
Ilık bir şubat gecesi… Hava puslu, etraf sessiz… Bir evin ışığı yanıyordu. O da söndü. Şimdi sokak lambaları yanıyordu sadece. Artık yatmalıydım. Sabah okumaya başladığım korku romanını da bitirmiştim zaten. (Benimki de kötü alışkanlık. Her gördüğünden ve okuduğundan etkilenen bir yapım olmasına rağmen, korku romanlarından vazgeçemiyorum.) Okuduğum romanın final kısmı oturduğum yerde sıçramama sebep olmuştu:
“Dedektif Walt, katili ölü olarak ele geçirip morga yollattıktan sonra son bir kez cinayet mahalline geldi. Polisin çektiği sarı bantların altından geçerek eve girdi. Kan izleri hâlâ duruyordu. Her şey en son gördüğü gibiydi. Zaten en son kendisi çıkmıştı evden. Yazının tamamını oku »
25 Şubat 2008, Pazartesi //
victory

Patronumun odasına girdiğimde, güneş ufuk çizgisinde kaybolmak üzereydi. Bunu çok net hatırlıyorum, çünkü patronumun odasının iki cephesi camdan yapılmıştı ve oda batı tarafına bakıyordu.
Patronum ciddi, asık suratlı bir adamdı. Hani kötü adam tiplemeleri vardır ya, onlar gibi biriydi işte, benim gözümde. Ciddi bir konuda konuşurken kaşları hep çatık olurdu. Alnındaki kırışıklıkların bu yüzden oluştuğunu düşündüğümü söylerdim arkadaşlara. Onlarsa yaşı ilerlediği için alnının kırıştığını söylüyorlardı.
Çalıştığım yer teknoloji işleri yapan bir firmaydı. Yazının tamamını oku »
23 Şubat 2008, Cumartesi //
victory
Bazen, kurduğumuz algoritmanın bir yerinde rastgele bir işlem yapmamız gerekir. Rastgele bir resim göstermek veya bir yazı yazdırmak isteyebileceğimiz gibi; önemli bir veriyi şifrelemek için rastgele bir anahtara ihtiyaç duyabiliriz.
Programlama dillerinde kullanılan “rastgele” kavramı, günlük hayatımızda kullandığımız kadar basit değildir. Bir kere, bir programlama diline “Rastgele bir sayı üret” diyemeyiz, çünkü kod içindeki her değer, bir işlem sonucunda belirlenmek durumundadır. Bu sebeple programlamada rastgele değer üretmek dediğimiz zaman, aslında rastgeleye yakın sonuçlar üretmeyi kastederiz.
Peki rastgele deyince neyi anlamalıyız? Yazının tamamını oku »
16 Şubat 2008, Cumartesi //
victory

Bazı klişeleşmiş sözlük kelimeleri vardır, sık sık duyduğumuz. Gazetelerde, dergilerde, internette, çarşıda-pazarda, evde-sokakta; hasılı hemen her yerde aynı kelimeleri duyar, söyleriz. Belki de bundan olacak, bu kelimeler ve içerdikleri anlamlar, zaman geçtikçe eski önemlerini kaybetmeye, ağızlara sakız olmaya başlarlar.
Sevgi ve saygı kelimeleri de hiç şüphesiz ki, yukarıda bahsettiğimiz “çok kullanılan kelimeler” grubuna giriyorlar. Evet, ne yazık ki yine, çoğunlukla anlamları dışında kullanılıyorlar. Yazının tamamını oku »
04 Şubat 2008, Pazartesi //
victory

Google’ın başkan yardımcısı Marissa Mayer ile yapılan bir röportaj, arama motorlarında semantik aramadan önce beklememiz gereken bir basamak olduğunu düşündürüyor: Sosyal arama. Peki sosyal arama nedir?
Arama motorlarının gelecekte nasıl olacağıyla ilgili az çok fikrimiz var. Çoğumuz, arama motorlarının semantik arama özelliğini oldukça yakın bir zamanda kullanmaya başlayacaklarını düşünüyoruz.
Hayalimiz, “Dünyanın en büyük elması hangisidir?” sorusunu yazdığımızda, arama motorunun cümleyi algılayarak doğru sonucu vermesi.
Bunun yakın zamanda gerçek olabileceğini sanıyoruz ama, arama motorları semantik aramaya geçmenin bu kadar kolay olmadığını söylüyorlar. Yazının tamamını oku »
02 Şubat 2008, Cumartesi //
victory

Bir hedefi olan her web sitesi, yola marka olmak için çıkmış demektir. Buradaki marka kelimesini, “en azından gözde bir muhitte büyükçe bir ofise sahip olan bir şirket” olarak anlıyorsanız, henüz internetin farklılığını kavrayamamışsınız demektir.
Neden mi? Açıklayalım.
İnternette bir konuyla ilgili araştırma yapacaksınız diyelim. Mesela bir kazak alacaksınız veya bir bilgi arayacaksınız.
Ne yaparsınız? Yazının tamamını oku »
SEO (Arama motoru optimizasyonu) için pek çok yöntem tavsiye ediliyor. Kimisi kısa sürede zirveye çıkaracağını, kimisi adım adım yükselteceğini vadediyor. Binlerce SEO hamlesinin arasından bazıları var ki, bir sitenin ceza almasına veya arama motorlarından tümüyle yasaklanmasına sebep olabilirler.
Bu yazımızda, yapılmaması gereken SEO hamlelerine yer vereceğiz. Yazının tamamını oku »
Bilirsiniz, Batı dünyası, kendisinden çıkmayan bilim adamlarını pek hazmedemez. Bilimin hangi alanında bir başarı elde edilmişse, bir şekilde batılı bilim adamlarının isimleriyle anılır. Bu bilgi bombardımanı öyle bir boyuta ulaşmıştır ki, sadece batılı kaynaklardan bilim tarihi okuyanlar, dünyanın geri kalan kısmından bilim adamı çıkmadığı zannına bile kapılabilirler.
İşin doğrusu, bütün buluşların batıdan çıktığı değildir elbette. Ama ne hikmetse, “Eski çağlarda Mısır’da…”, “Binlerce yıl önce doğuda…” diye başlayan cümleler üç noktayla sonlanır, “…ve sonra modern tıbbın babası” şeklinde devam ederler. Yazının tamamını oku »