
On senelik tecrübemin tadı dilimin ucunda hâlâ!
Evlerimize bilgisayarlar almış, gazeteye internet üzerinden bağlanmaya başlamıştık. Yazımızı göndermek için gece-gündüz, geç-erken kavramı kalkmıştı bizim için. Bu sırada tanımadığımız insanlarla da irtibat kurmaya başlamıştık.
***
Gurbetçi bir taksi şoförüyle tanışmıştık… İlk satırları titrer gibiydi; kıyamadım, cevapladım. Hem şaşırmış hem de çok sevinmişti. Hemen cevap verdi. Onun bu birkaç satırını okuyunca; çekingenliğini aşsın diye, hoş bir giriş yaparak sıcacık bir mektup yazdım. Sonraki gece posta kutumda mektubu vardı, ama gene bir iki satır. Yazının tamamını oku »
Steve Jobs, geçtiğimiz ay Flash’ın neden iPhone’da işe yaramayacağını açıklarken, “iPhone’un hover kontrolünü desteklemediğini” de söyledi. Hover kontrolü, yalnızca fare ile belli bir bölgenin üzerine geldiğinizde aktifleşen butonlar ve linklerde kullanılıyor.
Gerçekten iPhone ile interneti dolaşırken hover uygulamasına pek de rastlamıyoruz. Ancak bu, iPhone için hazırlanan sayfalarda hover kontrolü kullanamayacağımız anlamına gelmiyor.
Fare için hazırlanmış bir kontrolün, parmak ile kullanılmasının çok verimli olmayacağını söyleyenler olsa da, basit bir değişiklikle, hover kontrollerini istediğiniz sayfalarda kullanabilirsiniz.
Nasıl mı? İşte şöyle… Yazının tamamını oku »
Eureka! A bove maiore discit arare minor! * -
Archimedes
Evreka! Ben de tam olarak bunu arıyordum! –
Arşimet
5 yıla yaklaşan yayın hayatında Opereysin.com’da yayınlanan toplam yazı sayısı 1200‘ü bulmuş. Bu yazıların arasında tarihten coğrafyaya, teknolojiden edebiyata uzanan onlarca araştırma yazısı, onlarca ders, onlarca mizahi yazı, yüzlerce edebi yazı, internetin değişik köşelerinden yüzlerce güncel haber var.
Ancak klasik blog yayın şeklini kullanan içeriği geniş diğer web siteleri gibi, Opereysin.com’da da eski içeriklere ulaşmak biraz zor oluyor. Bu zorluğu yenmek için zaman zaman iyileştirmeler yapıyoruz.
Bu iyileştirmelerden birini de bugün itibariyle yayına alıyoruz. Fikir basit: Yazının tamamını oku »
Son günlerde, internette Facebook’un gizlilik ayarlarıyla ilgili ciddi tartışmalar yaşanıyor (Bu konudaki görüşlerinizi Friendfeed ve Twitter‘da dinliyoruz). Bu tartışmalara kulak kabartınca, aslında çok da farkında olmadığımız bir gerçekle yüzleşiyoruz: Adımız, resmimiz, kişisel bilgilerimiz, arkadaşlarımız ve üye olduğumuz gruplarla, bir bütün olarak kimliğimiz Facebook’ta!
Arkadaşlarımızla bu bilgilerimizin paylaşılması elbette bir problem değil. Ancak Facebook, demografik bilgilerinize bakarak reklamlar yayınlıyor ve bilgilerinizi uygulama geliştiricileriyle paylaşıyor. Mesela demografik bilgilerinizde “Bekar” olduğunuz yazıyorsa, “arkadaşlık sitesi” reklamları daha sık karşınıza çıkabiliyor.
Hatta daha da ileri gidiyor, artık varsayılan olarak bilgilerinizin çoğunu herkesin görüntülemesine izin veriyor. Bilgilerinizi herkesin görmemesini mi istiyorsunuz, üzgünüm bunun için Gizlilik sayfasını düzenlemeniz gerekiyor!
Yeri geliyor, Obama bile öğrencilere “Facebook’ta yazdıklarınız ileride karşınıza çıkarılacak. Dikkatli olun” uyarısında bulunuyor.
Biraz düşününce, meselenin Yazının tamamını oku »

İnternetin ülkemizde kullanılmaya başlandığı ilk zamanlardan beri, “Houston diyalogları” başlığı altında, belki yüzlerce diyalog okumuşsunuzdur. “Bir Türk uzaya çıkarsa…” temasıyla hazırlanan bu esprilerin kimisi çiğdir, kimisi komiktir, kimisiyse hakikaten trajikomiktir.
Bu diyalogların arasında sıkça, “Houston, bi’ problemimiz var!” cümlesine rastlanır. Gerçekten de çoğumuz, ilk uzay uçuşları sırasında buna benzer bir cümlenin söylendiğini ve bundan sonra meşhur olduğunu biliriz, ancak hangi uçuşta söylendiğini ve hikayenin geri kalan kısmını bilmeyiz.
Bu yazımızda, 40 yıl kadar öncesine gidiyor ve “Houston, we’ve had a problem” cümlesinin hikayesine yer veriyoruz.
14 Kasım 1969, uzay yolculuğu açısından bir dönüm noktasıdır. Apollo 12 uzay gemisiyle aya ulaşan ekipten Neil Armstrong, aya ilk ayak basan kişi olur. Ekip herhangi bir problemle karşılaşmadan dünyaya geri dönerler.
Bundan 8 ay sonra, Yazının tamamını oku »

Aklımıza gelen her şeyi, anlamlı olup olmamasına bakmadan bloglarımızda yazıyoruz. Peki ya şartlar farklı olsaydı?
3000 küsür yıl öncesinin Mısır’ında, yazılar, papirüs üzerine yazılırdı.
Önce, o zamanlar Nil Deltası’nda bolca bulunduğu tahmin edilen bir çeşit sazlık otu olan Cyperus papyrus elde edilirdi.
Papipüs bitkisinin gövdesinden dış kabuğu soyulur; içindeki yapışkan fibröz öz, ince şeritler halinde boylamasına kesilirdi. Bu şeritler daha sonra kenarları üst üste binecek şekilde sert bir yüzeye yan yana yerleştirilirdi.
Meydana gelen şerit sırasının üzerine yapışkan madde sürülür, daha sonra bu sıranın üzerine uygun açıda bir sıra daha şerit serilirdi.
İki tabaka, tokmaklarla vura vura birleştirilirdi.
Daha sonra sıra, basınç altında papirüsün kurutulmasına gelirdi. Yazının tamamını oku »

İki gün önce Google, uzun bir süredir beklenen açıklamayı yaptı: Artık arama sonuçlarının sıralanmasında, sayfa yüklenme hızı da rol alacak. Açıklamada, Google’ın hızı her zaman önemsediği, ürünlerinde ve internette hıza önem verdiği ve bu sebeple artık Google arama sonuçlarında da hıza önem verileceği bilgileri yer aldı.
Böyle bir değişiklik, özellikle Türkiye’de, web sitesi sahipleri tarafından çok da sıcak karşılanmıyor. Zira genellikle Türkçe yayın yapan web sitelerinin sayfa yüklenme hızları, dünya ortalamasına yakın veya dünya ortalamasının altında.
Haliyle ilk bakışta; böyle bir değişikliğin, zaten sunucu masrafları gibi pek çok kalemde Türkçe yayın yapan sitelere göre avantajlı durumda olan yabancı web sitelerinin daha da öne çıkmasına sebep olabileceği düşünülebiliyor.
Ancak, çoğumuzun kabul edeceği bir gerçek var: Yazının tamamını oku »

Bir web sitesine üye olmak istediğimiz zaman, genelde en az 3 kutu doldurmamız istenir: Kullanıcı İsmi, E-mail adresi ve seçtiğimiz şifre. Ah affedersiniz, 4 kutu oldu. Zira üyelik sayfalarında hemen her zaman 2 tane şifre kutusu olur!

Peki neden? Neden, e-mail adresimizi ve kullanıcı ismimizi bir kere yazmamız gerekiyor da, şifremizi bir kere yazmamız yeterli olmuyor?
Hemen aklımıza, şifre olmadan siteye giriş yapmak mümkün olmadığı için, şifrenin yanlış yazılmamasının çok önemli olduğu cevabı geliyor. Ancak bu cevap pek de tatmin edici değil. Aynı düşünce ile yola çıkarsak, e-mail bölümünü 3 kere yazmak bile mantıklı sayılabilir. Çünkü, unutulan şifre Yazının tamamını oku »