
Bu bayramın ilk hatırasını sizlerle paylaşıyoruz. Üyelerimizden
amele,
‘bayram sabahı evde yaşanan et heyecanını’ anlatıyor.
Kurban Bayramı dendi mi et cümbüşü gelir benim aklıma. Öyle ya koca bir koç gelir eve. Sonra babamın etlerle mücadelesi…
“Bu kesmedi öbür bıçağı ver.”
“Şunun altına bir tahta koyuverin.”
“Hanım, sen hemen şunlarla kavurma yap.”
Ooo.. Kavurma… Normal zamanda basit bir öğün yemeği olarak görülebilir. Ama kurban etinin o mis gibi kokusu ve enfes tadı ve lokum gibi hafifliği o kavurmayı tabiri caizse alanında lider kılar.
Binbir mücadele sonrası babamın mutfağa adeta yığdığı çuval, en az bir hafta boyu sürecek et ziyafetlerinin habercisi demekti. Genelde babamın montunda toynak izleri olurdu. Bu da onun koçu hizaya getirmek için yine epey bir maceraya girdiğini gösterirdi. Bu maceraları da nasip olursa bir dahaki Kurban Bayramı’nda anlatırım.
Bazı sakatat kısımları, işkembesi, idrar kesesi vs. yani, atılmış gelirdi. Babam ilk iş olarak dikkatlice ödü alırdı ilerki adımlarda daha rahat çalışabilmek için. Malum öd değen et ziyan olur. Bu işlemin ardından babam hemen kavurmalık güzel bir parça ayırır ilk hamle olarak. O parça kavrulurken babam da koça asıl müdahaleye başlardı. Yazının tamamını oku »
Bayram geliyor! İşte bayramda, hatta her zaman yapabileceğimiz güzellikleri hatırlatan hoş bir hikaye.
Hayatta hiçbir şey karşılıksız kalmaz. Yapılan iyilikler de, kötülükler de mutlaka karşılığını bulur.
Güzel olan ise yaptığınız iyiliklerin misli olarak size geri dönmesidir.
Mutlaka denemişsinizdir, yardıma ihtiyacı olanlara yardım elimizi uzattığımızda mutlaka Rabbim karşılığını vermiştir. Bir ekmek mi verdiniz; iki, üç, hatta daha fazla olarak geri dönmüştür.
Ya da zor durumda olan birine yardım ettiğinizde, siz de zor durumda olduğunuzda mutlaka karşınıza sizin gibi yardımsever biri çıkmıştır.
İşte yine harika bir hikâye…
Howard, yoksul bir ailenin çocuğuydu ve okul giderlerini karşılamak için kapı kapı dolaşarak eşyalar satıyordu. O gün, hiçbir şey satamamıştı ve karnı da çok açtı.
Bundan sonra çalacağı ilk kapıdan yiyecek bir şeyler istemeye karar verdi. Kapıyı açan sevimli genç bayanı görünce utandı.
Yiyecek bir şeyler yerine, “Affedersiniz, bir bardak su rica edebilir miyim?” diyebildi yalnızca.
Yazının tamamını oku »

Çok hit almak için yazı yazıyorsanız, herkesi kenarından köşesinden ilgilendiren bir şey bulursunuz ve “Bak ben de bunu demek istiyordum” dedirtebilirseniz okuyucuya “başarılısınızdır”.
Yazıya başlarken aklıma bunlar geldi ama benim derdim “hit – mit” değil sadece aklımdan geçenleri yazmak…
Geçenlerde arkadaş ortamında bir konuşma geçti. Askerlikle ilgili…
Kimisi diyor ki, “Yüksek lisans yapayım biraz ertelerim”.
Kimisi sırf bu yüzden açık öğretime talip: Hani ne bölüm olursa… Ekseri işletme.
İşletmeci bir yapıya sahibiz belki ondan…
Bu olayın şahsi boyutu bir kenara, bir de toplumu ilgilendiren bir yanı var: Yazının tamamını oku »

Son günlerde gündemin bir maddesi de domuz gribi. Medya bu konuda da “üstüne düşeni” layıkıyla yerine getiriyor. Hastalığa yakalananlar, kriz masaları, muhtelif tedbirler, ışıkları hiç sönmeyen Sağlık Bakanlığı her yerde gözümüzün içine sokuluyor.
Olmaması gereken bir panik havası estikçe esiyor. Okullar tatil ediliyor. Edilmese de propaganda o kadar şiddetli ki çocuklar okula gönderilmiyor.
Söylediğim zaman insanların güldüğü hatta bana tedirgin bir şekilde baktığı bir düşüncem var:
Vaktiyle deli dana diye bir hastalık çıkmıştı. O zamanlar medya bu kadar etkili ve abartılı değildi ama yine de bu günlerdeki hava o günlerde de vardı. O hastalık geldi geçti, Yazının tamamını oku »

Merakla beklenen iPhone OS 3.0 işletim sistemi nihayet çıktı. “Bu da yoksa iPhone’da…” ile başlayan cümleler Apple HQ’suna kadar gitmiş olacak ki; bazı temel eksiklikler giderilmiş. Mesela mı?
- Kes, kopyala, yapıştır işlemleri artık yapılabiliyor.

Yazının tamamını oku »

Tabiatın buz kestiği soğuk ve bembeyaz kış günleri nihayet geçmişti. Bahar gelmişti. Yüreğim kafesinden uçup gitmek isteyen bir kuş gibi çırpınıp duruyordu. Tabiatın beyazdan yeşile geçişine şahitlik etmenin verdiği heyecan ve memnuniyet bana ayrı bir mutluluk veriyor, huzur da içimdeki mutluluğun yanına sokuluyordu. Kendimi bu denli mutlu ve huzurlu hissettiğimi hatırlamıyordum.
Çiftliğe yerleşeli henüz bir ay olmuştu. Her sabah horoz sesleriyle kalkıyor; Yazının tamamını oku »

Sana bir hikaye anlatayım delikanlı.
Bizim hikayemizi…
Ama önce başka taraflara bakmayı bırak. Cep telefonunu da sessize al hele!
Hah, işte böyle!
Yıllar önce, buralarda başka insanlar varmış.
Şu sokağın köşesindeki ahşap bina var ya, orada bir bakkal varmış.
Sattığı malın kusurunu, alacak olana söyler; tartacağı malı, fazla fazla tartarmış.
Bir defter varmış tahta tezgahının üzerinde. Yazının tamamını oku »

Washington Abidesi’ndeki yüzlerce levhanın arasında bir levha vardır ki, ilk bakışta dikkati çeker: Çiçek ve yaprak motifleri ile süslenmiş gösterişli bir levhadır bu. İşte bu levhanın hikayesi ve fotoğrafları…
Bir okuyucumuz Obama’nın TBMM’deki konuşmasında söz ettiği Abdülmecid Han’ın gönderdiği hediye taşı görüp görmediğimi soruyor, biraz bilgi istiyor.
1990lı yıllarda görmüştüm. O zaman hem gazetemizde, hem Türk Edebiyatı Dergisi’nde yazmıştım. Amerika Amerika isimli kitabımda da ayrıntılı bir şekilde yer alır.
Kısaca hatırlayacak olursak: Washington Âbidesi; Washington’un orta yerinde, şehrin her yerinden görülen, şehrin alâmet-i fârikası olan 169 metre boyunda bir dikilitaş. Yazının tamamını oku »