Neden Çernobil’de de Yaşanmıyor?

Neden Çernobil’de de Yaşanmıyor?

Neden Çernobil'de de Yaşanmıyor?

6 ve 9 Ağustos 1945 tarihlerinde Amerikan hava kuvvetleri, Ufaklık (Little Boy) ve Şişman (Fat Man) isimli nükleer bombaları Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki şehirlerine atmıştı. 26 Nisan 1986‘da ise Çernobil Nükleer Elektrik Santrali’ndeki 4 numaralı reaktör patlamıştı. Bugün Hiroşima ve Nagazaki‘de yaklaşık 1,6 milyon insan yaşamını sürdürüyor ve bu trajik olayın etkilerini atlatmışa benziyorlar. Ancak Çernobil’deki patlama alanında ise, santralin etrafındaki 30 kilometre yarıçapındaki alan neredeyse tamamen ıssız. İnsanların bölgeye girişi sınırlandırılmış durumda.

Peki neden?

Ufaklık ve Şişman

Enola Gay tarafından Japonya’ya atılan bombalardan Ufaklık (Little Boy); 3 metre uzunluğunda, 60 santimetre genişliğinde ve 64 kilogram uranyum taşıyan bir bombaydı. Bu bomba planlandığı gibi Hiroşima’nın 600 metre yükseklikte patladığında taşıdığı uranyumun 900 gramlık bir kısmı nükleer atom parçalama için kullanılmış ve ortaya 16 kilotonluk patlayıcı bir kuvvet çıkmıştı. Hiroşima da düz ve açık bir alan olduğu için Ufaklık çok büyük bir zarara yok açmıştı. Zararın boyutu ile ilgili birçok tahmin var. Ancak o gün yaklaşık olarak 70000 kişinin öldüğü ve bir o kadar kişinin de yaralandığı, ayrıca şehirdeki binaların yüzde 70’inin yok edildiği düşünülüyor. O günden beri ise 1900 kişinin (Bomba atıldıktan sonraki popülasyonun yüzde 0,5’inin) Ufaklık‘ın sebep olduğu radyasyon salınımından kaynaklanan kanserden öldüğüne inanılıyor.

Şişman (Fat Man) isimli, ismini Malta Şahini’ndeki Kasper Gutman‘a benzerliğinden alan bu bomba ise Ufaklık‘ın atılmasından 3 gün sonra, 9 Ağustos 1945 tarihinde Nagazaki‘ye atılmıştı. İçerdiği 6 kilogram plütonyumun 900 gramlık kısmı, Nagazaki‘nin 500 metre yükseğinde patladığında nükleer fizyon reaksiyonu gerçekleşmiş ve 21 kilotonluk bir kuvvet ortaya çıkmıştı. Bomba bir vadinin içerisinde patladığı içinse şehrin büyük bir kısmı patlamanın etkisinden kurtulmuştu. Ancak yine de ölüm sayısının 45000 ile 70000 arasında olduğu, 75000 kişinin de yaralandığı tahmin ediliyordu. Bombanın yol açtığı radyasyon yüzünden hayatını kaybeden insanlarla ilgili ise bir bilgi yok.

Çernobil

Ne yazık ki Çernobil önlenebilir bir kazaydı ve diğer enerji santrali kazalarında olduğu gibi karar yetkisi elinde bulunan yüksek mertebedeki kişlerin kibirlerinin ve gelişigüzel pratik yapmalarına yol açan kötü politikalarının bir sonucuydu. Çernobil’deki reaktörlerin tasarımı önemli bir tehlike arz edecek kadar kusurluydu. İlk olarak, reaktörler çok kararsız bir yapıya sahiplerdi. Bu kararsızlık çok kötü bir döngü oluşturmuş ve soğutucu, reaksiyon sonucu ortaya çıkan ısı arttıkça bunu azaltması gerekirken etkisi azalıyor, reaksiyonları kontrol etmek güçleşmeye başlıyordu. İkincisi ise, çelik kaplama plaka, artgerme ve klasik çelik ile güçlendirilmiş beton içeren birinci sınıf bir koruma yapısı yerine, Çernobil’de sadece yoğun beton kullanılmıştı.

26 Nisan 1986‘da mühendisler, reaktör tarafından beslenen elektrik türbinlerinin, reaktör enerji üretmeden ne kadar süre boyunca çalışmaya devam edeceğini görmek için bir deney yapmak istediler. Deneyin gerçekleşebilmesi içinse, otomatik güvenlik kontrolleri ve nötronları soğuran, reaksiyonları sınırlayan bazı kontrol çubuklarının da dahil olduğu güvenlik sistemlerinin birçoğunu kapatmaları gerekiyordu. Hatta testin sonunda sadece reaktörün 205 adet kontrol çubuğundan sadece 6 tanesi çalışır durumdaydı.

Deney başladığında, reaktöre normalden daha az su girmeye başladı ve reaktördeki su da buhara dönüştü. Soğutucu sayısı yetersiz olduğundan, reaksiyon tehlike seviyesini yükseltti. Buna karşılık vermek isteyen operatörler, kalan kontrol çubuklarını yeniden devreye sokmaya çalıştılar. Ne yazık ki, çubukların grafit uçlarında da tasarım hatası vardı. Bu sebeple, reaksiyon kontrol altına alınamadan soğutucu yerinden ayrıldı. Soğutucu ayrıldığında, sıcaklık daha da yükseldiğinden reaksiyon şiddetlenmiş, bu da oluşan buharı arttırarak diğer soğutucuların da ayrılmasına yol açmıştı.

Kontrol çubukları çalışıyor olsaydı, her şey kontrol altına alınabilirdi. Çünkü bu çubuklar nötronları absorbe ederek reaksiyonu yavaşlatıyorlardı.

Sonuçta, 200 civarındaki grafit uç, yakıta sokuldu ve yavaşlaması beklenen reaktivite her nedense hızla arttı. Her şey bu noktada bitti. Yaklaşık 7-10 ton nükleer yakıt salındı ve patlamanın doğrudan sonucu olarak en az 28 kişi öldü.

En kötü kısmı Ukrayna, Belarus ve Rusya topraklarında kalmak üzere, 230000 kilometrekareden daha geniş bir alan radsyasyonla kontamine oldu. Ancak bu kadarla da kalmadı; rüzgarın etkisiyle yayılan radyasyon, kuzey yarım kürenin büyük kısmını etkisi altına aldı. Ülkemiz de bu kazadan etkilendi.

Radyasyon sonucu ölen insan sayısını hesaplamak kolay değil. Kazadan sonra 100 kişinin süper yüksek radyasyon seviyesine maruz kaldığı biliniyor. Bunlardan 47‘si öldü. Daha sonraları Çernobil’e yakın ülkelerde tiroid kanseri sıklığının çok arttığı anlaşıldı.

Radyasyon Kontaminasyonu

Bilim adamlarının çoğu, Çernobil çevresindeki 30 kilometre yarı çapındaki alanın, sezyum-137, stronsiyum-90 ve iodine-131 gibi radyoaktif izotoplarla yüksek düzeylerde kontamine olması nedeniyle; insanların yaşaması için uygun olmadığını kabul ediyorlar. Ancak Nagasaki veya Hiroşima böyle değil. Bu farklılık, üç ana faktöre bağlanıyor:

1- Çernobil reaktöründe çok daha fazla nükleer yakıt vardı.
2- Bu reaksiyonlarda çok daha etkin biçimde kullanıldı.
3- Bütün kütle, yer seviyesinde patladı.

Şimdi biraz düşünelim:

Miktar

Ufaklık 64 kilogram uranyuma, Şişman 6 kilogram plütonyuma, 4 numaralı reaktör ise 180 ton nükleer yakıta sahipti.

Reaksiyonun Etkinliği

Ufaklık‘ın taşıdığı uranyumun sadece 900 gramlık kısmı patladı. Yine Şişman‘ın da 900 gramlık plütonyumu nükleer fizyona girmişti. Ne yazık ki, Çernobil’de en az 7 ton nükleer yakıt atmosfere salındı. Buna ek olarak, nükleer yakıt eridiği için, solunabilir radyoizotoplardan ksenon ve kripton‘un tamamı, radyoaktif iyodun yarısı ve sezyumun %20-40‘ı havaya yayıldı.

Yer

Ufaklık ve Şişman, yerden yüzlerce metre yukarıda patladılar. Bunun sonucu olarak, radyoaktif maddeler mantar bulutları sebebiyle yer yüzüne yayılmadan havaya dağıldılar. Ancak 4 Numaralı Reaktör yer seviyesinde patladığı için, toprak nötron aktivasyonuna maruz kaldı. Yani yanan yakıttaki aktif nöronlar, toprakla reaksiyona girerek, toprağın radyoaktif hale gelmesine sebep oldular.

Peki Sonrası?

Çernobil bölgesinden son zamanlarda enteresan haberler geliyor: Vahşi hayvanlar bölgeye geri dönmeye başladılar ve çoğu gayet sağlıklı görünüyorlar. Kurtlar, kahverengi ayılar, karacalar, kunduzlar, kırmızı geyikler, yaban atları, 30 kilometre Bölgesi‘nde dolaşıyorlar, çoğalıyorlar ve insanlardan uzak bu bölgede keyiflerince yaşıyorlar (Konuyla ilgili bir yazımız). Esasen bitkilerde mutasyon görülmesi, artık sadece patlamadan en çok etkilenen beş ana bölgede devam ediyor.

Çernobil’in, tabiatın kendi kendine “iyileşebileceğine” bir örnek olması fikri herkesin hoşuna gitmese de, bölgenin radyasyonun uzun dönem etkilerinin araştırılmasında büyük yararlar sağladığı açık. Mesela patlamadan hemen sonra bölgeden alınan buğday tohumlarında görülen mutasyonun nesiller boyunca geçişi, hala devam ediyor. Ancak 2009 yılında nükleer santral yakınında yetiştirilmeye başlanan soya fasülyelerinin yüksek radyasyona direnç gösterdiği anlaşıldı. Yine kır kırlangıçları gibi göçmen kuşların, bölgede yaşayan hayvanlara nazaran radyasyondan daha fazla etkilendikleri anlaşıldı.

Şimdi araştırmacılar bölgenin florasını ve faunasınını inceleyerek, basit bir soruya cevap arıyorlar:

“Kır kırlangıçları gibi miyiz, yoksa soya fasulyeleri gibi mi?”

Bakalım, sorunun cevabı ne olacak.

Sevebilirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir