Tarih, uzay, teknoloji vb. konularda derinlemesine inceleme yapılarak hazırlanmış yazılar bu kategoride yer alır.

Mini; bundan 50 sene evvel, İngiliz tarzının sembolü olarak yola çıktı. Küçüklüğünü ve şıklığını bugüne dek korudu. Hâlâ kibar ve güçlü bir araba isteyenlerin en sık tercih ettikleri arabalardan bini. Peki Mini nasıl MINI oldu? İşte size Mini’nin serüveni:
Başlangıçta…
Mini, BMC yani British Motor Corporation’ın “bubble car” isimli arabalara cevap olarak ürettiği markaydı. Bubble Car, ekonomik, önden kapılı, yuvarlak yapılı, küçük ve garip bir arabaydı. BMC’nin sahibi Leonard Lord, bu arabaları hiç sevememişti. Mini’yi üretmesinin ardında yatan temel sebep buydu. Aynı zamanda, 1956 yılındaki Suez Kanalı krizinin sonucunda ortaya çıkan petrol sıkıntısı da, insanları daha küçük araçlar almaya yönlendirmişti. Bu fırsatı kaçıramazlardı.
Yazının tamamını oku »
Garfield yıllardan beri sevilerek takip edilen, çizgi filmlere ve animasyon filmlerine konu edilen bir karikatür karakteri olagelmiştir. Bu meşhur karakter, üç gün önce 31 yaşına girdi. Bu vesileyle onun hakkında bilinmeyen bazı bilgileri sizlerle paylaşacağız.
1. Garfield ismini dolaylı yoldan, ABD başkanı James A. Garfield’dan aldı. Aslında,
Garfield bu ismi Jim Davis’in dedesi James Garfield Davis’ten aldı. O da ismini ABD başkanından aldığı için ismin kaynağı ABD başkanı olmuş oldu. Söylenene göre Garfield sadece ismini değil birçok karakteristik özelliğini de Jim’in dedesinden aldı, cimrilik huyu gibi.
2. Neden kedi? Çünkü Jim Davis, köpekli karikatürlerle büyüdü (Snoopy, Marmaduke, Belvedere…). Bunların hiçbirinde kedi yoktu. Oysa Jim, bir çiftlikte 25 kediyle birlikte büyüdüğünden, onların ne kadar karikatüristik hayvanlar olduklarını iyi biliyordu. Garfield, serinin başlarında Jon Arbuckle isimli bir karikatüristin yanında takılan bir karakterdi. Sonraları bütün şovu ele geçirdi.
3. Garfield’ın lazanya sevgisi baştan beri vardı. Garfield bir italyan restoranında dünyaya geldi. 2 kilo 280 gram çekiyordu. Sahibi onu yanında tutmak istiyordu ama o turuncu top o kadar çok yiyordu ki; Yazının tamamını oku »

Mezuniyetlerin kendilerine has garip âdetleri vardır. İngiltere’de olduğu gibi mezuniyette Latince konuşmalar yapılması gerekmese de, dünyanın bir yerlerinden kopup gelen âdetler, bizim mezuniyetlerimizi de etkilemiştir. Mezuniyete katılan öğrenciler kep takarlar, kep atarlar mesela. Bu âdet nereden çıkmış, biliyor musunuz?
“Kep fırlatma” mevzusu kimin aklına geldi? Yazının tamamını oku »

