Karanlık Korkusu

Karanlık Korkusu

Yıllarca sınıf öğretmenliği yapmış biriyim, onun kadar iyi anlaştığım bir öğrenci olmadı. Fazla konuşmayan biriydi. Aynı zamanda komşusu olduğumdan, belki de en çok benimle konuşuyordu. Ailesi bir trafik kazasında hayatlarını kaybettiklerinden, babaannesi ile beraber kalıyordu.

Onu her sabah okula ben götürür ben getirirdim. Dedim ya konuşmayı sevmezdi, ama konuştuğunda tane tane konuşurdu. Söylemek istediğini, net olarak söylerdi. Ne fazladan bir kelime eklerdi, ne de sözü eksik bırakırdı.

Nedendir bilmem, okulda arkadaşlarından büyük saygı görüyordu. Birbirlerinin sözlerini kesmeye meraklı olan minikler, onun ağzından çıkacak iki kelimeyi dinlemek için sus pus olurlardı.

Belki de o masum gözler, bizim göremediklerimizi görüyordu. Hayatı bizden daha iyi yorumluyordu.

Birçok kişinin göremeyeceği ince ayrıntıları fark eder, ama yine de bunları kimseye söylemezdi. Hatta bir gün okula giderken bir ağacın altında durup yarım saat bülbül ötüşü dinlemişti. Bu yüzden derse geç kalmıştık. Söylediğine göre bülbülün ötüşü çok güzel hisler veriyormuş, bu sebeple dinlemek istemiş.

Derslerin birinde, herkesin en çok korktuğu şeyi söylemesini istedim. Herkes yaşına uygun olarak hayalindeki korkusunu söylüyordu. Ona sıra geldiğinde cevabı bir çocuğa göre hiç de anormal değildi:

“Karanlıktan çok korkuyorum öğretmenim.”

Hayat bu. Ne zaman, neyle karşılaşılacağını önceden kestirmek mümkün değil. Bir kaç yıl sonra, bu sevgili öğrencim, okulu bırakmak zorunda kaldı. Ancak ben yıllarca onun yanında oldum, ona arkadaşlık yaptım. Kitapçı kitapçı dolaşıp faydalı kitaplar toplar, ona evinde saatlerce kitap okurdum.

Çok mutlu olduğunu görmek, daha doğrusu hissetmek beni de mutlu ediyordu. Bir şey söylemiyordu, ancak ne hissettiğini anlıyordum.

İtiraf etmem gerekiyor: Onunla arkadaşlık etmem aslında bana da fayda sağlıyordu. Heyecanlı, hayata her zaman karamsarlıkla bakan karakterim, onun yanında tekrar şekillenmişti. Artık daha sakindim ve neyin önemli, neyin önemsiz olduğunu daha iyi seçebiliyordum.

Nasıl olduysa, bir kaç yıl sonra yurt dışına taşınmaları gerekti. Söylememe bile gerek yok, sanki kendi çocuğumu kaybediyormuşum gibi hissettim.En yakın dostumdan ayrılıyormuş gibi hüzünlendim. Belki de, gerçekten en yakın dostumdan ayrılıyordum.

Aradan çok uzun zaman geçti. Artık emekliyim. Hatta, durun bakayım… Emekli olalı 12 yıl oldu. Koskoca 12 yıl… Ama hâlâ emekliliğe alışamadım desem yeridir.

Emekliliğimin ikinci yılında hayat arkadaşımı kaybetim. Evde yalnız başıma kalamadım ve bir huzurevine yerleştim, eş dost tavsiyesi üzerine.

Şimdi, kaldığım huzurevinde, ziyaretime sadece o geliyor. Evet, arkadaşlık ettiğim o eski öğrencim.

Nereden bulmuş bilmiyorum, ama adresimi bulmuş. Haftada en az bir gün, elinde güzel kokulu güllerle ve hediyelerle beni görmeye geliyor.

Güzel bir arabası var. Şoförüyle beraber geliyor, her seferinde. Şoförü yanıma kadar ona eşlik ediyor.

Sonra… Bitmek bilmez bir muhabbet.

Yeni kitap projelerinden bahsediyor. Kısa hikayeler anlatıyor. Elimden geldiğince fikir vermeye çalışıyorum.

Bu konuda onun kadar kabiliyetli değilim, biliyorum. Türkiye’ye geri döndüğünde yazdığı ilk kitaptan beridir, ülkenin en prestijli yazarlarından biri o çünkü.

Her hafta başka bir yerden seminerlere davet ediliyor. Yine de ziyaretlerini aksatmıyor. Onun bu tutumu, beni öyle mutlu ediyor ki anlatamam.

Şimdiki haline baktığım zaman, küçüklüğünden çok farklı olduğunu fark ediyorum. Ancak geçenlerde bir itirafta bulundu bana, ağlamamak için gözyaşlarımı zor tuttum:

“Öğretmenim! İnanır mısınız, hâlâ karanlıktan çok korkuyorum.”

Yıllarca böyle bir korkuyla yaşamanın hiç kolay olmadığını biliyorum.

Ama doğuştan gözleri görmeyen sevgili öğrencim için bu korku, çok çok daha fazla anlam içeriyor.

Ne desem, bilemiyorum.

Yazının Fotoğrafı: “Bored” – Ramzi Hashisho

Sevebilirsin...

3 Yanıt

  1. victory dedi ki:

    Harika bir hikaye. Ellerinize sağlık.

  2. Chief dedi ki:

    Nedense,

    “Hatta bir gün okula giderken bir ağacın altında durup yarım saat bülbül ötüşü dinlemişti.”

    cümlesini okurken, kahramanımızın gözlerinini görmediği hissi oluştu. Ama sonuna bakmak yerine, yazıyı akışında okumak daha keyifli diyerek devam ettim… Hoş bir hikaye, tebrikler…

  3. beynelmilel dedi ki:

    zamanında karanlıktan çok korkmuş biri olarak etkilendim. En azından korktuğumuzda aydınlatabiliyoruz…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir