Nasıl aşılamalı, neyi aşılamalı?

Nasıl aşılamalı, neyi aşılamalı?

Nasıl aşılamalı, neyi aşılamalı?“Yetiştirmekten sorumlu olduğunuz genç dimağlara, çocuklarınıza, iyilikleri aşılayın” derlerdi eskiler, bitmeyecekmiş gibi duran öğüt serilerinin hatırı sayılır bölümünde.

Tabi bu, yıllar önceydi.

Dünyanın bütün kötülüklerini evlerimizin orta yerine kusmak için üretilmiş gibi duran siyah çerçeveli, bombeli camlı kutular daha üretilmemişti o zamanlar. Radyoların cızırtılı sesleri, insanların seslerini bastırabilecek saygınlığa sahipti belki, ama saçları ağarmış insanların sözleri, ne idüğü belirsiz bir radyo programının cırtlak sesli spikerinden daha çok dikkate alınırdı.

Neydi o öğüt? “Çocuklarınıza, iyilikleri aşılayın”.

Aşı?

Aşı, hastalıklara karşı bağışıklık sağlayarak vücudu güçlendirmek  amacıyla insan vücuduna verilen zayıflatılmış mikroplara veya mikrop parçalarına verilen genel bir isimdi.

Bir sağlıkçı ile değil de, bir ziraatçi ile konuşuyor olsaydınız, size aşının farklı ve belki de daha uygun bir tarifini yapacaktı. Ama üzgünüm, ben yapamayacağım.

Öğütte geçen aşılamak ile, sağlıkta bahsedilen aşılamak arasında şaşırtıcı benzerlikler var. Metaforun kaynağı da bu olmalı zaten:

Doğrusu gerçekten tanımdaki gibi aşılarda, mikropları kullanırız. Ancak az miktarda mikrop vermek olarak tanımlayabileceğimiz “canlı aşı”lardan, günümüzde tamamen kurtulmaya çalışıyoruz.

Neden mi?

Çünkü vücudu zayıf olan kişilerde, o kadar az miktarda mikrop bile hastalıkların oluşmasına sebep olabiliyor.

Çocuklarımıza, hayatta karşılaşabilecekleri şeylere hazırlıklı olabilmeleri için, o olaylarla karşılaşmalarından çok daha önceleri, çeşitli aşılar yapmamız gerekiyor. Ancak dikkat etmemiz gereken bir nokta var: Çocuklar, henüz hayatı tanımamış, zayıf varlıklar. Onlara bir mikrobun tamamını “canlı aşı” şeklinde verirsek, mesela yanında yalan söyler, ama yalan söylememesini istersek aşımız çoğunlukla tutmuyor. Hatta daha da ileri bir sonuçla, çocuklarımız da, tıpkı bizim gibi yalan söylemeye başlayabiliyorlar.

Peki sağlıkta, “canlı aşı”ların yerine ne yapıyoruz? O mikrobun hücre zarını veya o zarın bir kısmını vs. alıyor ve tek başına asla vücuda zarar veremeyecek, ancak vücudun tıpkı ilgili mikropla karşılaşmış gibi savunma hücrelerini düzenleyebilmesine yarayacak aşılar üretiyoruz.

Bakın bu kısmı, öğüte de uyarlayalım:

Modern aşılara benzerse öğütlerimiz, başarı ihtimalimiz çok daha fazla oluyor. Misal, bir çocuğun yalan söylediğinde ne gibi sıkıntılarla karşılaştığını anlatan hikayeler okursak ve çocuklarımıza iyi örnekler olursak, öğütlerimizin başarısı da artıyor.

Aşı tipinin sonuç üzerindeki etkisini anlatabildim sanırım. Peki ya aşının süresi?

Çoğunlukla aşıların, uygulanması gereken bir zaman aralığı var. Belli yaşlardan önce veya belli yaşların arasında uygulanmaları gerekiyor. Sonra aynı aşılar yapılsa bile, bağışıklık oluşamıyor.

Öğütler de öyle değil mi?

3-5 yaşlarındaki bir çocuğa hırsızlığın yanlış olduğunu öğretmek mi kolay, yoksa 18 yaşında bir gence anlatmaya çalışmak mı?

Evet, aşıların hatırlatma dozları olduğu gibi, öğütlerin de hatırlatma dozları var. İcabında her yıl, icabında 5 yılda bir hatırlatabilirsiniz öğütünüzü.

Ama bir şartla: Hatırlatma dozları, daima ana aşılamanın ardından yapılırlar. Bir kavramı, yavrularınızın zihinlerine yerleştirmeden, onu kendisine hatırlatamazsınız.

Bunu da bir kenara koyalım.

Aşının bir dozu olduğu gibi, vereceğiniz öğütlerin de bir dozu olmalıdır.

Bakın, aşılamada temel kaide şudur: Fazla aşı, çoğunlukla göz çıkarmaz. Ama aşı dozunu az tutarsanız, bağışıklık sağlayamazsınız.

Yani, bir öğüdü çok defa tekrar etmeniz sıkıntıya sebep olmaz. Sıkıntıya sebep olabilecek şey, yeterince söylememiş olmanızdır ancak.

Verdiğimiz örneklere, biraz düşünerek yenileri eklenebilir. Üstelik, öğütlerin, aşılardan daha güçlü olduğu bir nokta da vardır:

Sağlıkta, tanımdan da anladığımız gibi, “zararlı ama zayıf” bir maddeyi insan vücuduna verip, cevabı bekleriz.

Öğütteki anlamıyla aşılamakta ise “yararlı” bir şeyler de verebilmemiz söz konusudur. Tek yapmamız gereken, “paylaşmak” aşısını, olumlu bir karşılıkla çocuğumuza vurmak; “hırsızlık” aşısında ise, olumsuz bir kod kullanmaktır.

Gerisini, küçücük bir bedende saklanmış o muhteşem potansiyel zamanla yoğurup hazmedecektir.

Yeter ki, nasıl aşılamamız ve neyi aşılamamız gerektiğini bilelim.

Dünyanın bütün kötülüklerini evlerimizin orta yerine kusmak için üretilmiş gibi duran siyah çerçeveli, bombeli camlı kutuların sanal kahramanlarından ilaçla korunmak, aşıdan çok daha güç oluyor çünkü.

Sevebilirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir