Kafatası-1

Kafatası-1

Önce hafif bir rüzgar çöldeki kum tanelerini yavaş yavaş yerden kaldırdı. Birden daha büyük bir rüzgar başladı. Taneler yükseldi, yükseldi… Bir buçuk- iki metre kadar yükselen kum taneleri, rüzgarın durmasıyla, spiraller çizerek yere indiler. Bu birkaç saniyelik “küçük kum fırtınaları” çölde ilginç bir manzara oluşturuyorlardı. Az sonra rüzgarın durmasıyla etraf eski sessizliğine kavuştu.

Bu çöllerde günde belki ikiyüz kere gerçekleşiyordu az önceki olay. Öğlen güneşinin altında bu civarda dolaşan pek olmazdı. Fakat son günlerde hareketlilik göze çarpıyordu. Her gün arabalarla bölgeye gelen araştırma ekipleri hava kararıncaya kadar çalışmalarına devam ediyorlardı.

Ufku seyreden bir çift göz, neden sonra düşüncelerinden sıyrılabildi. Yanı başındaki gölgeliğin altında oturan araştırma grubunun yardımcısı Micheal Foreground’un yanına yaklaştı. Micheal elinde tuttuğu deftere sürekli olarak bazı notlar alıyordu. Oraya geldiğini belli etmek istercesine öksürdü. Arkadaşı başını kaldırdı ve gülümsedi:

“Görünüşe bakılırsa işin sonuna geliyoruz George! Zahmet çekmemize değecek. Bu araziden çıkaracağımız fosiller bir hazine değeri taşıyor.”

Aniden bir kahkaha sesiyle irkildiler. Yanlarına ne zaman geldiğini bilemedikleri şişman bir adam göbeğini sarsa sarsa gülüyordu. İkisinin de sinirini bozacak kadar güldükten sonra kendine hakim olmayı başarıp konuştu:

“Herhalde bilimsel öneminden bahsediyorsunuz. Değil mi?”

Micheal yerinden kalktı. Gözlerini kısarak karşısındaki adama baktı. Adamın sevimli bir görünüşü vardı. Sürekli olarak gülümsüyordu. Soruya cevap vermeden, bir soru da kendisi sordu:

“Tanışıyor muyuz?”

Şişman adam başını iki tarafa salladı. Özürle karışık cevap verdi:

“İsmimi söylemeyi unuttum. Ben Zain Houki. Bölgede yaptığınız araştırmayı incelemekle görevlendirildim.”

Oldukça düzgün bir İngilizce’si vardı. Gölgeliğin altına oturdu ve Micheal’a döndü:

“Evet beyler. Burada bulunuş sebebinizle ilgili az çok bilgi aldım, ama bir kere de sizden dinlesem hiç fena olmaz.”

Micheal biraz durakladı, sonra arkadaşını işaret etti:

“Benim adım Micheal. Arkadaşımın ki ise George. İkimiz bu araştırma grubunu idare ediyoruz.”

Zain, Micheal’ın sözünü kesti:

“Araştırma grubunuzda kaç kişi var?”

Micheal arkadaşına baktı. George bu sorulardan ve Zain’den hoşlanmamışa benziyordu. Cevap verdi:

“Burada 25 kişi var. Vardiyalı olarak çalışıyorlar. Hepsi alanlarında uzman kişiler. Ayrıca kalacağımız yerlerle, yiyeceklerimizle ilgilenen 5 arkadaşımız daha var. Onlar buraya gelmiyorlar tabii.”

Kenara bıraktığı defterini eline aldı. Sonra devam etti:

“Evet, nerede kalmıştık? Hımm, amacımızdan bahsedecektim galiba. Bu çevrede toprak altında, tarih öncesi zamanlardan kalma eşya, fosil, tablet gibi nesnelerin olduğunu zannediyoruz. Onları araştırmak için geldik buraya. Ekibimiz yaklaşık bir haftadır kazılarını aralıksız sürdürüyor. Sabah 7-akşam 7 arası mesaileri var anlayacağınız.”

Yerinden kalktı. İleriye doğru yürümeye başladı. Zain de peşinden geliyordu. Bir çukurun yanında durdular. Çukur derinliği yaklaşık 2,5 metre, genişliği de 8-10 metreydi. Michael çukuru gösterdi:

“İşte buraya geniş çukurlar açtık. Ekibimizin büyük çoğunluğu, teknoloji harikası aletlerin de yardımıyla, kazılarını burada sürdürüyorlar. Buranın iklimine alışık olmayanlar benim gibi zorluk çekiyorlar.”

Zain çukura baktı. İçindeki arkeologların hepsi işlerine dalmışlardı. Büyük bir hevesle aramayı sürdürüyorlardı. “Dünya başlarına yıkılsa fark etmezler.” diye düşündü.

Micheal, gölgeliğin altına döndüklerinde konuşmasına devam etti:

“Sürekli olarak siz soru soruyorsunuz. İki soru da ben sormak istiyorum: Buraya kaç kişi geldiniz ve böyle bir şeye niçin ihtiyaç duydunuz?”

Devam edecek…

Diğer bölümler:
Kafatası-2
Kafatası-3

Sevebilirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir