Odanın ışıkları…

Küçüklüğümde, amcam nadiren evimizi ziyarete gelir, bazı ziyaretlerinde gece de evimizde yatardı.

Bu gecelerin gözümde ayrı bir önemi vardı. Daha geç saatlere kadar uyanık kalmama izin verilirdi mesela. Gerçi bu izin, hiçbir zaman sözlü izin halini almazdı ama, o gecelerde erken yatmamı kimsenin önemsemediğini hissederdim.

Bunun dışında o geceleri farklı yapan şeyler de vardı: Amcam eline bir oyuncak almadan gelmezdi ziyarete. Halbuki çalışmaya yeni başlamıştı, memleketinden uzakta, büyük bir şehirde yaşantısını yoluna koymaya çalışıyordu.

Ancak bunun gibi bahanelere sığınmaz, her defasında güzel bir oyuncakla karşıma çıkardı.

Babamla uzun ve eğlenceli sohbetlere girişirlerdi. Kardeş sohbetlerinin, yaşlar büyüdükçe, zamanla olgunlaşan meyveler gibi daha da tatlandığını, ilk defa o zaman anlamıştım.

İşte o yatılı ziyaretlerden birinde, amcam, istersem gece kendisiyle aynı odada uyuyabileceğimi söylemişti. Bu fikir çok hoşuma gitmişti. Amcamla biraz daha konuşma fırsatı bulacaktım.

Ertesi sabah erkenden kalkacak, her zaman olduğu gibi yatağını düzgünce toplayacak, perdeleri açıp güneş ışıklarının odaya vuruşunu bir süre seyrettikten sonra, kahvaltıya katılacaktı.

Muhtemelen, bunlar olurken, ben odamda uyuyor olacaktım.

Bu sebeple amcamla aynı odada kalmak fikri hoşuma gitmişti. Odaya girdim, ancak odada planlamadığım bir şey vardı: Gece lambası yanmıyordu!

Odanın içi tamamen karanlık sayılmazdı. Amcam odanın perdelerini açık bıraktığı için, uzaktaki sokak lambalarının sarı ışıkları, kalan son güçleriyle, kendilerini odanın içine bırakıyorlardı.

Ancak odanın içini belli belirsiz görebilmeye yetecek kadar ışık, standartlarımın çok çok altındaydı.

O dönemde, geceleri odamda bir gece lambası yanıyor ve odanın dışındaki koridorun ışığı da söndürülmüyordu.

Karanlıkta uyuyamazdım. Neticede, odaya girişimin 10. dakikasında bir bahane bularak kirişi kırdım ve o gece kendi odamda uyudum.

Aradan yıllar geçti…

Şimdilerde, yattığım yerin mümkün olduğunca karanlık olmasına çalışıyorum.

Daha karanlık bir ortamda alınan uykunun, çok daha dinlendirici olduğunu söylüyorum.

Konunun trajikomik tarafı şu: Amcamla aynı odada yatmayı denediğim o gece, kirişi kırmadan hemen önce, “Odaya gece lambası getirelim” dediğimde, amcam bana şöyle söylemişti:

“Karanlıkta uyunan uyku, daha dinlendirici olur. Sen de öyle uyusana.”

O tarihte bu sözlerin benim için hiçbir anlamı yoktu: Her çocuk gibi fazlasıyla enerjiktim ve karanlıktan korkuyordum!

Ancak zamanla aynı fikri savunur oldum.

Bugün, bu hikayeyi, konuşmalarımda, değişimin zamana yayılması fikrini savunurken kullanıyorum.

O gece, annem, babam veya amcam; amcamın odasında kalmam veya kalmamam konusunda yönlendirme yapsalardı, muhtemelen sonuç yine değişmeyecekti.

Ancak, önce orada yatma fikrimi kabul ettiler, hemen sonra da orada yatmama isteğimi onayladılar.

Bir başka deyişle, değişimi zamana yaydılar.

Böylece değişikliğin suni bir uygulayıcısı olmaktan kurtulup, değişimin bir parçası olmayı benimsedim.

Belki hemen, o gece karanlıkta yatmaya başlamadım, ama yıllar sonra, o gece duyup da benimsemediklerimi başkalarına anlatır oldum.

Özellikle çocuk yetiştirmede, değişimi zamana yaymanızı tavsiye ederim.

Söylediklerinizin hemen yapılmamaları, düşünülmediklerini göstermez.

Karşınızdakine, fikrinizi kafasında yoğurup yaşantısına ekleyebimesi için gereken süreyi tanıyın.

Aksi halde, sertlikle istediklerinizi yaptırabilseniz de sonuç kalıcı olmayacak, hatta otoritenizdeki ilk zaafiyette aksi yönde davranışlara sebep olacaktır.

Alışkanlıklar, çoğu zaman emirlerden daha güçlüdür.

Emir almak kimsenin hoşuna gitmez. Ancak karakterler, ömür boyu yaşananların birikiminden oluşurlar.

Sözlerinizin hemen yerine getirilmiyor oluşu sizi yeterince mutlu etmese de, söylediklerimi bir deneyin.

Uzun vadede etkisini fark edeceksiniz.

Sevebilirsin...

1 Yanıt

  1. mustafa dedi ki:

    japonlar’ın kaizen kmefhumunu hatırlattı.
    bir günde mükemmel olmaya çalışma. hiç ilerleyemezsin.
    her gün iyileştirme yönünde bir adım at.
    az ilerle, her gün ilerle, alışkanlık haline getir.
    insan alışkanlıklarının esiridir. bu sebeple değişime direnir.
    değişimin dozunu azalttığınız zaman farkedemez ve koruma kalkanlarını indirir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir