Tahtalıköy’ün Tarihi

Tahtalıköy’ün Tarihi

Tahtalıköy'ün TarihiToprağı bol olsun Belçika Kralı I. Baudouin’in cenazesi 7 Ağustos 1993’te gömülmeden önce sekiz gün bekletilmişti. Saray, haşmetlinin ölümünden sonra cenaze töreninin hazırlıklarıyla uğraşmış, törene katılacak misafirler, cenazenin gideceği güzergah, yapılacak dini merasim, provalar vs için 8 gün gerekmişti.

MÖ 1300’lü yıllarda dünya değiştiren Firavun Tutankamon’un ölüsünü kaldırabilmek için 70 günlük süre anca yetmişti. Zira Belçikalı’dan farklı olarak cenaze mumyalanmış, kendisine öbür tarafta yarayacağına inandıkları eşyaları, beraberinde gömülmek üzere hazırlanmıştı.

Alman Krupp hanedanlığının son varislerinden Arndt von Bohlen und Halbach, firavunların gömülme şeklinden etkilenmiş olsa gerek, ölümünden 9 ay önce bir vasiyet kaleme alır. İngilizlerin Empire nişanı alan biri olarak, lacivert üniformasını giymek, kaşlarıyla kirpiklerine de boya sürülmesini istiyordu. Şöyle diyordu; “Yüzüme hafif bir makyaj yapılmalı ki ölü solukluğu olmasın.”

Abartanlar

Krupp gibi düşünen insanlar için özel sektör geniş hizmetler veriyor batıda. Amerika’da “Funeral Home” isimli bir enstitü, ölüyü istenilen, en sevilen şekliyle koruyormuş. Damarlarına özel bir maddenin şırınga edilmesiyle ölünün bozulmadan yaşıyormuş gibi durmasını sağlıyormuş. Dahası, vücudun herhangi bir yerinde bulunan çirkin darp izlerini de estetik cerrahiyle yok ediyorlarmış. Öyle ki ölü, adeta istirahat eden canlı bir mahluk olup çıkıyormuş.

Arkeologlar, insanın aniden, bir patlama şeklinde ortaya çıktığını söyler ve ilave ederler; “ölüyü toprağa gömme usulü”nün başlangıcı da insanla yaşıttır. Yani ilk insandan beridir ölenler gömülüyormuş. Ancak zaman içinde bu gömme işlemini abartanlar olmuş. Mesela Perulu kızılderililer ölüyü gömdükten sonra, baş kısmına bacaya benzeyen bir boru dikiyorlarmış. İnanışlarına göre ruh, bu deliklerden süzülüp gidiyormuş.

Tarihte yaşamış bazı toplulukların ölü gömme merasimleri akıllara ziyan yöntemlerle yapılıyormuş. Mesela Sümer kralları öldüklerinde karısı ve sarayda kendisine hizmet eden her kim varsa birlikte toprağa girmek zorundaymış. Güya krallar öbür tarafta maiyet toplamak için zaman kaybetmeyeceklermiş. Buna dünyanın çeşitli yörelerinde de rastlamak mümkün. Ancak bu olayın yaygın değil belli kişi ve zamanlarda uygulandığı düşünülüyor. Bunu çağrıştıran bir olaya günümüz Hindistan’ında rastlanıyormuş. Bazı köylerde kanunen yasak olmasına rağmen bazı kadınlar, kocalarının ölümünden sonra kendilerini yaktırıyorlarmış.

Yine günümüz dünyasında eşyalarıyla birlikte gömülenler de az değil. Küçük ayıcıklar, aşk mektupları, televizyonlar hatta arabalarıyla birlikte gömülenler oluyor.

Eski Hindliler, ölen kişinin mümkün olduğu kadar evde kalabilmesi için cesedi kaya tuzuna buladıktan sonra kokana kadar evde tutarlarmış. Bugün buna benzer uygulama Filipinler ve Papua Yeni Gine’de uygulanıyor. Bazıları atalarının kafataslarını yastık olarak bile kullanıyorlar.

Ölüleri için en çok çalışan topluluklardan biri de eski Mısırlılarmış. Şatafatlı cenaze törenlerinin yanısıra ölü şehirleri, özel merhemler, piramitler, tapınaklar bunu gösteriyor. Mezar odalarının duvarlarını süsleyen resimler, Mısırlıların öbür dünyada neleri hayal ettiğini göstermektedir. Firavunlar da zaman zaman kendileri giderken maiyetlerini de beraber götürmek istemişler. Ancak her firavunda bir saray dolusu insanı telef etmekten vazgeçip, saray mensuplarının tahtadan yapılmış heykelciklerini koymaya başlamışlar. Bunun yanısıra mezara tıkabasa doldurulmuş yiyecekler ve değerli eşyalar ve mücevherat ta koyrlarmış. Güya ölü uzun bir yola çıkıyormuş. Yol boyunca açlık sıkıntısı çekmeyecekmiş. Mücevherleri de bozdurup harcamayı düşünüyorlardı herhalde.

