Tarih, uzay, teknoloji vb. konularda derinlemesine inceleme yapılarak hazırlanmış yazılar bu kategoride yer alır.

Sandalyenin ayrılan tahtasını, vazonun kırılan parçasını ve hatta elde fazla fazla bulunduğunda ilkokul çocuklarının el işi ödevlerini yapıştırmak için kullanılır Japon yapıştırıcısı.
Bir Japon yapıştırıcısı ile yapıştırılacak parçalar hazır hale getirildikten sonra, yapıştırma işlemi için kollar sıvanırken, hane halkından aklı başında birinin “Dikkat et, eline bulaştırma. Bulaşırsa çok zor çıkıyor” sözleri duyurulur.
Ancak tecrübesizlik, insanı enteresan bir ruh haline büründürmüştür bile. Bilmemesine rağmen biliyor gibi davranmak ile, duyup da duymamazlıktan gelmek arasındaki ince çizgide seğirtilir ve Japon yapıştırıcısı hızla açılır.
Gaaayet dikkatli davranılarak parçalar Japon yapıştıcısına bulanır ve bir araya getirilir. Biraz tutulur. “Donmadan kapatayım bari” düşüncesiyle, Japon yapıştırıcısı kapatılır.
Eh… Yazının tamamını oku »
“Grafik düzenleme programı” denildiğinde, aklınıza ilk olarak hangi bilgisayar programı geliyor? Çok büyük bir ihtimalle Adobe Photoshop.
İlk defa 1988 yılında ImagePro ismi ile duyulmaya başlanan Photoshop programı, günümüzde o kadar ün kazanmış durumda ki, adının Türkçe TV programlarında bile fotoşoplamak fiili şeklinde kullanıldığını sıklıkla görüyoruz. Hatta isminden de kolayca anlaşılabileceği gibi Photoshop’un kabiliyetleri dışında kalan video düzenlemeleri ve post prodüksiyon çalışmaları bile, konuya uzak çevrelerce sıklıkla bu isim ile anılıyor.
Hepimizin yakından tanıdığı bu programın, 20 yıl önce bugünlerde piyasaya çıktığını biliyor musunuz? Peki nasıl ve kimler tarafından üretildiğini? Geçen onca yıl içerisinde, özellikleri nasıl bir seyir takip etti?
İsterseniz bu yazımızda, yaklaşık 20 yıl geriye gidelim ve Photoshop’un nasıl doğduğuna bir bakalım. Yazının tamamını oku »

Migren, şiddetli baş ağrısı ve bulantı gibi bir çok çeşitli belirtilerin bir arada görüldüğü bir nörolojik sendrom. Avrupa’da insanların %12 -28 arasındaki bir bölümünü, hayatlarının bir bölümünde etkilediği biliniyor. Sebebi, teşhisi ve tedavisi ile ilgili yapılmış ve şu sıralar devam eden bir çok çalışma var.
Bu yazımızda, çok basit 3 soruya vereceğiniz cevaplara göre, migren şüphesiyle bir doktora görünmeniz gerekip gerekmediğini anlamaya çalışacağız. Yazımızda yer alan sorular, yapılmış bilimsel çalışmalarla geçerliliği ispatlanmış olan 1-2 ID Migraine™ formundan alındı.
Baş ağrılarınız çalışabilmenizi engelliyor mu? Hayattan almanızı kısıtlıyor mu? Bu konuda yardım almayı düşünüyor musunuz?
Yukarıdakilere benzer sorulara cevabınız “EVET”se, şu soruları cevaplandırmanızı tavsiye ederiz: Yazının tamamını oku »
Sherlock Holmes… Hepimizin bildiği gibi, popüler bir dedektif kahramandır. İngiliz yazar Arthur Conan Doyle tarafından 1800lerin sonlarında yayınlanan bir dizi hikaye ve romanla meşhur olur.
Holmes, bu hikayelerde, karakter tahlilindeki başarısı ve muhakeme gücüyle okuyucuları şaşırtmayı başarır. Kâh uyanık tavır takınır, kâh saf ayağına yatar; ama sonuçta hemen her zaman galip çıkar. Garip bir karakterdir, bir yandan uyuşturucu kullanır, bir yandan eskrim yapar.
Deri bir çantası vardır, kokainini ve şırıngasını burada tutar. Yetmez, morfin de kullanır. Sadık yardımcısı Watson (resimde Holmes’un yanında oturuyor) ise, bu “ilaçların” Holmes’un zihnini açtığından falan söz açar. Aslında bu yaklaşım, o dönem İngiltere’sini fazlasıyla yansıtır. Aynı dönemde iki maddenin kullanımı da bu ülkede serbesttir. Doktorlar da kullanımın önünü açarlar.
Yazının tamamını oku »
Sigara yasağı, son ayların belki en çok konuşulan konularından biri. Alkolün ve hatta uyuşturucunun sansürlenmeden gösterildiği ekranlarda, sigaranın sansürlenmesini ve sigara içmeyenlerin bulunmayacağı kapalı ortamlarda bile sigara içmenin yasak olmasını; sigara içen – içmeyen pek çok insanın garipsediğini biliyoruz.
Özellikle havaların soğumasıyla birlikte, sigara içen vatandaşlarımız ne yapacaklarını kara kara düşünmeye başladılar. Sigara içenlerin bir kısmının da, bu zorlanma sebebiyle sigarayı bırakmayı denediklerini veya planladıklarını görüyoruz.
Peki acaba sigarayı bırakmak istemek veya sigarayı bırakmayı denemek, başarılı olmak için yeterli olabiliyor mu? Daha da önemlisi, acaba sigarayı bırakmayı deneyen her 100 kişiden kaçı, bunu ilk denemesinde başarabiliyor?
5. diyagramımızda, bu sorunun cevabına yer veriyoruz. Yazının tamamını oku »

Patates cipsini kilo almamak isteyenler dışında sevmeyen yoktur sanırım. Dolayısıyla, dünya üzerindeki en yaygın çerezdir diyebiliriz. Ancak pek çok ürün gibi bunun hakkında da bildiğimiz tek şey leziz oluşudur. Nasıl üretildiğini çok fazla düşünmeyiz. İşte bu yazımızda patates cipslerinin üretim safhalarını sizlerle paylaşacağız.
Giriş

Bu cipsleri üretmek için taze patatesler kullanmak zorundalar. 24 saatten daha taze… Aksi takdirde patateslerde siyah bölgeler oluşmaya başlar.

Üzerlerindeki kumlardan arındırıldıktan sonra, patatesler soyma makinesine kadar su dolu bir kanalda ilerler.


Soyma makinesinin silindiri, patatesleri pürüzlü tekerlerine sıkıştırarak kabukları soyluncaya dek defalarca döner. Bu makine saatte 12.000 ton patates soyabilir. Yazının tamamını oku »
Puşkin, elbette buzlu Moskova sokaklarını da, sıcak Petersburg salonlarını da güzel anlatır. Ama onun güzel anlattığı bir başka şey; İslâm’ın ahkâmı ve Müslümanların ahlakıdır.
Aleksandır Sergeyeviç, bizim bildiğimiz adıyla Puşkin, 1799′da Moskova’da doğar. Babası, soyu Kartaca Kralo Anibal’a uzanan bir asil, annesi Çar’ın sadık uşağının torunudur. Hasılı Sergeyeviçler kenarından köşesinden de olsa saraylı sayılırlar. Ailecek okur, yazar, deri cildli eserlere avuç dolusu ruble yatırırlar.
Puşkin, kütüphanesi olan ve Fransızca konuşulan bir evde (Zaharova Çiftliği) yetişir ve ufacıkken yazmaya başlar. En iyi akademilerde okur ve Dışişleri Bakanlığı’nda çalışmaya başlar. Ancak Puşkin, soylular ve aristokratlarla dolanmasına rağmen “cici çocuk” olamaz, durup durup kovana çomak sokar. Gizli servis, isyankar şiirleri sebebiyle onu takibe alır ve işine son verip sürgüne yollar. İşte tam burada dedesinin hatırı devreye girer ve Çar, Puşkin’i Petersburg’a getirip bizzat sahip çıkar. Yazının tamamını oku »
Girişimcilik zor bir iş. Önce fikri bulmak, sonra parayı bulabilmek gerekiyor. Bu ikisini birlikte bulabilene ise çok nadiren rastlanıyor.
Her girişimcinin, bahsederken gözlerinin ışımasına, yüzüne geniş bir gülümsemenin yayılmasına sebep olan bir veya bir kaç fikri oluyor. Ancak girişimin ilerleyen dönemlerinde, pek çok girişimci bir yol ayrımına geliyor: İş alanını değiştirerek büyümek mi, yoksa iş alanına sadık kalıp işlerinin durağanlaşmasını kabullenmek mi?
Çoğu girişimci, büyük bir tutkuyla bağlı olduğu girişimini yeni bir mecraya taşımaya korkuyor ve sorumuzun 2. kısmını kabulleniyor. Bazıları ise bağrına taş basıyor, girişimini yeni ufuklara taşıyor.
Bu yazımızda, çalıştığı iş alanını değiştirmeyi göze alan ve bu şekilde başarıya ulaşan bazı meşhur firmalardan kısaca bahsedeceğiz. Bu konuda yüzlerce örnek verilebilir, ancak bir kaç örnek bizim için yeterli olabilir sanırız. Aklınıza gelen diğer örnekleri, yorum olarak yazabilirsiniz:
1. Avon
Avon’u 1886 yılında David H. McConnell kurdu. McConnell kapı kapı dolaşarak kitap satan bir pazarlamacıydı. İşinde başarılı olabilmesi için, kadınlara hitap etmesi gerektiğini bildiğinden, kendisinden kitap alanlara küçük parfümler hediye etmeye başladı. Kısa bir zaman sonra boynuz kulağı geçti ve McConnell’ın hediye parfümleri, kitaplarından daha popüler oldu. Bunu gören McConnell, her girişimcinin gösteremeyeceği bir cesaret göstererek, pazarlama alanını değiştirdi: California Perfume Company’yi (Kaliforniya Parfüm Şirketi) kurdu. Bu şirket daha sonra Avon ismini aldı.
2. Nokia
Yazının tamamını oku »