
“Soykırım” kavramı, 1948 tarihli “BM Soykırım Suçunun Önlenmesine ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşme” ile tanımlanmış.
Sözleşmenin 2. maddesi şöyle:
“Soykırım; etnik, ırkî ya da dinî bir grubu toptan ya da onun bir bölümünü yok etmek niyetiyle; grup üyelerinin öldürülmesi, grup üyelerinin fizik ya da akıl bütünlüğünün ağır biçimde zedelenmesi, grubun fizikî varlığının tamamı ya da bir bölümü ile yok edilmesi sonucunu doğuracak hayat şartları içinde tutulması, grup içinde doğumları engelleyecek tedbirler alınması, bir grup çocukların başka bir gruba zorla geçirilmesi eylemlerinden herhangi birine başvurulmasını kapsamı içine alır. Soykırımda planlı, devlet politikası haline gelmiş eylemler söz konusudur.”
Aslında bu maddede yazılanlar bütün savaşlarda olup biten şeylerdir. Yazının tamamını oku »

Özür dileme kampanyası açılıyormuş. Bir grup aydın öncülük ediyor. Aydınlar diyorlar ki:
“1915′te Osmanlı Ermenileri’nin maruz kaldığı Büyük Felâket’e duyarsız kalınmasını, bunun inkâr edilmesini vicdanım kabul etmiyor. Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum.”
Peki, kabahatimiz ne?
Birinci Dünya Savaşı’nı biz mi çıkardık? Hedeflerinden biri, topraklarında petrolün varlığı keşfedilen Osmanlı İmparatorluğu’nu ortadan kaldırıp topraklarını bölüşmek olan Birinci Dünya Savaşı’na Almanya’nın müttefiki olarak girmemiz -sürüklenmemiz- miydi kabahat? Yazının tamamını oku »
Yardım, eğer gizli yapılırsa “yardım”dır. Göstere göstere yapılan maddi yardıma (!) “yardım” değil, “şov” demek daha çok yakışır. Sağ elin verdiğini, sol el duymamalıdır halbuki. Ancak bu şekilde destek, gerçek amacına ulaşır.
Gazetelerin internet nüshalarını okuyoruz Amerika’da. Matbaa baskılarıyla nasıl örtüşüyor bilmem ama büyük gazetelerde ilk sayfada, resimli koca bir başlık var, belki “kâğıt gazeteler”de ikinci, üçüncü sayfalardadır. Şöyle:
“Küçük kızı utandıran yardım”
“Küçük kızın kara lastik utancı”
Küçük kızın adı, yaşı, fotoğrafı. Ayağında kara lastik, yanı başında yeni çizmeler. Yetmemiş, Foto Galeri yapılmış: Küçük kız otururken, kalkarken, lastiği çıkarırken, çizmesini giyerken…
Haber şu: Hayırsever vatandaşların gönderdiği bazı eşyalar köyün birinde öğrencilere dağıtılmış. İlin valisi ve beraberindeki bürokratlar tarafından ve tabiî gazeteciler eşliğinde.
Bir kere bu haber zaten o ilin, hatta ilin bile değil, o köyün bağlı olduğu Yazının tamamını oku »

Gözler Obama’ya çevrildi, cumhurbaşkanlığının devir-teslim töreni ocak ayında ama herkes şimdiden ülkenin ilk Afrikalı-Amerikalı başkanı Obama’nın nasıl bir başkan olacağına, neleri değiştireceğine, Bush’tan alacağı “enkazı” nasıl temizleyeceğine dair ipuçları yakalamaya çalışıyor, tahminler yürütüyor. “İlk işi…” diyor New York Times’da bir yazar (Clyde Haberman), “ilk işi şüphesiz Amerika’nın paçasını toplamak, ekonomiyi canlandırmak.” Devam ediyor: “Ama Amerika’nın pantolonunu toplamasını da sağlayıp sağlayamayacağını görmek ilgi çekici olacak.”
Amerika’da büyük şehirlerde yaşayan siyahî delikanlılar arasında yaygın olan bir modayı kastediyor: “Düşük pantolon modası.” Veya “pantolon düşürme modası.” Bazı Yazının tamamını oku »
Benim büyük dedem Çakırcalı Mehmet Efe…
Şimdi durup dururken bunu niye söyledim?
Ekranda bir adam… Suyun üstünde ilkel bir teleferik… İnsanların kimi ipe asılıp onu çekiyor, kimi üzerine oturmuş, o kıyıdan bu kıyıya geçiyor. Adam nefes nefese ve ağlamaklı: “Türkiye Avrupa Birliği’ne gidiyor, biz bayramlaşmaya böyle gidiyoruz. Yıllardır… Canımız pahasına… Bu kadar tehlikeli şartlarda. Büyüklerimizden buraya köprü yapmalarını istiyoruz.”
Hakkâri’de Zap Deresi…
Çakırcalı Mehmet Efe’ye köylüler gelir yakınırmış: “Efem, filan çayın üzerinde köprü yok. Çoluk çocuk eziyet çekiyoruz, geçen kış dört kişi sulara kapıldı. Hayvanlarımız telef oluyor. Bu işe bir çare bul!” Çakırcalı kimi zaman Yazının tamamını oku »
Çocukluğumuzda, bugün “poşet” tabir ettiğimiz plastik torbalar yoktu. Çarşıya, pazara “file” ile çıkılırdı. Hatta bir de “zembil” vardı. Hasırdan örülmüş saplı torba. İçine konanlar filedeki gibi dışarıdan görünmediği için zembil belki daha iyiydi ama fileyi taşımak -meselâ boşken dertop edip koyun cebinize, çantanıza- daha kolay olurdu ve şehirlerde tercih fileden yanaydı.
Plastik torbaların hayatımıza girişini memnuniyetle karşıladık. Kolay, temiz, hafif, kullan kullan at…. Zamanla plastik torbasız bir hayat düşünemez olduk.
Sadece ABD’de bir yılda kullanılan plastik torbaları -ki 30 ilâ 100 milyar adet- uç uca eklesek gezegenimizin etrafını 31 kere dönermiş ve bunların imali için -petrolün yan ürünü- 12 milyon varilden fazla petrol gerekiyormuş. Çin deseniz, günde 3 milyar adet kullanıyormuş! Yazının tamamını oku »
Bir süre önce 21. yüzyıl aşırılıkları başlığıyla yayınladığımız yazının tamamlayıcısı olarak görülebilecek bir köşe yazısı kaleme almış Ayşe G. Tunceroğlu. Okuyalım:
Biz birbirimizden haberdar değildik. Ve rahattık. Ne zamanki televizyon keşfedildi, rahatımız kaçtı.
Dünyanın zalimliğinde, adaletsizliğinde eski asırlara göre değişen birşey yok. Hani demiş ya Fuzûli:
Dost bî-pervâ, felek bî-rahm, devran bî-sükûn.
Dert çok, hem-dert yok, düşman kavi, tâli zebun. Yazının tamamını oku »