Yurdumuzun değişik yerlerinde yapılan kazılar esnasında, arkeolojik kalıntılara rastlanmasına alışığız. Hatta arkeolojik kalıntılara rastlandığı için kesintiye uğrayan projelerle de karşılaşıyoruz. Bunun en temel sebebi, yurdumuzun, tarihin en eski yerleşim yerlerinden biri olması.
“Bir kazı esnasında arkeolojik kalıntılara rastlandığında ilk olarak ne yapılır?” diye sorsak, muhtemelen okuyucularımız hemen, “Ne zamana ait olduğu belirlenir!” cevabını vereceklerdir.
Evet. Gerçekten de, bir arkeolojik materyalin hangi döneme ait olduğunu anlayabilmek, arkeolojinin en temel ihtiyaçlarından biridir. Peki, Yazının tamamını oku »
“SMS’ler neden 160 karakterle sınırlıdır?” sorusuna cevap arayan bu yazımızda, “SMS ilk defa ne zaman kullanılmaya başladı?”, “Twitter neden en fazla 140 karaktere izin veriyor?” gibi soruların da cevabını bulduk.
Günde 250 SMS “atan”, ücretsiz SMS kampanyalarından faydalanmak için ikide bir operatör değiştiren arkadaşlarınızdan birine, canınızın sıkıldığı bir anda “SMS ne demekti?” diye sorabilirsiniz.
Muhtemelen önce anlamsız gözlerle size bakıp ciddi olup olmadığınızı anlamaya çalışacak, sonra da dalga geçerek konuşmaya başlayacaktır. Sabredin ve “SMS, Short Messaging Service kelime grubunun kısaltmasıdır” cevabını vermesini bekleyin.
Bu cevabı aldığınız anda, sorularınızı sıralamaya başlayabilirsiniz: “Peki ‘kısa mesaj’ neden 160 karakterle sınırlı? 200 karakter de kısa sayılmaz mı? Hem 50 karakter daha kısa değil mi?”
Muhtemelen biraz düşünecek ve saçma sorular sorduğunuzu söyleyecektir. Bilmeyenler böyle yaparlar.
Peki siz bu sınırlamanın sebebini biliyor musunuz? Yazının tamamını oku »

Dünya, bir kaç gündür adını bile yeni duyduğu bir hastalığın, Domuz Gribi‘nin korkusunu yaşıyor. Peki, birbirinin tekrarı olan medya haberlerinden, bu hastalık hakkında yeterince bilgi edinebildiğinize inanıyor musunuz? Bu yazıda, 10 soruyla Domuz Gribi’ni farklı yönlerden inceledik.
Bir kaç yıldır tıp dünyası bir hastalığın yapabileceği salgınlar konusunda hop oturup hop kalkıyor. Bu hastalık, kolayca tahmin edebileceğiniz gibi, Kuş Gribi ve Türkiye de Kuş Gribi’nin insanlarda görüldüğü ülkelerden biri.
Kuş Gribi’nden ölen insan sayısı, pek çok hastalıktan ölen insan sayısından daha az. Peki öyleyse neden Kuş Gribi’nden bu kadar korkuluyor?
Bu sorunun cevabı, grip virüsünün özelliklerinde gizli. Yazının tamamını oku »
04 Nisan 2009, Cumartesi //
bulut

Bir muhabir; elektrikli sandalye ile idamı, “dehşet verici bir manzara, asmaktan çok daha kötü” şeklinde tarif ediyordu. Çünkü elektrikli sandalyenin asıl amacı şov yaparak insanları korkutmaktı. “Akımların Savaşı”, kazanılmalıydı.
Sessizlik…
Derin bir sessizlik…
Herkes susmuştu. Çünkü biraz önce, Thomas Edison; tasarlamış olduğu dünyanın ilk elektrikli sandalyesi ile, meraklı gözlerin önünde bir fili (Topsy) elektrikle öldürmüştü.
Üstelik bunu daha önceleri, birçok şehirde başı boş kedi ve köpekler üzerinde de denemişti.
Edison’a böyle bir şeyi yaptıran sebep ne olabilirdi? Bir bilim adamı neden hayvanları öldürmek istemişti? Üstelik bunu halka açık bir yerde, herkesin gözlerinin önünde yapmıştı! Yazının tamamını oku »

Tsutomu Yamaguchi… Japonyalı bir mühendis.
Ancak onu, diğer Japonyalı mühendislerde ayıran bir özelliği var: O, üçer gün arayla iki kere atom bombasından kurtulan bir mühendis.
İsterseniz bugün, Yamaguchi’nin enteresan hikayesinden bahsedelim.
Tsutomu Yamaguchi, Japonya’nın atom bombasından kurtulduğunu kabul ettiği Yazının tamamını oku »