
Önceki yıllarda olduğu gibi, bu yaz da ÖSS’ye girenler için heyecanlı geçti: “Hele bir ÖSS geçsin” ile başlayan temenni konuşmaları, “Abi bir puanlar gelsin de bakalım” ile devam etti. Tercih listesini hazırlamanın gerginliği, herhalde önceki aşamaların hepsini geride bıraktı. Sonunda heyecanla beklenen gün geldi, pek çok öğrenci, tercihlerinden birini kazandığını öğrendi.
Bu noktada, üniversiteye başlarken akılda bulundurulması gerekenler konusunda akıl veren yüzlerce tanıdık olabilir. Bu tanıdıkların bir kısmı, kendi yapamadıkları aktiviteleri size tavsiye (veya empoze) edebilirler. Vize-finaller konusunda gözünüzü korkuturlar, bir an önce eve çıkmanızı tavsiye ederler filan. İşin doğrusu, çoğu üniversiteye başladıkları günü hatırlamamaktadırlar bile. “4 yılda unutulur mu?” demeyin efendim. Üniversite bu, unutulur.
Kendilerinden alacağınız bu tavsiyeler, 4. sınıfa başlayacaklar için faydalı olabilirlerse de, sizin pek işinize yaramazlar. Hatta bu tavsiyelere harfiyen uymak, bir kaç dönem kaybetmenize bile sebep olabilir.
İşte bu sebeple, üniversiteye yeni başlayacaklar için eğitimci misafir yazarımız Mert Bey‘in hazırladığı 11 maddelik tavsiye listesini yayınlıyoruz. Bu tavsiyelerin, çevrenizdekilerden kolay kolay duymayacağınız tavsiyeler olmasına dikkat edildi. Umarız işinize yarar. Yazının tamamını oku »

Geçenlerde, evi “yaz temizliği” adı altında elden geçirirken, eski yıllara ait defter, kitap gibi eşyalarımın bulunduğu masama ve dolaplarıma da çeki düzen vermem gerekti. Tozlanmış, eskimiş, ama her biri birer etkileyici cümle gibi insanı beyninden vurulmuşa çeviren hatıra eşyalar vardı buralarda.
Eşyaları gözden geçirmem ve çok büyük bir önemi olmayan veya tamamen önemsizleşen eşyaları “atılacaklar”ın arasına koymam gerekiyordu.
Herkes benim gibi mi bilmiyorum ama, ne zaman böyle bir şey gerekse, acayip bir sıkıntı kaplar yüreğimi. Elime aldığım her eşyanın hatırası canlanır zihnimde. Beynimde bir ses fısıldar: “Bunları atarsan, unutacaksın hikayelerini!”
Halbuki gerçekte, Yazının tamamını oku »
Sürekli tasarım yapmaktaysanız, bazen tıkandığınızı, üretkenliğinizi kaybettiğinizi düşünebilirsiniz. Çoğu meşhur tasarımcı, haftada altmış saatten fazla çalışır. Bu da kişinin tasarımla ilgili bildiği bütün teknik ve biçimleri kullanması anlamına gelebilir. Ama tasarımcıların kendilerini çaresiz hissetmelerine bir çare var.
Önceliklerinizi Belirleyin
İş önemlidir. Ancak bunu hayatınızın anlamı olarak görmeyin. Çünkü öyle değil. Sevdiğiniz diğer şeylere ( aileniz, hobileriniz vs. ) zaman ayırmanız çok büyük bir önem arzediyor. Bu iş-aile/eğlence denkleminin formülü dengedir. Birinde aşırıya kaçmadan yapılan doğru bir ayırım sonucunda, zihninizin açılması ve yeni fikirler edinmeniz mümkün olur. Ayrıca aile içi gerginliğin en büyük sebeplerinden biri olan ilgisizlik de son bulmuş olur.
Yazının tamamını oku »

Yıllarca sınıf öğretmenliği yapmış biriyim, onun kadar iyi anlaştığım bir öğrenci olmadı. Fazla konuşmayan biriydi. Aynı zamanda komşusu olduğumdan, belki de en çok benimle konuşuyordu. Ailesi bir trafik kazasında hayatlarını kaybettiklerinden, babaannesi ile beraber kalıyordu.
Onu her sabah okula ben götürür ben getirirdim. Dedim ya konuşmayı sevmezdi, ama konuştuğunda tane tane konuşurdu. Söylemek istediğini, net olarak söylerdi. Ne fazladan bir kelime eklerdi, ne de sözü eksik bırakırdı.
Nedendir bilmem, okulda arkadaşlarından büyük saygı görüyordu. Birbirlerinin sözlerini kesmeye meraklı olan minikler, onun ağzından çıkacak iki kelimeyi dinlemek için sus pus olurlardı. Yazının tamamını oku »
Tüm gurbete gelin olmuşlara…
Ahh bacım…
Ota, köke kahkahalar attığımız neşeli günlerin bir gün biteceğini, yüksek yüksek tepelere ev kurulup, aşrı aşrı memlekete kız verileceğini neden hiç aklımıza getirmedik.
Yoksulluğundan bile huzur çıkardığımız pürüzsüz çocukluğumuzun sona ereceğini, gün gelip para ve farfaranın bir işe yaramayacağını nasıl düşünemedik.
Heyhat… Nedametin öteki adıymış hayat… Yazının tamamını oku »
Bir kaç satırlık bir düşünce yazısı karalayanlara da “yazar” denir, ciltler dolusu eserler ortaya koyanlara da… Ancak iki grup arasında devasa farklar vardır. İyi yazarlar, iyi okuyuculardır bir kere. Yazdıklarından çok, okurlar. Zaten, eserleri; yüzlerce kitaptan edindiği bilgilerini veya tırnaklarını sert kayalardan daha sert olan hayata geçirerek edindiği tecrübelerini yansıtamayan birisinin okuyucusuna ne faydası olur?
İyi yazarlar, sorgulayıcıdırlar, açıklayıcıdırlar. Kendilerini okuyucunun yerine koymayı bilir, okuyucunun anlayacağı dilden yazarlar. Bir başka deyişle “Sanat için sanat” yapmaz, okuyucu için kalem tutarlar. Satırları bir nakkaş titizliği ile bezemeyi başarır, dilin en nadide köşelerinden kelimeler imbiklerler.
Sözün kısası, “iş olsun” diye yazmazlar; yazmayı iş edinirler.
Sosyal alanlarda yazdığı kitaplarla tanınan Deirdre McCloskey, Economical Writing isimli kitabında, iyi bir yazarın sahip olması gerektiğini düşündüğü 5 özelliği şöyle sıralamış: Yazının tamamını oku »
Sun Tzu, yaklaşık 2500 yıl önce yaşamış Çinli bir general. Savaş Sanatı kitabıyla meşhur olan generalin, kitaplarında diğer milletlerle (en çok da Türklerle) ilişkilerde izlemesi gereken yolları anlattığı bazı maddeler dikkatimi çekti. Özellikle birincisi çok enteresan: Yazının tamamını oku »