Distopya’nın İçinden

Geçmişten günümüze geleceği tahmin etmeye çalışarak kalem alınmış, sinemaya aktarılmış bir çok çalışma ortaya kondu. Kimileri uçan arabalardan, hastalıkların ortadan kalkmasından, farklı gezegenlerde yaşamaya başlamaktan söz ediyordu. Bazıları da artan güç ve enerji savaşları neticesinde dünyanın yok olma noktasına geleceği, açlık ve sefaletin hakim olacağı, vahşet ve korkunun kol gezeceğini düşünüyordu. Şüphesiz hepsinde teknolojik gelişmeler başroldeydi.

Giderek artan nüfus, teknolojinin gelişmesiyle eskiden olamayacağı kadar çok yere ulaşabiliyor. Bu da salgın hastalıkların yayılmasında kilit rol oynuyor. Son 20 yılda sinemada yayınlanan distopik salgın filmlerinde de bu konuya değiniliyordu. Artan kaynak ihtiyacı nedeniyle yapay patojenlerde “planlı salgınlar” nüfus kontrol yöntemi olarak kullanılabilirdi. Bu filmlerde herkesin maskeli bir şekilde dolaşması, yüzlerdeki korku ve dehşeti bugün sokaklarda ve hastanelerde hissediyoruz. “Tıpkı gerçek hayat” gibi izlediğimiz filmlerden “tıpkı filmlerdeki” gibi hayatlara doğru geçiş yaptık da haberimiz yok.

Teknoloji ile mesafeler aradan kalktı. Artık o yere fiziken ulaşmak bile gerekmiyor. Hatta salgın yüzünden ulaşılamayan yerlere artık sanal ortamda erişebiliyor, uzaklardaki insanlarla çok kolay iletişim kurabiliyoruz. Bilimsel toplantılar, canlı yayınlar, videokonferanslar derken iş gerçekten distopik filmlerin içimizi ürperttiği bir gerçeğe doğru bizi itiyor: Sanal birliktelikle sarılı bir gerçel yalnızlık.

Son günlerde bu tarz gözlemler sıkça yapılmaya başlandı. Sosyal medyada ufak bir gezinti; teknolojinin, toplumların ve kısaca insanlığın durumu hakkında epey bir fikir sahibi olmanızı sağlıyor. Sizler için mini bir derleme olarak Distopya’nın İçinden bildiriyorum. İyi seyirler:

1999 yılından beri çalışan Union Square’deki meşhur saat İklim Değişikliğine dikkat çekmek adına farazi bir geri sayım için yeniden ayarlanmış. Harekete geçilmesi adına duyarlılık oluşturmayı hedefleyen girişim tehlikeli eşik için 7 yıllık sembolik bir zaman belirlemiş. Görmek bile insanı tuhaf hissettiriyor.

Birçok distopyada hava kirliliği ya da atmosfer yokluğu nedeniyle günlük hayatta kasklarla dolaşıldığını gördüyseniz bu ürünün size tanıdık gelmesi normal. COVID-19 salgınına yönelik çıkan bu ürün yeni bir moda akımına dönüşür mü bilinmez.

Yakın zamanda yayınlanan distopik dizilerde kişilerin sosyal medya ve sanal ortama %100 bağlı olacağı ve bu alanlardaki puanlamalarının günlük hayatlarını etkileyebileceğine yönelik “uçuk bir tahmin” vardı. Sanırım o noktaya geldik sayılır bile.

İnsanların fiziksel etkinliklere uzaktan bağlantı ile dahil olmaları da görüntü teknolojileri gelişeli beri distopyalarımızın vazgeçilmeziydi. Pandemi nedeniyle stüdyolara insanları alamayan şov programları çareyi distopya’da bulmuş olmalı.

Ellen’ın dediği kadar var: Artık yeni bir dönemdeyiz: Distopya, şimdi.

Bonus videomuzda Boston Dynamics’in robot köpeklerinden birisi sokakta başıboş görünüyor. 40,000 $ ödemeniz halinde ileride “insanlığın yeni dostu” olan kendi robot köpeğiniz olabilir. Kendi ismine tepki veren, yüz tanıma ve darbelere mukavemeti olan bu robotu yollarda görmek de içimizi çok rahatlatmadı.

Bir sonraki yazımda görüşmek üzere sanallıktan uzak hayatın tadını çıkarabilmeniz dileğiyle…

Sevebilirsin...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir