22 Eylül 2007, Cumartesi //
victory

Spam maillerle, internette sıkça karşılaşıyoruz. Bazıları gerçekten oldukça basit ve anlamsız oluyor, biz de bir an bile tereddüte düşmeden kendilerini çöp kutusuna yolluyoruz. Bazı spamler ise o kadar ustaca hazırlanıyor ki, tereddüt ediyor, açıp bakmak istiyorsunuz. Ya mail’in içeriğinde bilgisayarınızı tehlikeye düşürebilecek bir şey varsa? Peki ya sizin için önemli olabilecek bilgiler içeren bir maili silerseniz?
İsterseniz bu yazımızda, spam mailleri nasıl ayırt edebileceğimizi anlatalım. Yazının sonunda okuyucalarımıza bir hediyemiz var (Bonus mahiyetinde). Yazının tamamını oku »
Daha dün gibi legolarla oynadığım
…ve yine dün gibi okula başladığım
Fotoğraflı geçmişinize, albümden bir göz gezdirirseniz, “Vay be! Bu kadar süre geçmiş mi aradan?” dersiniz. Belki de göz pınarlarınızdan yaşlar süzülür. Hele bir de o sıralar bir uğraşınız yoksa, “Vaktimi boşa harcıyorum!” diyerek hayıflanırsınız. Sonra saatin sesini farkedersiniz. Saatin bu ‘tiktak’ sesleri, aslında zamanın geçişinin sinyalleri.
Akıl almaz bir hızla geçiyor zaman. Beklemediğiniz bir zamanda uyuyakalıp, planlarınızı gerçekleştiremezseniz, daha iyi anlarsınız bu gerçeği.
Geri dönüşü olmayan bu hayat yolculuğunda, Yazının tamamını oku »
1.
:
İki üniversite öğrencisi olan Bill Gates ve Paul Allen ortak bir karar alırlar: Micro-soft şirketini kurmak. 4 Nisan 1975′te, New Mexico’da kurdukları şirketin misyonu, ‘her ev ve her masada bir bilgisayar’ olmasıydı. Bill Gates, MITS(Micro Instrumentation and Telemetry Systems)‘a giderek, o sıralar yeni çıkan Altair 8800 bilgisayar sisteminde çalışan BASIC programlama dilini geliştirdiklerini söyledi. Bunun üzerine MITS bunun telif hakkını Bill Gates’ten satın aldı. Bu işin kârlı bir iş olduğunu düşünen Bill Gates, Hukuk Fakültesini bıraktı. 1 Kasım 1978′de şirket, ilk uluslararası bürosunu Japonya’da açtı. 3 yıl sonra da, yani 1981 yılında, Micro-soft ismi, Microsoft‘a dönüştü.
2.
:
Stanford’da doktora yapan iki öğrenci, Larry Page ve Sergey Brin, Yazının tamamını oku »
17 Eylül 2007, Pazartesi //
victory
Robotlar… Yaklaşık bir yüzyıldır üzerinde çok konuşulan aletler. İnsana benzer özellikler kazandırılmaya çalışıldıkça, bilimkurgu severlerin heyecandan yerlerinden fırladıkları makineler. “Birgün bizi yenebilirler mi?” diye düşünenlerle, “Aha şuraya yazıyorum, bunlar bize hiçbir şey yapamaz!” diyenlerin keskin tezatlar yaşadıkları konu.
Açıp 30 yıl öncenin bilim dergilerine bir göz atarsanız, günümüzün nasıl tasavvur edildiğini daha kolay anlarsınız.
Uçan arabalar, insan gibi makineler, yuvarlak kavanozlarda yaşayan insanlar… Yazının tamamını oku »
16 Eylül 2007, Pazar //
skolf
Aşağıdaki testi Amerikalı pilotları test etmede kullanıyorlar. Pilotlar yaklaşık 2 dakika, normal birisi ise 18 sn. kadar dayanabiliyormuş.
Kırmızı kareyi mavi şekillerden ve siyah kenarlardan uzak tutarak refleksinizi ölçün.
Yazının tamamını oku »
15 Eylül 2007, Cumartesi //
checka
Bundan 1 ay önce bir mankenin tutuklanmasını mahkemelerini ve suçlu bulunuş sürecini izledik. Bir yerden sonra bu kadar refah içinde yaşamalarına rağmen insanlara örnek olacakları yerde kirli işlere bulaştıklarını görünce herkes gibi ceza çekmesini istedik.
Aslında bahsedeceklerimin bununla çok da alakası yok.Evet ülkemizde ünlülerin suç işlediklerinde normal insanlar gibi ceza alabileceklerini gördük.Fakat bir kişi ünlü olmasına rağmen hala suça bulaşıyorsa orada durulmalı. Normal insandan farklı olarak birazcık burnunun sürtülmesi ve iyice pişman olması için onu rencide edecek cezalar verilmeli. Yazının tamamını oku »
Hiç kurumuş yapraklara dikkat ettiniz mi? Önceleri yemyeşil, capcanlıyken, sararır, sonra kopup yere düşer. Daha sonra da her esen rüzgarda bir o tarafa, bir bu tarafa savrulup dururlar. Bu savrulmalar, yaprak toprağa karışana kadar devam eder.
İnsanlar da yapraklara benzer. Eğer hayattan ne beklediklerini bilmiyorsa, dış etkilere karşı çok dayanıksız olurlar. Yaprakların sararması gibi önce temiz duygularını kaybederler, Yazının tamamını oku »
Bu yazı Ahmet Sarbay’ın Geçmişe Mazi Derler isimli kitabından alınmıştır.
Günümüz dünyasının hakim devleti şüphesiz Amerika Birleşik Devletleri’dir. Siyasetten ekonomiye pek çok konuda onunla boy ölçüşebilecek bir babayiğit devlet henüz yoktur. Orta Asya’dan Antartika’ya, Washington’dan habersiz en küçük bir darbe yapmak mümkün müdür?
Amerika’da eğitim görmemiş bir ekonomist, Amerika’yı ziyaret etmemiş bir siyasetçi henüz mesleki olgunluğa erişmemiş demektir!
Bugün ülke olarak bir ince köprüden geçtiğimiz için Amerika bizim “dayımız”dır. Üstelik ilişkilerimiz çok eskiye dayanır. Yazının tamamını oku »