
Bütün fotoğrafçıların amacı ortaya farklı bir şeyler koymaktır. Fotoğraf kompozisyonları birebir aynı bile olabilir ama onları birbirinde ayıran, objelerin dizilişi, odaklanan objenin belirginliği ve görüntü kalitesidir.
Aynı şey deniz fotoğrafçılığı için de geçerlidir. Facebook hesabı için vapurda kendini çeken de fotoğrafçıdır, gün batımında martıların uçuştuğu sırada deniz üstünde ilerleyen bir vapuru çeken de. Fark sadece gökyüzünün rengi değildir. Asıl fark, o kadar öğeyi bir arada kullanarak harika bir görüntü elde edebilmededir.
İşte bu farkı iyi analiz edenlerden biri de Clark Little. Ancak onun seçtiği öğeler biraz farklı. O kendinin üç-dört misli dalgaları ağırlıyor karelerinde. Bunun için de içlerine kadar sokuluyor. Sörfçülerin canlı olarak gördüğü mükemmel manzaraları yakalıyor. Yine sörfçülerin `tünel´ dedikleri dalga kıvrımlarının altından o heyecanı yansıtıyor. İşte onun objektifinden bazı `tünel´ fotoğrafları:

Yazının tamamını oku »

Atasözünün orijinali malum: Keçinin sevmediği ot, burnunun dibinde bitermiş. Geçtiğimiz günlerde, Apple’ın başına, ancak bu atasözüyle özetlenebilecek bir dert geldi.
doubleTwist isimli bir şirket, Apple’ın amiral gemisi olarak değerlendirilebilecek San Francisco mağazasının duvarına, Apple’ın hiç hoşuna gitmeyecek bir reklam yerleştirmeyi başarmış. Reklamda, Yazının tamamını oku »
Ne güzeldi eskiden. Her işin bir adabı vardı. Mail adresiniz olacaksa, Hotmail, Yahoo! gibi ağır abilerden birine danışmalıydınız. İstediğiniz domaine ait bir mail adresi alamazdınız.
Web sitesi mi hazırlamak istiyorsunuz? 8m vardı gül gibi. Sayfa isimlerini falan değiştirmemize izin vermiyordu ama idare edip gidiyorduk.
Arama motorumuz (Yoksa dizinimiz mi demeliyim) Altavista’ydı. Sergey Brin sokakta top oynuyordu o aralar sanırım. Yazının tamamını oku »

Nasa’nın HIRISE teleskopu, Dünya yörüngesi dışındaki en gelişmiş teleskop. Bu teleskopla, Mars’tan Dünya’yı ve Ay’ı bir arada gösteren bir fotoğraf elde edilmiş. 3 Ekim 2007′de çekilen bu fotoğrafta, Dünya ve Ay yüzeylerinin ancak yüzde 50’si aydınlık görünüyor.
Araştırmacılar, Dünya ve Ay’ın tamamen aydınlık olduğu bir fotoğraf çekebilmek için Mars’ın, Dünya’ya göre Güneş’in ters tarafına geçmesi gerektiğini belirtiyorlar. Fakat bu durumda da menzilin uzun olacağı ve detayların kaybolacağı hatırlatılmış.
Fotoğrafta Dünya’nın sağ alt tarafında Güney Amerika görülebiliyor. Yazının tamamını oku »
Microsoft’un Yahoo!’yu satın almak için verdiği teklif, tahminlerin ötesindeydi. Google bu teklife çok içerledi. Yahoo! uzun bir düşünme sürecine girdi. Peki bu kargaşada neler oldu ve neler olması bekleniyor? Sahi Microsoft neden böyle bir teklifte bulundu?
Bildiğiniz gibi Microsoft, 1 Şubat’ta Yahoo!’yu satın almak için çok büyük bir teklifte bulundu. Hisse başına 31 $’a denk düşen 44.6 milyar $’lık bu teklif, elbette son bir kaç günün en popüler haberi oldu.
Yahoo!’nun kurucusu Jerry Yang, teklifin üzerinden 24 saat geçmeden, çalışanlarına konuyla ilgili bir mail yolladı. Mailde, konuyla ilgili medyada spekülasyonlar dolaştığı, fakat henüz sonucun kesinleşmediği, Yahoo!’nun pay sahiplerini ve çalışanlarını uzun vadede karlı çıkarmayı hedeflediği vurgulandı. Sonucun, yönetim kurulunun alacağı karara göre belirleneceğinin altı çizildi. Yazının tamamını oku »
Neko Games, Cursor * 10 isimli bir oyun hazırlamış. Oyunda, kendinizle ortaklaşa çalışarak oyunu bitirebilmeniz (16. kata çıkmanız) isteniyor.
“Kendimle ortaklaşa çalışmak mı?” dediğiniz duyar gibiyim. Evet, oyunu diğer Flash oyunlarından farklı yapan da bu özelliği zaten. Oyunun başlangıç bölümlerinde, yalnızca bir üst kata giden merdivenlere tıklamanız yeterli oluyor. Yazının tamamını oku »
Bir websitesi tüm dünyada meşhur olup, gelebileceği en üst noktaya geldiğinde; insanlar bu sitenin gerekliliğini tartışmaya başlıyorlar. “Hiç olmasa daha mı iyi olurdu?” diye soranlar da çıkıyor, “Hiç olmasaydı ne iyi olurdu!” diyenler de. Facebook’da “Facebook’a Hayır!” isimli grupların bulunması da, belki bu tezatın en güncel örneği sayılabilir. Bir şeye müptela olup, “Kendisine müptela ediyor” diye kızmak… Oscarlık bir çelişki olsa gerek.
Youtube için de böyle sözler çok söylendi. Gereksiz bir çok videonun, kalitesiz yapımların interneti “kirlettiklerinden” dem vuruldu. Bu tepkilerin bir çoğu da haklıydı üstelik. Evinde beslediği hayvanı, duvara çektiği şutu web cam’ine kaydeden her genç, soluğu Youtube’da aldı. Belki de bundan olacak, doğru kelimelerle arama yapmadan, istenilen videoyu bulabilmek neredeyse imkansızlaştı. (Milletimizin etiketler bölümünü gereksiz kelimelerle doldurup arama sonuçlarını kirletmesinden bahsetmek bile istemiyorum) Yazının tamamını oku »
Bazen durup düşünürüz ya, “Şu olmasaydı, nasıl olurdu?” diye. Youtube, Google, Amazon gibi bazı web siteleri öylesine yeni mecralar açtılar ki, sanki internet onlarsız olamazmış gibi düşünmeye başladık.
Zaman zaman, “Youtube yokken videoları nerede seyrediyordum ben?” diye soruyoruz örneğin. Aklımıza, Amerika’dan popüler olmasından ancak 2 yıl sonra Türkiye’ye ulaşabilen, mail gruplarında dağıla dağıla elimize kadar ulaşan, düşük görüntü kaliteli Windows Media Player veya Real Player videoları geliyor. Yazının tamamını oku »