
Geçtiğimiz hafta İstanbul’da meydana gelen sel felaketi, pek çok ilimizin alışık olduğu bir durum olsa da, İstanbul halkı için aynı şeyi söyleyemeyiz. İSKİ’nin ölçümlerine göre son 80 yılındaki en çok yağışını alan şehirdeki baraj seviyeleri bir gün içinde 10 puan artarak % 85‘lere dayandı. Geçen yılın eylül ayında 20‘li değerlerde olduğunu da düşünürsek, miktarın ne kadar fazla olduğunu anlayabiliriz.
Her felakette olduğu gibi bu sel felaketinde de sorular soruldu, plânlar yapıldı, kararlar alındı. Buradan gerekli tedbirlerin alınması temennisinde bulunurken, belediyenin kurtarma faaliyetlerindeki performansının gerçekten çok yüksek olduğunu da belirmek istiyorum. Belediye; acil yardım ve afet timlerini vaktinde yerine gönderip, polis ve askerle de koordinasyonu da sağlayabildi. Bunu evimin üzerinden uçup geçen sayısız İEM, AKOM, TSK ve Sağlık Bakanlığı‘na ait helikopterlerden anladım. Çünkü özellikle sel felaketinde mağdurları olay yerinden kurtarmanın belki de yegâne yoludur helikopterle kurtarma. Bu son felakette de az evvel saydığım birimler helikopterlerini adeta seferber ettiler.
Biz de bu kurtarma operasyonlarından sadece birini sizlere sunmak istdik. Basın Ekspress yolu bir nehre dönüşmüşken, hemen yakındaki Türksped‘in tır garajını sular basmıştı. Sele uykuda yakalanan birkaç tırcı olay yerinde vefat etmiş, ancak bir tırın üzerine can havliyle çıkan iki şoför, olay yerine gelen askerî helikopterle kurtarılmıştı. İşte Mustafa Dokumacı‘nın objektifinden o kurtarma anı:
Yazının tamamını oku »

İstanbul, tarihin hemen her döneminde, bölgenin en önemli şehri olmuştu. Dolayısıyla her dönemde bu şehrin yiyecek ve su gibi temel ihtiyaç alanlarında oldukça oturmuş ikmal yöntemleri kullanılmıştı. Su sarnıçları ve su kemerleri bu yöntemlere örnek olarak sayılabilir.
İsterseniz bu yazımızda, 17.-18. yüzyıllarda İstanbul’a bazı yiyecek maddelerinin nerelerden getirildiğini anlatalım:
İstanbul nüfusunun yiyecek konusundaki sıkıntılarını ortadan kaldırmak için, dönemin nakil yöntemleri tümüyle kullanılıyordu. Yiyecek maddelerinin nakli; hem kara, hem de deniz yoluyla yapılmaktaydı.
Daha çok sahillerde olan yerleşim alanlarından yiyecek maddeleri temin edilmeye çalışılmaktaydı. Karayollarında nakliyat, hayvan sırtında yapılıyordu. Genellikle deve, at, katır ve merkep bu iş için kullanılıyordu. Kara yoluyla ulaşımdan çok daha hızlı olduğu için, yiyecek maddelerinin Yazının tamamını oku »

Espresso, koyu renkli kahve çekirdeklerinin ezilmesi suretiyle elde edilen, meşhur olmasının yanında oldukça acı bir tada sahip olan bir kahve türü. Starbucks benzeri kahve şirketleri espresso’nun türevlerini yaparak daha geniş bir ürün yelpazesi oluşturdular. Bu da “Ben espresso içmem!” diyenlerin de kahve dükkanlarına abone olmasını sağladı. İşte en meşhur espresso türevlerinden birkaçı ve içerikleri:
Yazının tamamını oku »
Yavaş çekimde patlayan balonlarla, hedefe giden mermilerle ilgili videolar seyretmişsinizdir muhtemelen. Peki köpeklerin su içişini yavaş çekimde seyretmiş miydiniz? Hâlâ dillerini “ıslatarak” su içtiklerini zannediyorsanız, Discovery’ye ait aşağıdaki video’yu seyretmenizi tavsiye ederiz: Yazının tamamını oku »
Tıp efsaneleri… Basında ve günlük hayatta sıkça karşımıza çıkan, artık genel kabullerden olarak görülen, fakat ne yazık ki yanlış olan bilgiler… Tıp efsanelerinden 8 tanesini seçtik ve doğru olup olmadıklarını inceledik.
Şeker yiyen çocukların hiperaktif olduklarını düşünenlerden misiniz? Hala yatmadan önce yemek yemenin tek başına kilo aldırabileceğine mi inanıyorsunuz? Günde 8 bardak su içmediğiniz günlerde kendinizi kayıpta mı hissediyorsunuz? Loş ışıkta kitap okumanın gözlerinize zarar vereceğini duydunuz mu?
Evet diyorsanız, bu yazı tam da size göre…
1. Şeker yemek çocukları hiperaktif yapar mı?
Hayır, ebeveynlerin genel düşüncelerinin aksine, şeker yemek çocuklarda hiperaktiviteye yol açmaz. Hiperaktivite teşhisi almış çocuklar üzerinde yapılan araştırmalar bile, şeker (Çikolata, şekerleme ve şekerli yiyecekler) yiyenler ile yemeyenler arasında bir davranış değişikliği tespit edememişlerdir. “Şekere karşı hassas” olduğu söylenen çocuklarda bile bir farklılık göze çarpmamıştır. Yazının tamamını oku »

İş yerindeki çaycımız, büyük düşünür Cemil’in maceralarından birine daha önce sitemizde yer vermiştik. “Birine” diyorum, çünkü saymakla bitiremeyeceğiniz kadar çok hikayesi vardır kendisinin. Hemen her konuda gördüğü, duyduğu, okuduğu, arkadaşlarından birinin ilgilendiği, memleketindeki akrabalarının üzerine çalıştığı bir şeyler olduğu için, kendisiyle hayat dersleriyle bezeli diyaloglar yaşamanız kaçınılmazdır.
Temmuz ortalarında tatilden döndüğümde, işyerindeki masamda oturmuş, kredi kartı borçlarını, ödenmesi gereken faturaları toplamış, tatilin bütçede açtığı yaranın çapını hesaplamaya çalışıyordum.
… ki, Cemil başımda bitti.
“Naber abey?” Yazının tamamını oku »
Sıcak… Dışarıda hava gerçekten sıcaktı. Ama içeride bu sıcağa bir de insan kalabalığının yol açtığı havasızlık eklenince, ortam iyice çekilmez oluyordu.
Garip mimarisi, duvarlardaki tozlanmış uyarı levhaları ve asık suratlı çalışanları ile burası gerçekten garip bir yerdi. Levhalarla hangi sıraya kimlerin geçmesi gerektiği belirtilmişti: Faturalar, harç…
Kapıdan sonraki ilk aralıkta uzanan 20 kişinin zor sığacağı koridorda, nereden baksanız 50 kişi vardı. Çoğunluğunu 60′ını devirmişlerin oluşturduğu 3 sıra kuyruğun her yerinden ana fikri “can sıkıntısı” olan konuşmalar duyuluyordu.
70′ini geçmiş, zayıf, iki büklüm bir teyze sıraların yanından ilerledi ve soldaki sıranın en önüne kadar gelerek görevliye bir şeyler söyledi. Yazının tamamını oku »