Denklemler ve Yolculuk

Şöyle bir bakıyorum da..

Bundan 16 yıl önce bu site kurulurken sahip olduğum sosyal ve mesleki denklemlerin birçoğu tamamen ya da kısmen değişti. Sevdiğim işlere ayırabildiğim zaman konusunda daha seçici olmam gerekiyor. Bazı uğraşılarımı büsbütün ihmal ettiğimi farkettim.

Opereyşın’a son yazımı da tam bir yıl öne bugün kaleme almışım. Geçen bir yılda bütün dünya ile birlikte de ben de yeni düzene adapte olmaya ve bir yandan hayatımı sürdürmeye çalıştım durdum.

Aslında her birimiz bunu her an yapıyoruz. Kendimiz dışında gerçekleşen olaylarla önce mücadele ediyoruz. Sonra adapte oluyoruz. Süreç her ne şekilde ilerlerse ilerlesin artık yeni bir birey olarak ve yeni bir gerçeklik ile hayat hikayemize devam ediyoruz.

Etrafımızda yaşanan gelişmelere kulak tıkamak ya da kendimizi paralarcasına bunlarla mücadele ederek kendimize ait zamandan feragat etmek… Hayat her zaman bize bunun gibi birbirine zıt iki seçenekten birini sunmuyor. Olaylara tepkimiz ve olayların üzerimizdeki etkisi, yaşananların bize olan mesafesi ya da bizimle alakası gibi bir çok değişkene bağlı olarak farklılık gösteriyor.

Bu etkilerin bizden bağımsız olması, çok fazla faktöre bağlı ve bağımlı olma durumumuz, gelişim için yeterli istek ve kararlılığı bir türlü bulamamamız bir çırpıda sıralayabildiğimiz bahaneler listemizi oluşturmakta. Bu listeyi bize yöneltilen (hatta kendimize yönelttiğimiz) birçok soru ve eleştiride ustaca sunabilir ve konuyu kapatabiliriz.

Genel sorun çözme yöntemlerinde sürekli vurgulanan başlık “sorunu tanımlama” adımıdır. Buna ek olarak “sorundaki pay/ilişki” ön plana çıkar. İletişimin sarmal şeklinde damarlarımıza nüfuz ettiği ve dünyanın en ücra noktasındaki bir haberin ya da “akım”ın bize ya da çevremize ulaşıp etkileyebildiği bir zaman diliminde yaşarken sorunu tanımlamak ve kendi bağımızı netleştirmek gerçekten büyük bir handikap. Artık meseleler çok daha büyük, global ve biz kendimizi her zamankinden daha çaresiz hissedebiliyoruz.

Bu çıkmaz ile mücadele için birçok insan yine sosyal medya ile kendini, fikirlerini, itirazlarını internet “boşluğu”na gönderiyor. Muhatapları görsün ya da görmesin bu bir şekil “duyulma” hissini oluşturuyor. Ancak bu his geçici oluyor ve süreç üzerinde etki oluşturmayan ifadeleri, kişiyi daha fazla stres ve çıkmaza ve ümitsizliğe düşürebiliyor. İnsanlar daha fazla alanda fikirler üretmeye çalışıyor. Spor, siyaset, sanat, teknoloji, sağlık, gündem vb bütün konularda kendisine ait (ve mümkünse aykırı) düşünceler üretip tartışma ortamları arıyor. Bu fasit daire bir çeşit sosyal çıkmaza sebep oluyor ve en ufak bir alt düşünce konusunda bile kutuplaşma kendini gösteriyor.

Küçük büyük her kutuplaşma insana yeni stres ve yeni hırs kaynağı olarak dönüyor. Vaktinin çoğunu herhangi düşünce düzeninde karşı kutupta gördüklerini haksız çıkarmaya veya kötülemeye harcamaya başlıyor. Bu da bitmek tükenmek bilmez bir enerji ve üretkenlik israfı demek oluyor.

Bu kadar aktif mücadele içinde olmayan ve yalnızca “gözlemci” statüsünde sosyal ağlarda vakit geçirenler de “pasif iticilik”ten kendilerine düşene maruz kalıyor ve zaten belirli seviyede olan stres düzeyleri tavan yapıyor.

Peki tüm bu olan biten karmaşadan, sanal ya da gerçek tartışma ortamlarından, sonu gelmez atışmalardan sıyrılmak, günlük karmaşa ve bilinmezliklerin pençesinden kurtulmak ne derece mümkün?

Her bireyin denklemi bir diğerine uymuyor. Ben bu nedenle “kişisel gelişim” ya da “yaşam tüyoları” gibi fazlaca popüler hareketlerin çok da kişisel bazda değil genel geçer önerilerden öteye gitmediğini düşünüyor ve genellikle de yanılmıyorum. Her insanın kendi sürecini kendisinin yönetmesini ve gerekli bir durumda profesyonel desteğe (psikolojik danışmanlık, finansal destek vb.) yönelmesini tavsiye ediyorum.

Onca karmaşa ve kavga içinde kişinin, günün sonunda en çok ihmal ettiği kendisi oluyor. Ailesine ayırmadığı her zaman, iç dünyasına iptal ettiği her yolculuk aslında yine kendisinden eksiltiyor. Bunu yukarıdaki bahaneler tiradı ile savuşturmak belki mümkün olabilir ama sonuç yine kayıp.

Her insanın hayatını yeniden tasarlamak için bir fırsatı hak ettiğine inanıyorum. Esaret altında değilsen sen de kendinden yeni bir sen oluşturabilmek için bir adım atabilirsin. Influencer el kitapçığında (!) yazdığı gibi öyle dev ya da imkansız adımlar atmana da gerek yok. Hayat çizgine atacağın küçük fırça darbeleri seni olmak istediğine bir adım daha yaklaştırabilir. Kendini gerçekleştirmek fikrinin temelinde de bu vardır. Okyanusta hırçın dalgalarla yüzleşirken gemini keskin şekilde döndürmeye çalışırsan ya gövdesini ya da dümenini kırarsın. Bu şekilde ya batar ya da dalgaların savurduğu yöne doğru akıp gidersin. Bundan kurtulmak için küçük adımlardan yararlanmak akıllıcadır.

İmkanı olanlar için de ortam değişimi bir çeşit vasıta değişimi demek olup gemide giderken denizden uçup kurtulmak da mümkün olabilir. Ama her şekilde bir yolculuk söz konusu. Hangi denklemler içindeysen ve hangi şartlardaysan ona göre önce kendini keşfetmelisin. Kendine ait denklemi, bilinmezleri, etki güçlerini idrake çalış.

Denklemindeki bilinmezleri en aza indirmeye çalış. Çözümün sende olmadığı ve esasında seninle doğrudan alakalı olmayan bilinmezleri de denkleminden uzak tutmaya çalış. Zihnindeki düğümlerin azalmasının ne kadar rahatlatıcı olduğunu göreceksin.

Mümkün olduğunca kendine hesap verebilir olmaya bak. Sorunları etrafındakilerle ve muhatapları ile paylaşıp çözümlemeye çalış.

Yeniden tasarladığın denklemin sana yeni bir hayat deneyimi sunabilir. Bu sana yolda ilerlerken ihtiyacın olan temel desteği sağlayabilir. Bugün ben kendim için bir adım atarak bu yazıyı kaleme aldım. Bunu sen de yapabilirsin. Unutma daha iyi bir “sen” için hiçbir zaman geç değil.

Sevebilirsin...