Sümük Neden Yeşildir?

Sümük Neden Yeşildir?

Sümük Neden Yeşildir?

Başınız ağrıyor, kendinizi çok halsiz hissediyorsunuz ve bir mendil alıp burnunuzu temizliyorsunuz. Çıkan şey yeşil, peki ama neden? Aslında bunun sorumlusu olarak her zaman bakterileri düşünürdüm. Zira bakteriler bize daima çamaşır suyu reklamlarındaki yeşil canavarlar olarak tanıtılmışlardı ve öyle görünüyor ki şimdi de tuvaletten çıkıp geniz yoluma yerleşmişlerdi, harika.

Ancak gerçek bunun tam aksi. Sümüğümü yeşil yapan bu pis işgalciler değil, el birliğiyle bu işi gerçekleştiren kendi bağışıklık sistemimin ta kendisiydi. Geniz yolunuzdan gelen sümükleri incelediğinizde, aslında vücudunuzun direncini sağlayan en güçlü silahı olan miyeloperoksidaz enzimlerinin rengine bakıyorsunuz.

Rengi o kadar dikkat çekici ki, ilk keşfedildiğinde enzim verdoperoksidaz olarak adlandırılmış. Bu enzim, çekirdeğinde hemoglobinin bir parçası olan hem molekülünü taşıyor. İnsan vücudu ise hem moleküllerini başka yerlerde de kullanıyor. Bu moleküller kanın oksijen taşımasına olanak sağlıyor ve kan hücrelerinin koyu kırmızı rengini sağlayan da yine bu moleküller.

Peki o zaman bu molekül neden kırmızı değil de yeşil? Neyse ki potansiyel kırmızı sümük dehşetinden bizi miyeloperoksidaz enziminin hem molekülünü sıkıca kavraması kurtarıyor. Gün boyunca çalışmış bir yöneticinin elindeki stres topu gibi, hem molekülü de hafifçe sıkılıyor ve bu olay çarpıcı bir şekilde molekülün rengini ve daha da önemlisi işlevini değiştiriyor. Bu ilginç molekül sıkma işlemi hem molekülünün gücünü değiştiriyor ve oksijen bağlamak yerine güçlü bir çamaşır suyu üreticisi konumuna getiriyor.

Evet, çamaşır suyu derken bildiğimiz çamaşır suyu olan, tuvalet temizleyici ve yüzme havuzu dezenfektanı gibi kimyasalların kaynağı olan hipokloröz asitten bahsediyoruz. Burunda böylesine etkili bir şeyin görevlendirmesini yapmak tahmin edersiniz ki, çok da kolay bir şey değil. Çamaşır suyu, tehlikeyi burun içerisine rastgele olarak dağıttığı için de burunun kendi kendisine zarar vermesi olasılığı var. Bu tehlikeyi etkili bir şekilde halletmek içinse enzim, özel bir beyaz kan hücresi olan nötrofilde üretiliyor. Bu hücreler bağışıklık sisteminin ağır topları. Vücut içerisindeki istilacı organizmaları avlıyor ve onları yiyerek yok ediyorlar. Hani bir anlamda PacMan‘deki gibi.

Alman araştırmacılar, nötrofillerin kötü adamları bir bütün halinde yutmadan önce nasıl gizlice takip ettiklerini görüntülemeyi başardılar. Bu hücrelerin doymak bilmediğini söylemek yanlış olmaz. Nötrofil gibi bir düşman edinmeyi kimse istemez. Çünkü nötrofil, düşmanını bulur ve mahveder.

Nötrofilin yuttuğu kötü adamlar, burada nötrofilin ürettiği miyeloperoksidaza maruz kalırlar. Bu işlemin hücre içinde gerçekleşmesi, zararın sınırlandırılmasına yarar. Bunu kontrollü bir patlamaya benzetebiliriz. Ancak nötrofillerin de bir sınırı vardır. Belli miktarda düşman parçaladıktan sonra patlar ve parçalanmış düşmanlarına ait olan artıkları ortalığa saçarlar. Siz de bunları burnunuzdan çıkarırsınız.

Ancak son anlarında bile nötrofiller ve enzimleri faydalı bir iş yaparlar: Nötrofil parçalandığında, 1.85 metre uzunluğundaki DNA’sını da salgılar. Bu uzun zincirler bir araya toplanır ve delinmez bir ağ yaparak çevredeki düşmanların gelişmesine engel olurlar. Nötrofilin içinde kalan son enzimler de, bu yakalanan düşmanların üzerine boca edilirler.

Sonuçta bu büyük savaştan geriye, sadece biraz yeşil yapışkan kalır. Böylesine büyük bir zaferin hatırası olduğu kimin aklına gelir?

Gelecek sefer sümkürdüğünüzde sakın irkilmeyin. Bunun yerine burnunuzun yakınlarında kazanılan zafer için sevinin!

Kaynak: Infectious Enthusiasm

Sevebilirsin...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir