
Migren, şiddetli baş ağrısı ve bulantı gibi bir çok çeşitli belirtilerin bir arada görüldüğü bir nörolojik sendrom. Avrupa’da insanların %12 -28 arasındaki bir bölümünü, hayatlarının bir bölümünde etkilediği biliniyor. Sebebi, teşhisi ve tedavisi ile ilgili yapılmış ve şu sıralar devam eden bir çok çalışma var.
Bu yazımızda, çok basit 3 soruya vereceğiniz cevaplara göre, migren şüphesiyle bir doktora görünmeniz gerekip gerekmediğini anlamaya çalışacağız. Yazımızda yer alan sorular, yapılmış bilimsel çalışmalarla geçerliliği ispatlanmış olan 1-2 ID Migraine™ formundan alındı.
Baş ağrılarınız çalışabilmenizi engelliyor mu? Hayattan almanızı kısıtlıyor mu? Bu konuda yardım almayı düşünüyor musunuz?
Yukarıdakilere benzer sorulara cevabınız “EVET”se, şu soruları cevaplandırmanızı tavsiye ederiz: Yazının tamamını oku »

Bazı durumlarda, ne kadar çok bilgi edinebilirsek, o kadar mutlu oluruz. Mesela, bir doktorla, hastanızın durumu hakkında konuşmanız gerektiğini varsayalım. Doktorun ağzından çıkacak her kelime, sizin için önemli olacaktır ve muhtemelen doktorunuz sizi tatmin edecek kadar bilgi vermeden bir başka yere gidecektir.
Peki, konuşma sırasında daha fazla bilgi edinmek, karşınızdaki kişiyi daha uzun bir süre konuşturmak için ne yapılabilir?
Lifehacker okuyucusu citizenkahn‘ın bu konuda enteresan bir fikri var: “Not defterinizi açın!”
Fikir basit. Yazının tamamını oku »

Misafir yazarımız
anhedoni,
devam yazısında Genel Cerrahide bulunduğu dönemde yaşadıklarını anlatmaya devam ediyor.
Servis; bende de, cerrahlarda da aynı duyguyu uyandırıyor sanırım. İşin ikinci planı gibi görünse de, serviste görevli doktorlar aslında perde arkasında kalan kahramanlar gibiler. Gerçekten, bir ayın yarısını serviste geceli gündüzlü geçirmek, günde üç ya da dört kere, bazen servisteki 40 hastanın hepsine pansuman yapmak kolay değil.
Bütün bu işler bazen o kadar yoğunlaşır ki, gece nöbetlerinde uyumak dahi mümkün olmaz. Bir insan düşünün; iş yerine pazar sabahı gelsin, o gece nöbet tutsun, ertesi gün serviste çalışmaya devam etsin ve pazartesi gününün akşamında evine geri dönsün. Yazının tamamını oku »

Anjiogenez, tıpta yeni damar oluşumuna verilen isimdir.
Normal insan vücudunda anjiogenez, sürekli devam eden bir durumdur.
Ancak, tümörler de belli bir çapa ulaştıktan sonra (>1 mm) kendilerine yeni damarlar yapmaya başlarlar. Normalde difüzyon ile beslenen tümör hücreleri, bir araya gelip büyük bir kitle oluşturmaya başladıklarında, oksijene erişimleri bozulur. Bu bozukluk neticesinde, tümör hücrelerinden kana bazı maddeler salınır. Kana salınan bu maddeler, çevre damarlardan, tümör bölgesine doğru yeni damarlar oluşmasına sebep olurlar.
Bu damarlar, vücudumuzdaki diğer damarlardan farklıdırlar. Yazının tamamını oku »

Misafir yazarımız
anhedoni, ilk yazısında Genel Cerrahide bulunduğu dönemde yaşadıklarını anlatıyor.
Bu yazı, gerçekten bir ay boyunca nöbetleriyle, yataklı servisiyle, polikliniğiyle ve en önemli bölümü olan ameliyathanesiyle, Genel Cerrahi’de bulunan bir internin (6. sınıfa giden tıp öğrencisi), bire bir sorumluluklarla ve çalışarak geçirdiği bir ayını değerlendirmesi, iç muhasebesini yapmasıdır. Bir nevi, genel cerrahinin iç dünyasında oluşturduğu etkinin dışa vurumu olarak görülebilir.
Yazıma, size biraz geçmişten bahsederek başlamak istiyorum. Bir zamanlar Avrupa’da cerrahlar, doktorlar arasında ikinci sınıf iş yapan insanlar olarak görülürlermiş. Muhtemelen bu düşüncenin altında yatan sebep, işin kanlı kısmıyla uğraşmaları ve hastalarının büyük bir kısmını kaybetmeleriydi.
Özellikle salgın hastalıkların çok fazla görüldüğü, veba gibi hastalıkların kol gezdiği Yazının tamamını oku »
Yağmur yağıyordu.
Pencereyi açana kadar fark etmemişti ama, gecenin sabaha kavuştuğu bu Şubat gecesinin soğuğuna, şiddetli yağmur eklenmişti.
Aslında yağmuru severdi. Hatta en çok sevdiği mevsim, bu sebeple Sonbahar’dı. Ancak bu gece, yağan yağmurun dindiremeyeceği bir sıkıntı vardı yüreğinde.
Ağlamaya başladı.
Yağmur damlaları, kaldırım taşlarına değişik şekillerde çarpıyor; Yazının tamamını oku »
Bundan 30-40 sene evvel filinta gibi bir delikanlı olarak ilk tayin yerim olan Erikli Köyü Sağlık Ocağı’nı kurmak için gitmiştim. “Hazır uğramışken..” deyip, Kaymakam Bey elime bir kağıt tutuşturmuştu. Çiçek aşısına dair bir emir vardı. Çantamı, ilaçlarımı, iğnelerimi gözden geçirdikten sonra atıma binerek Erikli Köyü’nün yolunu tuttum. İkibuçuk saat at sırtında yol aldıktan sonra köye ulaştım. Köyde beni muhtar karşıladı:
- Hoş geldin beg…
- Hoş bulduk, dedim.
- Hayırdır?
- Aşı yapacağım da..
- Ne aşısı?
- Çiçek..
- Çok eyi.. İnsanlara mı?
- Tabii insanlara..
- Zor begim! Yazının tamamını oku »

Fobiler serimizde, psikiyatristlerin en sık karşılaştıkları fobileri mercek altına alacağız. Farklı fobileri anlatırken, zaman zaman fobiler hakkında genel bilgilere de yer vermeye çalışacağız. Bugün, agorafobi ile serimize başlıyoruz.
Nermin hanım, kalabalık mekanlarda bulunmaktan sıkılmaktadır. Bu durumu çevresinden saklamaya çalışıyor olmasına karşılık, ailesi durumdan haberdardır. Bir kaç kere alışveriş merkezlerinde çarpıntısı tutmuş, son sefer bu durumu kalp hastalığının belirtisi kabul ederek doktora görünmüştür. Doktorlar şikayetlerini sorduğunda, Nermin hanım şu şikayetleri sıralar: Çarpıntı, terleme, ağız kuruluğu.
Nermin hanımın yanında bulunan arkadaşı Hacer hanım konuşmayı keserek araya girer: Yazının tamamını oku »