Mısırlılar, ölenin bir rehber eşliğinde nehir üzerinden batıya yüzdürüldüğüne inanırlarmış. Yunanlılar da öbür tarafa giden yolun batıdan geçtiğine inanırlarmış. Yalnız ölüyü yolcu etmeden önce dilinin altına “obolus” adı verilen para koyarlarmış. Güya Unutkanlık nehri Styx’den geçerken kayıkçıya vermek gerekiyormuş.

Öbür tarafa yolculuğa Ganj nehrinde başlamak her hindunun en büyük arzusudur. Erkek cenazeler beyaz, kadınlar ise kırmızı örtülerle sarılarak tahtalar üzerine yatırılıp ateşe veriliyor. Külleri de bizim Haliç’i mumla aratacak nefasette olan Ganj nehrine savruluyor. Günümüzde Parsi denilen ateşperestler ve bazı Budistler ise ölünün yakılmasına ve gömülmesine izin vermiyorlar. Bunlardan Parsiler, ölülerini Dakhma adı verilen bir kulenin tepesine bırakıyorlar. Avrupalıların Sessizlik Kulesi adı verdikleri bu kulede akbabalarca yeniliyor. Budistlerde ise canlı mahlukata sevgi ağır bastığından akbabaları zahmetten kurtarıyorlar. Cenazeyi kemiklerinden sıyırıp kuşbaşı lokmalar şeklinde akbabalara ziyafet çekiyorlar.

Çinliler ise daha farklı bir uygulama içindeler. Onlara göre ölü atalar her zaman ailenin bir ferdi olarak kalıyorlar. Ölünün nasıl bir hayat süreceği, geride kalanların onları anma dozuna bağlıymış. Bu sebeple Çinlilerin mezar ziyaretlerinde inanılmaz sahneler sergilenmektedir. Mesela Çinlilerin Milli yas günü olan 5 Nisan’daki Qingming’de bütün Hong Kong ahalisi mezarlıklara hücum ediyorlar. Trafikle boğuşmamak için sabaha karşı 03.00 sularında çoluk çocuk yollara dökülüyorlar. Soğutucu çantalarda bilimum yiyecek içecekler taşınıyor. Mezarın başında pişmiş tavuk, içkiler, meyveler, kızartılmış domuzlar çıkarılıp mezardakine ikram ediyorlar. Mezarı gramofon kağıtlarıyla süslüyorlar. Yine kağıttan yapılmış ev ve araba maketlerini mezarın üzerine koyuyorlar. Bütünbunları ölünün öbür tarafta rahat etmesi için yapıyorlar. Hoparlörlerden müzik sesleri gırla gidiyor. Eee kolay değil kötü ruhları kovalamak. Bu cümbüş sona erince ölünün yakınları alınlarını mezar taşına koyup kısa bir saygı duruşundan sonra getirdikleri yiyecekleri yemeğe başlıyorlar.

Buna benzer törenler Amerika’da da uygulanıyor ancak ünlü kişilere… Mesela Elvis Presley’in Memphis’teki mezarı başında her yıl hayranları toplanıyor ve öbür dünyaya hiç abartmıyorum telgraflar gönderiyorlar.

James Dean hayranları ise, anıt Porsche’nin sürücü koltuğuna oturmak ve ünlü artistle bütünleşmek için dakikasına yarım dolar ödüyorlar. Marilyn Monroe’nin Los Angeles’teki mezarı da hayranlarının hücumuna uğruyor. Sanatçının içi kül dolu fanusu belki 500 kere çalınmak istenmişti.

Görüldüğü gibi eski çağlarda yaşayan insanlarda görülen acaip haller, modern insanlarda da yaşanıyor. Ceset yakma, ölüyü eşyalarla gömme, cesedi mumyalama yine devam ediyor. Bir uygulama daha devam ediyor hem ilkel, hem de modern dünyada… Mesela Los Angeles’te ve Afrika’nın bazı yerlerinde ölünün tabutu etrafında kafayı çekip dans ederek mevtayı tahtalıköye yolcu ediyorlar.

Bu yazı Ahmet Sarbay‘ın Yıkanmanın 1000 yılı‘ndan Garp Cephesinin Üşütükleri‘ne, Hanım Sultan Veto Ederse‘den Yunanistan Nereden İdare Edilir?..‘e kadar bir çok tarihi konuyu içeren Geçmişe Mazi Derler isimli kitabından alınmıştır. (Kitapyurdu’nda %25 indirimli)

Sevebilirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir