Zannediyoruz ki…

Zannediyoruz ki…

Hayallerimizde yaşıyoruz.

Gerçek hayatlar yaşadığımızı zannetsek de, gerçek bu: Hayallerimizde yaşıyoruz.

Diğer çocukların “daha güzel” olan oyuncaklarını görerek başlıyoruz hayata.

Ailielerimize aynı oyuncakları aldırmayı başardığımızda, diğerlerinin yeni oyuncaklarının olduğunu görerek üzülüyoruz.

O oyuncakların elimizdekilerden daha güzel olduğunu zannediyoruz.

Okul hayatımız başlayınca, okumayı bizden önce öğrenenler olduğunu farkediyoruz üzüntüyle.

Yıllar geçiyor, diğer öğrencilerin bizden daha az çalışarak daha başarılı olduklarını zannediyoruz bazen. Bazen, çalışanların yanlış yaptıklarını zannediyoruz.

Bazen arkadaşlarımızın kıyafetlerinin daha güzel olması, bazen babalarının onlara araba almış olması takılıyor aklımıza.

Okulun bitmesine yakın, arkadaşlarımızın bizden önce iş bulacaklarını ve daha çok para kazanacaklarını zannetmeye başlıyoruz.

Yine üzülüyoruz.

Evlenip barklanıyoruz sonunda. Bitişik sokaktaki güzel evin sahibinin çook mutlu olduğunu zannediyoruz.

Eşimizle her tartışmamızda, komşularımızdan çok daha kötü bir ikili olduğumuzu zannediyoruz.

İş yerinde terfi etmesi gerekenin biz olduğumuzu, diğerlerinin “torpilli” oldukları için çoktan ulaşamayacağımız noktalara geldiklerini zannediyoruz.

Doğan çocuklarımızın, arkadaşlarından gördükleri oyuncakları istemelerine sinirleniyor, yeni neslin “aç gözlü” olduğunu söylüyoruz eşe dosta.

Patronun, müşterinin, komşunun, kapıdaki güvenlik görevlisinin ve hatta sokaktaki işsiz insanların bizden daha mutlu olduklarını zannediyoruz sonraları.

Hastalıklar geliyor.

En ağır ağrıları çektiğimizi, en devasız dertlere düştüğümüzü zannediyoruz.

Herkese, haline şükretmesini öğütlüyor, halimize şükretmeyi pas geçiyoruz.

Bizimle aynı hastalığa yakalananları, bizimle benzer dertlere tutulanları bile bir şekilde “daha şanslı” kategorisine yerleştirmeyi başarıyoruz.

Zannediyoruz ki, herkesten uzun yaşayacağız.

Genelde hiç beklemediğimiz bir anda ahbaplarımızı kaybediyor ve beklemediğimiz bir gün hayata gözlerimizi yumuyoruz.

***

İşte diyorum ki, şimdi hayatımızda bir değişiklik yapalım.

Zannetmeyi bırakıp, “bil”meye başlayalım.

Bilelim ki, diğer çocukların oyuncakları, bizimkilerden daha güzel değil. Sadece öyle olduğunu zannediyoruz.

Öyle olduğuna inanmak istiyoruz.

Yoksa, milyarlık oyuncakların yapabildiği işi, iki küçük oyuncak asker de yapabiliyor, maksat eğlenmekse.

Bilelim ki, sınıfımızdaki o başarılı öğrenciler, bizden az çalışmıyorlar. Bilelim ki, çalışarak onlara yetişebiliriz.

Çalışırsak, onları geçebiliriz.

Bilelim ki, önemli olan kıyafetler veya arabalar değil, içlerindeki insanlardır. Bir kıyafet veya bir araba, ne kadar harika olurlarsa olsunlar, içlerindeki insanlar ışıldamadıkça gerçek insanların gözünde önem kazanamazlar.

Bilelim ki, zenginlik geçicidir ve kimsenin tapusunda değildir zengin olmak. Bütün mal varlığını kaybeden bir insan da insandır, kısa bir sürede milyarlarca liraya kavuşan bir insan da. Pek çok insan, hayatı boyunca zengin veya fakir olabilir, hem de bir kaç defa.

Bilelim ki, en kötü çift biz değiliz. En kötü çocuklar da bizimkiler değiller. Sokakta yüzü gülerek dolaşan ailelerin çoğunda, her gün kavgalar kopuyor. Çocuklarımızsa, diğer çocuklar gibi eğitilmeye muhtaçlar, hepsi bu.

Bilelim ki, en zor hastalıklara tutulmuş değiliz çoğumuz. En kuvvetli ağrıları çekmektense, çoğunlukla uzağız.

***

Baştaki örnekler gibi zannetmenin, bize mutluluk getirmediğini hepimiz biliyoruz.

Peki ya “bil”mek, mutluluk verir mi?

Çoğunluk tarafından sevilmediğini zannetmek değil, bazıları tarafından sevildiğini bilmek…

Daha fakir olduğunu zannetmek değil, daha zengin olduğunu bilmek…

Daha şanssız olduğunu değil, daha şanslı olduğunu bilmek…

Örnekler uzatılabilir.

Dünya üzerinde yaşamış ve yaşamakta olan insanlardan milyarlarcası, zanları peşinde ömürlerini tükettiler.

Hayatlarının çok küçük bir kısmını bildikleri insanları, sırf daha mutlu, başarılı, şanslı olduklarını zannettikleri için kıskandılar belki de.

***

Peki ya siz artık, zannetmekten, “bil”meye terfi etmeye hazır mısınız?

Hayallerinizde yaşamaya devam etmek istemiyorsanız, buna mecbursunuz.

Mecburuz…

Sevebilirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir