İnternetin fişini çekin!

İnternetin fişini çekin!

İnternet, çok büyük bir mecra. Henüz ortaya çıkışının üzerinden çok uzun bir zaman geçmiş olmasa da, bu mecranın bilgi yükü, yazılı basını geride bıraktı bile.

İnternetin ilk yıllarında eğlence olsun diye hayatımıza giren “surfing” veya Türkçe’de kullanılan şekliyle “sörf yapmak” alışkanlığı da, bilgi yükünün fazlalığı sebebiyle, artık neredeyse bir mecburiyet haline geldi.

Bir blog yazarını düşünelim: Hemen her gün yazması gereken bir blogu var. Bu blogda yazabilecek konular bulması için, internet gündemini takip etmesi gerekiyor. Yazmaya başladığı ilk günlerde bunu değişik sitelerde gezerek yapabiliyor olsa da, bir noktadan sonra işi sistematik hale getirmesi gerekiyor. Burada da devreye, kullanıma sunulmuş değişik servisler giriyor.

İlk olarak, Google Reader gibi bir RSS okuyucusu olmazsa olmaz nitelikte. Yazı kaynağı olarak kullanabileceği web sitelerini – ki bu sayı bazen 10’larca oluyor – buradan takip ederek, her gün “akan” yüzlerce yazıyı bir arada görme fırsatına sahip oluyor.

Sonra devreye web 2.0 giriyor. Onbinlerce kişinin katkısıyla değişik web 2.0 sitelerinin ana sayfalarına ulaşan haberlerden, işe yarar şeyler çıkabiliyor.

Yine Twitter, Friendfeed gibi sitelerin de yüzbinlerce kullanıcıları var. Üstelik geneli interneti aktif olarak kullanan bu kullanıcıların anlık olarak paylaştıkları bağlantılar, kaynak olarak kullanılabilecek kalitede olabiliyor.

Facebook’ta ilgili olduğu alandan arkadaşları varsa, buradan da yazılar çıkarabiliyor.

Liste uzaar gider. Sadede gelirsek, bir blog yazarının, sadece ilgili olduğu konularda günlük olarak okuması beklenen yazı sayısı 200-300 oluyor.

Ancak, bir günde bu kadar kaynak yazıyı takip edebilmek çok zor. Bu yazılardan kalitelilerini seçip okuyabilecek enerji bulunabilse bile, yazabilecek konu seçmek ve bunca yorgunluktan sonra yazı yazacak enerji bulabilmek gerçekten insanı zorluyor. Her şeyden önce,özveri ve zaman gerekiyor.

Bu özveriyi veremeyen veya yeterince zaman ayıramayan blog yazarlarının çoğu, internet başında geçen saatlerin ardından yorgunluğa yenik düşüyor, pek çok şey öğrenmiş, ancak yazı yazacak bir konu bulamamış veya yazı yazacak enerjiyi kaybetmiş halde bilgisayarlarını kapatıyorlar.

Normal bir internet takipçisi için bile bu kadar yorgunluğun gerekliliği tartışılabilecekken, bunca zahmeti yalnızca yazı konusu bulabilmek veya gündemi kaçırmamak için harcayan blog yazarlarının amaçlarına ulaşamadıkları tartışmasız bir gerçek halinde duruyor.

İşte bu noktada, bazı başarılı blog yazarları tarafından uygulanan bir yöntemi tavsiye ediyorum: İnternetinizin fişini çekin!

Her gün, yazı konusu çıkabileceğine en çok inandığınız kaynakta 5-10 dakikalık bir taramanın ardından sitenizde yer verebileceğiniz konuyu bulun. Daha sonra, internetten kopun: Kablolu ağınızın kablosunu çekin, kablosuz ağınızın bağlantısını koparın veya internete bağlanamayacağınız bir ortama gidin.

Biliyorum, zor olacak ama bunu yapın.

Bunu yapabildiğinizde, internetin ilk yıllarına, hani şu modemin kulakları tırmalayan sesini dinledikten sonra Dial-up’la internete bağlandığınız ve internette işinizi bir an önce halledip çıktığınız günlere geri dönmüş olacaksınız.

… ve öncesinde “korkunç” olduğunu düşündüğünüz bu deneyimin, aslında ayrı bir tadı olduğunu tecrübe edeceksiniz.

İnternetin olmadığı bu ortamda, yazınızın ana hatlarını kolayca belirleyebilecek, yazınızı kolayca bitirebileceksiniz. Çünkü dikkatinizi dağıtacak bir messenger uygulaması, hemen girebileceğiniz bir Facebook, hemen “takılabileceğiniz” bir online oyun olmayacak.

Yazınızın internete gerek duymayan kısmını hallettikten sonra, internete yeniden “kavuşup” yazınızı tamamlayabilir ve internette vakit geçirmeye devam edebilirsiniz.

Aynı şeyi, beğendikleri sayfaları kaydetmek suretiyle, diğer internet kullanıcıları da uygulayabilirler.

Önemli olan, içinizdeki güçlü merak duygusunu dizginleyebilmeniz ve hiç bir şey için gereğinden fazla vakit ayırmamanız.

Amazon Nehri’nin debisindeki azalmanın, adını bile ilk defa duyduğunuz bir adanın sıcak halkının yetiştirdiği bitkilerin sizi ilgilendiren bir tarafı yok.

Öyle değilmiş gibi hissettiğinizi bilyorum, ama üzgünüm, yanılıyorsunuz.

Zamanınız, ancak size gerekli olanları öğrenebileceğiniz kadar geniş. Bazı durumlarda, ona bile yetmeyebiliyor.

Sınırsız internet bağlantılarının hayatımıza kattığı olumsuzluklardan biri de, gereksiz bilgilere çok vakit harcamamıza imkan tanıması oldu.

Neyse ki, interneti kapatmayı deneyerek, internetin bu muazzam akışına karşı koymayı ve işinizi halletmeyi başardınız.

Bu seferlik…

Sevebilirsin...

4 Yanıt

  1. bilgiservisim dedi ki:

    Ellerine sağlık arkadaşım, tam anlamıyla içinde olduğumuz duruma değinmişsin, yazını büyük bir keyifle okudum, kesinlikle haklısın. Umarım bizler de internetin fişini çekmeyi başarabiliriz.

  2. beynelmilel dedi ki:

    Fişi çekmek problem değilde filmin inmesine 15 dk kaldı ya insin çekicem 😛

    Başarılı bi yazı olmuş 🙂

  3. blogohbe dedi ki:

    Önemli noktalara değindiniz ama bunu bir çözüm olarak görmüyorum. Çözüm şu olmalı: Kişisel blogtan belli bir konuda yazı yazan blogculuğa gitmek olabilir. Blogcu hakim olduğu konu hakkında daha hızlı bilgiye ulaşır

  4. yusufyusufyusuf dedi ki:

    Blog yazmak çok zor. Ben de kişisel bloguma beğendiğim kaynaklardan yazı aktaranlardanım tabii ki kaynak göstererek. Gerçi benimki blog bile sayılmaz sadece not defteri gibi birşey. Ama kaliteli içerik üreten blogger ları gerçekten takdir ediyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir