Kafatası-3

Kafatası-3

Dudaklarını ısırıyordu. Gökyüzüne baktı, kendisini topladıktan sonra konuşmasına devam etti:
“Bak George, buraya gelmek için o kadar çaba sarfettik. Evrimi ispatlayacak bir şey bulmamız karşılığında sana da, bana da, bizi buraya gönderen ünlü Darwinizm savunucularına da on binlerce dolar para verdiler. Kazı alanının bulunduğu bölge durumunu da hesaplarsak bu kafatası nereden baksan 2-2,5 milyon yıllıktır. Gerçi tam tarihi inceleme yapıldıktan sonra öğrenebiliriz ama bu tarih aralığına yakın olduğundan eminim.”

George sabırsızlanmıştı. İsteksizce başını iki yana salladı:
“Sadede gel! Lafı nereye getirmeye çalışıyorsun?”

Micheal sinirli sinirli konuştu:
“Şu kafatasına bir bak da ne demek istediğimi anla! Bildiğin kafatası bu! Günümüz insanından hiçbir farkı yok. Şimdi bunu alıp götürürsek, bize paramızı verirler mi?”

George birden kahkaha atmaya başladı. Sustuktan sonra, gittikçe sinirlenen arkadaşına baktı:
“Sen bizim bu kafatasını aynen götüreceğimizi mi sanıyorsun?”

Micheal afallamıştı:
“Evet, başka ne yapabiliriz ki?”

George arkadaşını sabırsızlandırmak istermişcesine pantalonundaki paketten bir sigara çıkardı. Sigarayı yaktıktan sonra derin bir nefes çekti ve çöle doğru üfürdü:
“Çok şey yapabiliriz dostum, çok şey! Öncelikle bu kafatasını alacağız. Üzerinde birkaç değişiklik yaptıktan sonra bizim kurukafa, evrimin ateşli bir savunucusu olacak.”

Sırıtmaya devam etti. Arkadaşı sordu:
“Peki bizim parayı alacağımız kişiler, sahtekârlık yaptığımızı anlarlarsa ne olacak?”

George sigaradan bir nefes daha savurdu:
“Hiçbir şey olmaz. Sen onların hiç sahtekârlık yapmadıklarını mı zannediyorsun?”

Micheal evet anlamında başını salladı:
“Sen daha bu çevrenin kurallarını bilmiyorsun. Biz teorilerimizi desteklemek için belki yüzlerce kere sahtekârlık yaptık! Amacımıza ulaşmak için ne gerekiyorsa yapmamız lâzım. İsmi ister sahtekârlık olsun, isterse de başka bir şey!”

Arkadaşı, George’un sözlerine itiraz etti:
“Ama böyle bir şey yaparak yanlızca kendimizi kandırırız. Bence aramaya devam edelim, mutlaka evrimi destekleyen bir şeyler bulacağız.”

George, ilerideki kazı alanında hummalı bir çalışma yapan ekibe dikkatle baktı:
“Bugüne kadar evrimi destekleyen kaç gerçekle karşılaştın? Kaç fosil bugünkünden farklı özellikler taşıyordu?”

Micheal saymaya başladı:
“Piltdown fosili, Nebraska adamı, Pekin adamı, Java adamı, bugünkü türlere benzeyip de farklı organlar taşıyan daha nice varlık.”

George yine gülmeye başladı. Sonra sigarasını yere atıp ezdi:
“Piltdown dediğin fosil, benim bugün yapmak istediğim değişikliklerle uydurulmuş bir fosildi. Yani bundan sonra bizim ürettiğimiz ikinci bir Piltdown fosili olacak! Nebraska adamı, yalnızca bir dişten yola çıkılarak uydurulmuştu. Sonra dişin bir hınzıra ait olduğu ortaya çıktı! Pekin ve Java adamları da buna benzer yalanlarla dünyaya tanıtıldılar. Bugünkü türlere benzeyip farklı organlar taşıyan hayvanlara gelince, eskiden yaşayıp bugün nesli tükenmiş olan binlerce tür hayvan var. Bu sebeple, öne sürülen tüm değişik canlılar aslında nesilleri tükenen birer tür!”

Biraz bekledikten sonra konuşmasına devam etti:
“Buna inanırsın ya da inanmazsın. Fakat söylediklerimin hepsini, bilim adamları açıkladılar. Bazılarını da bu sahtekârlıkları yapan arkeologlar ölüm döşeklerinde dile getirdiler. Önceleri ben de inanmıyordum! Anladın mı şimdi nasıl sahtekârlık yapıldığını?”

Micheal biraz düşündü. Sonra sordu:
“Peki bütün bunları doğru kabul edelim, bunları bildiğin halde sen niye Darwinist düşüncelerinden vazgeçmiyorsun?”

George eline aldığı mendille yüzünü sildi:
“Bu gerçekleri Darwinizm’in dünya çapındaki isimlerinin hepsi biliyorlar. Ne var ki, onların amacı zaten “din” inanışını kökünden yok etmek! Özellikle Müslümanların beyinlerine yerleştirdiğimiz şüphe tohumlarının yavaş yavaş semeresini vereceğini ümit ediyoruz. Öncelikle bilgisiz ve inancı zayıf insanları birer evrimci haline getireceğiz, sonra da diğerlerini! Din değiştiren, bu akıma kapılan her kişi, amacımıza adım adım yaklaştığımızın canlı birer örneğidir. Bunların yalan olması kimin umurunda?”

Micheal başını ellerinin arasına aldı. Yere bakarak konuştu:
“Peki bundan sonra ne yapacağız?”

Yeni bir sigara yakan George söylendi:
“Şu Zain denen herifi yanımızdan uzaklaştıracağız. Onun buraya geliş sebebi de kendi topraklarını, isteklerimiz için kullanmamızı engellemek zaten. Bir şeylerden şüphelenmişler ama hiçbir şeyi ispatlayamazlar. Sonra üzerinde değişiklikler yapacağımız kafatasını İngiltere’ye götüreceğiz. Orada yine bir “evrimin örneği bulundu!” yaygarası koparırız. Cahil pek çok insan, kafatasını ilk görüşlerinde inanırlar gerçek olduğuna!”

Hala düşünmekte olan Micheal’ın sırtını sıvazladı:
“Düşünme bu kadar dostum.”

Sonra da sırıttı:
“Belki bu fosile de “Nijer adamı” ismini verirler. Fena mı? Hem sen gelecek paraları düşün!”

Yerlerinden kalktılar. Zain’in yanına doğru yürürken Micheal düşündü:
“Demek benim inandığım evrim de tamamıyla yalanmış. Demek verdiğim tüm örnekler aslında birer sahtekârlık abidesiymiş!”

Ruhunda fırtınalar esiyordu. Yıllarını verdiği Darwinist düşüncelerin yalan olduğunu bir çırpıda kabullenemiyordu. Fakat bir tarafta da ispatlanmış gerçekler vardı. Ne yapacağını bilemedi. Durup gökyüzüne baktı. Güneş yavaş yavaş batmaya başlamıştı, yakınlarda bir yerde rüzgar kum tanelerini yine savuruyordu.

Evet, evrimciler teorilerini desteklemek için yüzlerce kere sahtekârlık yaptılar, yapmaya da devam ediyorlar. Ama ilk şüphelendirmek istedikleri bilgisiz ve inançsız insanlar. Çünkü inançlı ve bilgili bir insanı kandırmak, deveye hendek atlatmaktan daha zordur.

SON

Diğer bölümler:
Kafatası-1
Kafatası-2

Sevebilirsin...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir