiydi. Malesef bunun önemini çok geç kavradım. Bütünle uğraşmam zordu. Tek tek uğraştım. Ama bunu şuurlu bir şekilde yapmadım. Mesela aile tarihini öğrenmeye çalışırken Türk tarihine merak saldım. Bu, beni İslam tarihini öğrenmeye sevketti. Bunu diğerleri takip etti.

Dedemin yaşadıkları benim ilk sermayem oldu.

Rahmetli dedem, askerliğine II. Abdülhamid Han’ın hassa taburunda başlamış. I. Dünya Savaşı’nı yaşamış. Savaşmadığı cephe kalmamış. En son Suriye cephesinde bulunmuş. Askere alındığında ülkesi süper güç… Ancak askerliği bittiğinde ülkesi tamamen dağılmış. “Sen padişahın askerisin” diye yeni yönetim tarafından dışlanmış. Ne madalya vermişler, ne de maaş bağlamışlar.

Anlattıkları aslında tarihte yaşananların arka planı… Mesela ermeni tehciri, vehhabi isyanları, Suriye’de bizzat yaşadıklarını hiç bir yerde okuyamazsınız.

Halkın, sıradan insanların tarihini bilirseniz gerçeğe daha çok yaklaşırsınız. Bunu yazılı kaynaklardan çok sözlü kaynaklardan elde edebilirsiniz. Mesela Osmanlının son ve Cumhuriyetin başlangıç yıllarında yaşanan olayları anlamak için insanlardan alınacak çok bilgi vardı. Örnek vermek gerekirse bir kılık kıyafet kanununun uygulanmasında Anadolu insanı neler yaşadı?.. Bunu en iyi olayları yaşayan insanları konuşturarak anlarız. Mesela babaannem, arkadaşlarıyla birlikte Eskişehir’deki Hamamyolu çarşısına giderken, Yediler’de yol kesen jandarma, kıyafetlerine kezzap sıkmış. Bir başka örnek, Cumhuriyet döneminde içinde Alaaddin Camii’nin bulunduğu mezarlık ki, Eskişehir’in en eski mezarlığıdır, kuruluşu Osmanlıdan çok çok öncedir. Bu mezarlığın taşları sökülüp mıcır yapılmış. Kemiklerin nakledilmesine bile gerek duyulmadan üzerlerine çimen ekilerek Rus tipi park haline getirilmiş. Caminin kapısına kilit vurulmuş. II. Dünya savaşında askeri malzeme için depo yapılmış. İçine hayvan bağlanmış. Bir örnek daha vereyim, babam Kur’an-ı Kerim okumayı bilmezdi. Sebebi, onun küçüklüğünde şiddetle yasak olmasıydı. Gizlice öğretmek isteyen yaşlı bir hocayı Menemen günlerinde götürüyorlar, bir daha kimse haber alamıyor. Ailesine bilgi de verilmiyor. Benzer travmayı Aydemir Akbaş da yaşamıştı. Bütün bunları tarih kitaplarında bulamazsınız. Mesela 1960 yılına kadar Eskişehir cezalı bir şehirdi. O tarihe kadar heykel dikilmemiş. İlki Vilayet önündeki heykeldir ki 27 Mayıs ihtilalinden sonra dikilmişti. Koca şehir neden cezalıydı diye araştırsanız kitaplarda bulamazsınız. Ama insanlar biliyorlardı. Bunları ve daha fazlasını pek çok insandan dinledim.

Tarih yanlış öğretiliyor.

Eskiden farklı din ve milliyete mensup insanlar nasıl huzurlu yaşarlardı?.. Neler yer, neler içerler, nasıl barınırlardı?.. Hastalıklarla nasıl mücadele edilirdi?.. İbreti alem için bunlar öğretileceğine hala Enver Paşa, Talat Paşa temize çıksın diye tarihçilik yapılıyor. Utanmazlığa bakar mısınız lütfen; Sarıkamış’ta 100 bin asker mi, 5 bin asker mi öldü diye tepişiyorlar. Oysa orada şehid olanlar tek kurşun bile atamadan donarak can vermişlerdi. Sırf “birisinin” kibri ve egosu yüzünden yaşanmıştı bu facia…

Yüzyıllarca koyun koyuna yaşadığımız ermeniler, araplar durduk yerde mi ihanet ettiler?.. Oysa elimizden en son çıkan topraklar Hicaz ve Yemen’di ki 1918’de havlu attığımızda uluslararası hukuk sebebiyle elimizden çıkmışlardı. Hani araplar ihanet etmişlerdi.?..

Talat Paşaların, Cemal Paşaların ve diğer paşaların kararıyla Anadolu ve ortadoğudaki milyonların hangi hallerden hangi hallere evrildiği anlatılmıyor. Savaşları, cepheleri yazıyoruz; Kanal Harekâtı, Çanakkale, Galiçya deyip bırakıyoruz. Oysa bunların gerisinde neler yaşanmıştı?.. Açlık, sefalet, hastalık, eşkıyalık, cenazeleri kaldıran kadınlar…

Osmanlı tarihini iyi öğrenmek gerek.

Güvenilir kaynaklara yönelinmeli. Ortalıkta para kazanmak için, şöhret olmak için yazılmış sürüyle kitap var. Hiç birine aldanmayın.

Osmanlıyı doğru öğrenmenin gelecek açısından da büyük faydası var. Aksi olursa bugünkü Türkiye’yi anlayamazsınız, Balkanları, Ortadoğuyu hatta dünyanın en uzak köşesini bile anlayamazsınız. Tarih bilinci, tarih sevgisi insanı köklendirir, canlandırır, bugünkü olayları düne bağlar, dünü bugüne getirir, bugünden geleceğe ışık tutar.

Yazarın yeni kitabı Geçmişe Mazi Derler, Kitapyurdu’nda %25 İndirimle satışta. Hemen edinmek için resme tıklayın:

Geçmişe Mazi Derler

Sevebilirsin...

1 Yanıt

  1. Bünyamin Ekmen dedi ki:

    Röportajda bile ilginç tarihi bilgiler vermişsiniz. Bundan sonra opereyşın’ın yanında ayrıca tarihistory’yi de takip etmemiz şart oldu.

    Başarılarınızın devamını dilerim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir