Transatlantik Kablosu nasıl bozulmuştu?

Transatlantik Kablosu nasıl bozulmuştu?

Bugünlerde, dünyanın her yeriyle anlık iletişim kurabilmeyi, en temel haklarımızdan biri gibi görüyoruz. Beş saniyede yüklenmeyen bir web sayfası canımızı sıkıyor, hemen hedefine ulaşmayan bir email tepemizin tasını attırıyor. Oysa 1850 yılında, Transatlantik kablosu aracılığıyla ABD ile Avrupa arasında ilk bilgi iletimi yapıldığında, insanlar bilginin ulaşma hızına hayran kalmışlardı: 17 saat.

Evet, doğru okudunuz. Kraliçe Viktorya’nın ABD Başkanı James Buchanan’a yolladığı 98 kelimelik mesajın hedefine ulaşması tam 17 saat sürmüştü! Bu, o zamanın bilgi iletim hızına göre harika bir hız sayılırdı, çünkü aynı bilginin gemiyle iletilebilmesi için 12 gün gerekiyordu.

Transatlantik Kablosu, İrlanda’nın batısındaki Valentia adasında yer alan “The Telgraph Field”dan başlıyor, Atlantik Okyanusu’nun zemininden ilerleyerek şimdi Kanada toprakları arasında yer alan Newfoundland Adası’nın doğu sahiline ulaşıyordu. Aşağıdaki resimde, Transatlantik Kablosu’nun geçiş güzergahı görülüyor.

Transatlantik Kablosu

Transatlantik kablosunun bu başarısı dünyayı heyecanlandırdı. Uluslararası iletişimin kısa zamanda bu kadar kolaylaşabilmesi rüya gibiydi. New York’ta 100 silah atışı yapıldı, insanlar evlerini bayraklarla süslediler. Buchanan, Kraliçe Viktorya’ya şöyle bir cevap yolladı:

“Bu, insanlık açısından savaş meydanlarında kazanılan bir galibiyetten çok daha yararlı olması sebebiyle daha ihtişamlı bir zafer. Atlantik telgrafı, soydaş milletlerimizin daimi barış ve dostluk bağını ispatlasın ve ilahi takdir ile dünyaya din, medeniyet, özgürlük ve hukuk yayabilmemiz için bir araç olsun.”

Vay vay vay! Şu işe bakın ki “soydaş milletler”in Atlantik Kablosu ile birbirlerine aktardıkları ilk mesajlarında bile dünyaya dinlerini (Hristiyanlığı) yayma fikri yer alıyordu. Oysa aynı adamlar, o yıllarda ve daha sonraki yıllarda, Osmanlı’nın İslamiyet’i yaymaya çalışmasını, barbarlık ve saldırganlık olarak nitelendirecek ve 3. dünya ülkelerinde ele geçirdikleri nesilleri bu yalanlarla dolduracaklardı.

Peki sonra ne mi oldu? Hiç. 3 hafta sonra, adamın biri kabloyu bozdu. Bu adam, Transatlantik Kablosu’nun Elektrik Teknisyen Şefi Edward Orange Wildman Whitehouse‘du. 17 saatlik bilgi aktarım hızını yeterli bulmayan Whitehouse, mesajın aktarım hızını arttırmak için yanlış bir yol denedi: Kablodaki voltajı 600 V’den 2000 V’ye yükseltti.  Bu yükseltme, kablo izolasyonunun yanmasına sebep oldu. Bin bir meşakkatle tamamlanan kablo yapımının hemen ardından gelen bu kaza, moralleri fazlasıyla bozdu. Kablonun yenilenebilmesi için, olayın üzerinden 6 yıl geçmesi gerekti.

Kablonun yanmasının Whitehouse’un hatası sebebiyle olup olmadığını araştırmak için kurulan komisyon, kendisini suçlu buldu. Ancak o günden beri pek çok uzman, Whitehouse o gün o hatayı yapmasaydı bile, kablonun her halükarda kısa süre içinde kullanıma veda etmesinin beklendiğini söylediler. Kablo yapımında hata olduğunu, izolasyonun yanlış yapıldığını söyleyenler çıktı. Belki de Whitehouse, süreci “hızlandırmaktan” başka bir suç işlememişti.

Olay sebebiyle Whitehouse’un şöhreti ağır zarar gördü ve tarihe, “dünyayı heyecana garkeden inanılmaz iletişim sistemini mahveden adam” olarak kazındı.

“Din ve medeniyet (!) yayma” çabası mı? O kesintiye uğramadan devam etti.

Sevebilirsin...

2 Yanıt

  1. egelidr dedi ki:

    Merak insanın başına çok işler açar. Ben de ilk bilgisayarımın voltaj ayarıyla oynayarak ana kartımı yakmayı başarmıştım. 🙂

    • victory dedi ki:

      Sanırım herkesin başına böyle bir kaza gelmiş. 🙂 Bir benzeri de bana olmuştu.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir