26 Mayıs 2008 // {victory}
1 vote, average: 5,00 out of 51 vote, average: 5,00 out of 51 vote, average: 5,00 out of 51 vote, average: 5,00 out of 51 vote, average: 5,00 out of 5 (1 oy) Bir saniye ... Bir saniye ...
Paylaş
Digg
FriendFeed
Technorati
StumbleUpon
Şimdi opereysin.com'da: Taksicinin Cihazı

Klostrofobi

George Washington ölmeden önce uşaklarından ne istemişti biliyor musunuz? Onu bilmiyorsanız, intercom sistemli tabutları, “Toprağı bol olsun” sözünün kökenini de bilmiyorsunuzdur. “Bunların klostrofobiyle ne alakası var?” demeyin. Çünkü kapalı alanlarda kalma korkusu, bir sektörün ortaya çıkmasına yol açmış. Agorafobi ile başlayan Fobiler serimiz, Klostrofobi ile devam ediyor.

Kapalı, sıkışık ortamlarda bulunmaktan korkmaya psikiyatride Klostrofobi adı veriliyor. Klostrofobisi olanlar, tren, asansör, uçak gibi yerlerde panik atağı yaşamaktan veya panik atağı yaşama korkusundan yakınıyorlar. Yine, panik atağı yaşayanlarda sıklıkla klostrofobi ortaya çıktığı da gözlenmiş.

Eğer panik atağı, kapalı bir mekanda ortaya çıkıyorsa, bunun sebebi olarak “dışarı çıkamama korkusu” gösterilir. Klostrofobikler kapalı mekanlarda nefes almakta zorlandıklarını zannederler. Pek çok psikiyatrik problem gibi, klostrofobi de, çocuklukta yaşanan travmalara bağlı olarak gelişebilir.

MR cihazıKlostrofobikler, tıpta sıklıkla kullanılan tanı yöntemlerinden olan MR (Manyetik Rezonans görüntüleme) kullanımı sırasında da sıkıntılar yaşarlar. Bu problem, klostrofobinin sıklığının diğer fobi türlerine göre daha doğru ölçülebilmesine yol açmıştır. ABD’de MR çekilmeden önce geçmişi sorgulanan kişilerin % 5 ila 10.6’sında klostrofobi olduğu gözlenmiştir. Bundan başka, hastaların %7’sinde tanımlanmamış klostrofobi bulunduğu ve MR çekimi sırasında işlemi yarıda keserek cihazdan çıktıkları belirlenmiştir. Hastaların %30′unda ise, kapalı bir ortamda uzun süre kapalı kalmaya bağlı hafif endişe hali görülmüştür.

Klostrofobi’nin yaşam boyu görünme ihtimali %7.2 ila %11.3 arasındadır.Bir başka deyişle Türkiye nüfusunu 70 milyon kabul edersek, Türkiye’de yaklaşık 5-8 milyon klostrofobik bulunduğunu söyleyebiliriz.

Klostrofobi, diğer fobiler gibi, davranış terapisinden ilaç tedavisine kadar geniş bir yelpazedeki tedavi şekilleriyle tedavi edilir. Hipnozun da tedavide yeri olduğu söylenmektedir.

Yan Anlam

Klostrofobik ifadesi, genellikle klostrofobi hisleri yahut klostrofobisi olmak anlamında kullanılır. Fakat bazen günlük konuşmada klostrofobiyi ortaya çıkarabilecek kapalı mekanlar veya durumlar için de tanımlayıcı olarak kullanılmaktadır. “Asansörler klostrofobik yerlerdir.” gibi.

Diri Diri Gömülmek

Bir kişinin diri diri gömülmesi, kasıtlı (eziyet için veya öldürmek için), kasıtsız (kişinin öldüğü zannedilerek) veya gösteri amacıyla yapılabilir. Diri diri gömülmede ölüm sebebi olarak havasız kalarak boğulma, açlık-susuzluk ve uzun süre soğukta kalma gösterilir.

ORİJİN
Klostrofobi: Latince claustrum (kapalı kalınan yer) kelimesiyle, Yunanca phobia (φόβος), yani “korku” kelimelerinden oluşmuştur.

Klostrofobi’den bahsedip de “diri diri gömülmek”ten bahsetmemek olmaz. Çünkü diri diri gömülmekle ilgili öyle hikayeler anlatılır, bu konu o kadar konuşulur ki, hikayeleri dinleyen herkes kapalı mekanlardan korktuğunu, bir başka deyişle klostrofobik olduğunu zannetmeye başlar. Halbuki her insan kendisine saldıran köpekten korktuğu gibi, çok dar mekanlarda sıkışıp kalmaktan da korkar. Bu korkuların fobi olarak adlandırılmasının sınırı, normal bir insanın korkmayacağı durumlarda aşırı paniklenmesidir.

Öyle ya da böyle, klostrofobi, yeni bir sektörün ortaya çıkmasına sebep olur. İsterseniz hikayeyi baştan alalım:

Ortaçağ’da Avrupa’da, öldü zannedilenlerin diri diri gömülmelerine sıkça rastlandığı bilinmektedir. O yıllarda mezarlıklarda yer kalmayınca bazı mezarların boşaltılarak, yerine başkalarının defnedilmesi fikri ortaya atılır. “Yer nasıl yetmemiş?” demeyin. O dönemde pislik içinde yüzen Avrupa’da veba gibi onlarca hastalık onbinlerce ölüme sebep olurlar ve bu ani ölümler sebebiyle mezarlıklarda yer bulunmaması pek de garip değildir.

Zaten Avrupa’da mezarların boşaltılması çok zor da değildir. Zira o yıllarda Avrupa’da ölüler yüzeye çok yakın gömülürler. Bu yüzden yabani hayvanlar ölüleri kolayca topraktan çıkarır, hastalıkların daha da yayılmasına sebep olurlar. “Toprağı bol olsun” ifadesinin o günlere dayandığı söylenir.

Mezarlıkları boşaltarak ölülere yer açmak isteyenler, garip bir durumla karşılaşırlar: Açtıkları her 25 tabutun (Wikipedia 20 olduğunu söylüyor) birinde, tabutun iç tarafında kazıntı izleri olduğu görülür. Buradan, insanların diri diri gömüldüğü anlaşılır.

Buraya kadar genel kabul olsa da, bu noktadan sonra, farklı kişiler birbirinden tamamen farklı fikirler ortaya atıyorlar. İnternet sitelerinde sık dolaşan bir yazı, konuyu şöyle devam ettiriyor:

O yıllarda bu haberlerle dehşete düşenler, değişik korunma yöntemleri üretirler. Kimisi çözüm olarak cesetlerin bileklerine bir ip bağlayıp bu ipi tabuttan dışarıya taşıyarak bir çana bağlamayı uygun bulur. Bir kişinin bütün gece mezarlıkta oturup zili dinlediği söylenir ki, bu işe mezarlık nöbeti (graveyard shift) adı vermeyi uygun görürler.

Gömülenlerin bazıları zil sayesinde kurtulur (saved by the bell), bazıları da kurtulamaz dead ringer olur.

Bazı İngilizce kaynaklar ise, “saved by the bell” (Zil sayesinde kurtuldu) ifadesinin bokstan gelen bir deyim olduğunu, “dead ringer”ın at yarışlarında kullanıldığını ve “graveyard shift” ifadesinin de 20. yüzyılda ortaya çıktığını söylüyorlar.

ABD’nin ilk başkanı George Washington, bu tarihi hikayeleri bildiğinden olacak, ölüm döşeğindeyken, hizmetçilerinin kendi ölümünden sonra defin için 3 gün bekleyeceklerine söz vermelerini ister.

Eh bu konu fazla dillere dolanınca, “Arz-talep” dengesi devreye girer, “Ya başımıza böyle bir şey gelirse?” diye konuya bir çözüm arayanlar için enteresan projeler geliştirilir. 1897′de Belçikalı Karnice-Karnicki, tabutta yatanın göğüs hareketlerini takip eden ve bir hareketlenme halinde bayrak, lamba, zil ve -evet tabi ki- temiz hava ile tabuttakine destek çıkan bir aletin patentini alır.

İngiltere’de de buna benzer projeler hayata geçer. Tabut kapağına kırılabilir cam paneller yerleştirmekle kalmaz, değişik makara sistemleriyle toprağın üzerine bayraklar çıkarabilecek bir sistem kurarlar. Fakat bu sistemlerin “minik” bir eksiği vardır: Tabutun içine hava girmesi gerektiğini akıl edemezler. Hasılı, böyle bir sistemle gömülen birisi “kendine gelse” bile, hayatta kalabilmesi için mezarının üzerinde sallanan bayrağı kısa sürede fark edebilecek uyanık bekçiler gerekmektedir.

Teknoloji geliştikçe “tabut sistemleri” de gelişir. 1995 yılında bir İtalyan tabut üretim firması, intercom sistemle donatılmış tabutların satışına başlar.

Diri diri gömülme vakalarının mazide kaldığını zannederek erkenden sevinmeyin. Çünkü 1990′ların başında bile, bazı hastaların yanlışlıkla “paketlenip” çelik bir kutu içinde morga götürüldükleri belgelenmiş.

Ne derler bilirsiniz: “Klasikler asla değişmez”.

Batılıların sektörel çalışmalarıyla ilgili hikayemizi burada kesiyoruz. Çünkü bilgiler, klostrofobi başlığı altına sığmayacak kadar genişliyor.

Konu ilginizi çektiyse; Batılılardan, Hintlilere ve Çinlilere kadar uzanan ölüm sonrası merasimlerini konu alan “Tahtalıköyün Tarihi” yazımızı bekleyebilirsiniz.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,
Bu yazı 26 Mayıs 2008 günü, saat 5:00 sıralarında victory tarafından yayınlandı. İlgili olduğu kategori: Araştırma, Yaz bi yere. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.
“Klostrofobi” için 5 Yorum
Yorum Sıralaması:
Puana Göre | Tarihe Göre

 

 

ali
19 Ocak 2010
15:57
Bu yorumu kimse tutmamış.

yanılmıyorsam bendede bu rahatsızlık var ne yapmam gerekir acaba

 

 

irem
22 Ocak 2010
12:14
Bu yorumu kimse tutmamış.

Ben tipik bir klastrofobikim günde en az 4 defa 6-7 kat inip çıkıyorum ve kendime engel olamıyorum aynı rahatsızlık babamda da var etkilenmiş olabilirim diye düşünüyorum . Ayrıca bu site gerçekten hoşuma gitti ve klastrofobi rahatsızlığını ve diri diri gömülme rivayetlerini anlatan yazınızdan dolayı kutlarım. Yalnız benim gibi internet sayfalarından yardım almaya çalışıpta bide bu hikayeyi okuyup extra klastrofobi olmamak mümkün değil :) )))

 

victory
Avatar
22 Ocak 2010
16:31
Bu yorumu kimse tutmamış.

@ali,

Psikiyatristler, “alıştırma” olarak tabir edebileceğimiz terapiler ve ilaç tedavisiyle, fobilerden kurtulmanıza yardımcı olabilirler.

 

 

mik
1 Haziran 2010
20:44
Bu yorumu kimse tutmamış.

walla ben yürümekten biktim ne asansör ne tranway ne arabaya binebiliyorum mahkeme terminim war mahkemeye giremiyorum panik atak yasarim yanlisliklan azimdan baska birseyler cikar ben neyapayim bana yardimci olacak kimse warsa bana yazsin bir zamet rica ediyorum. hatta sunuda söyleyebilirim benim ehliyet yüzünden mahkemem wardi hakliydim ama hakzisim dedim bana cezami werin hemen cikayim burdan dedim tamam dediler 3 daka sürdü kurtuldum cabik ciktim disari

 

victory
Avatar
3 Haziran 2010
11:07
Bu yorumu kimse tutmamış.

@mik,

sosyal yaşamı bu denli etkileyen fobilerde, psikiyatrist tedavisine başvurmak en mantıklı çözüm olabilir.

Fikir Beyan Edin

Opereysin.com üyesiyseniz, yorumunuzun sahipsiz kalmaması için giriş yapabilirsiniz. Üye değilseniz, 1 dakikanızı ayırıp üye olabilirsiniz. Yorumlar, onaydan geçmeden yayınlanmazlar.

Türkçenin doğru kullanıldığı yorumları seviyoruz. (Nasıl yazmalıyım?)
Çesnili olacaksa: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong> etiketlerini kullanabilirsiniz.

Yorum Ön İzleme > Göndermeden önce bi' bakın.
Kısayollar
2 sütun