Sosyal Medya ile Yitirdiklerimiz

Dünyanın küçük bir yer olduğunu her zaman duyuyoruz. Kendi yöntemiyle, sosyal medya dünyayı daha da küçük bir yer haline getiriyor. İstediğimiz zaman pratik bir şekilde küçük ekranlarımızı dolduran bilgilerle, dünya avucumuzun içine sığıyor.  Son olaylara, yalan haberlere veya herkes ve her şey tarafından paylaşılan güncellemelere bakmadığımızda ve onları  yaymadığımızda, kendimizi gördüğümüz, düşündüğümüz ve yaptığımız her şeyi paylaşmaya veriyoruz.

Bir sonraki akıllı telefon, giyilebilir, AR/VR lens, uygulamalar vb. her zaman sırada bekliyor, rotamızı geri çevirmiyoruz ve yine yenileri için çalışıyoruz. Geleceğimizi, dijital dünya, gerçek dünya ve  tecrübelerimiz arasında kurduğumuz denge ile inşa ediyoruz. Hayat tecrübelerimizin toplamıdır. Ve tecrübelerimizin en iyi veya en kötüleri, kişiliğimizin mimarı olurlar. Hepsi birlikte, tecrübelerimiz ve hatıralarımız, toplumun yapısı haline gelirler.

Yıllarca bir çok ünlü insana atfedilmiş anonim bir deyiş vardır: “Dünyayı olduğu gibi değil, olduğumuz gibi görürüz.”

Biz tüketmekle ya da deneyimlerimizi paylaşmakla meşgulken hayat gerçek zamanda akıp gidiyor. Sosyal medya hakkında iyi olan şey, herkese söz hakkı tanımasıdır. Sosyal medya hakkında kötü olan şey ise yine herkese söz hakkı tanımasıdır. Bizim favori uygulamalarımız ve cihazlarımız dengeyi nasıl bulacağımızı, nasıl yargılamalarla başa çıkacağımızı ya da kapılarımızı bakış açıları ve fikirler için açık tutacağımızı gösteren bir kullanma kılavuzu ile gelmez. Onun yerine sanal ve gerçek dünyadaki aynı şey için uğraşan insan toplulukları ile birlikte, bağlantıları ve deneyimleri neyin  bu kadar anlamlı kıldığını deneme yanılma yoluyla anlamaya çalışırız.

Her birimiz toplumun gelişmesinde bir role sahibiz. Hepimiz bunda kendimizce etkili olduğumuza inanıyoruz, fakat aynı zamanda biz hayatın öğrencileriyiz de. Öğrenmeyi, gözlemlemeyi, hayal kurmayı ya da bizim bakış açımızla, adetlerimizle çatışan eleştirel bir düşünceye dahil olmayı asla bırakmamalıyız.  Aşırı bilgilenme çağında, sürekli fikirlerimizin ve duvarlarımızın kapatılması riski altındayız. Bu kolay. Farkındalık ve amaç olmadan, bağlandığımız, bilgiler keşfettiğimiz ve paylaştığımız ve böylece gün geçtikçe dünyadan izole olmamıza yol açan sosyal medya ve kişisel cihazlar; bilişsel ve onaylama taraflılığımızda büyük bir fırtınaya sebep olurlar.

Yıllarca bir çok ünlü insana atfedilmiş anonim bir deyiş vardır:

“Dünyayı olduğu gibi değil, olduğumuz gibi görürüz.”

Bazen, evrenin merkezindeymişim gibi bilgiyi tüketmeyi ve paylaşmayı kolay buluyorum. Benim bakış açımın doğru olduğunu ve bununla çelişebilecek düşüncelerin saçma veya yanlış olduklarını düşünme hatasına düşüyorum.

Bütün bunların içerisindeki tehlike de bu. Biz cihazlarımızı ve uygulamalarımızı kullandığımız her seferinde, onların sadece tek bir amaçla dizayn edildiklerini unutuyoruz: Tasarımsal olarak düşünce çerçevemizi daraltan veya tıkayan benmerkezci bir tabiat üzerine inşa edildiklerini… Sonuç olarak bir şeyler öğreniyoruz ve öğrendiklerimizin doğruluğunu değerlendirmiyoruz.

Bu teknoloji karşıtı bir argüman değil. Bu sadece benim büyük bir ironiyle bağlantılı gözlemlerim. Fakat duraklatmaya basmaktan esinlenerek, şöyle yapmamızı öneriyorum: Öylece paylaşmak ve tüketmek yok. Onun yerine, gözlemlemek, dinlemek ve öğrenmek öğrendiğinin doğruluğunu kontrol etmek ve gelişmek var. Bu bana katılman ya da benim sana bu yolculukta katılmamı istemen için bir davet.

Teknoloji ve raslantısal narsizimden kurulu bir dünyada, empati ile güçlendirilmiş insanlık; gözde bir uygulama haline gelecektir.

(Editör: Meral Okudan)

Kaynak: Brian Solis

Sevebilirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir