04 Ağustos 2008, Pazartesi //
victory

İş yerindeki çaycımız, büyük düşünür Cemil’in maceralarından birine daha önce sitemizde yer vermiştik. “Birine” diyorum, çünkü saymakla bitiremeyeceğiniz kadar çok hikayesi vardır kendisinin. Hemen her konuda gördüğü, duyduğu, okuduğu, arkadaşlarından birinin ilgilendiği, memleketindeki akrabalarının üzerine çalıştığı bir şeyler olduğu için, kendisiyle hayat dersleriyle bezeli diyaloglar yaşamanız kaçınılmazdır.
Temmuz ortalarında tatilden döndüğümde, işyerindeki masamda oturmuş, kredi kartı borçlarını, ödenmesi gereken faturaları toplamış, tatilin bütçede açtığı yaranın çapını hesaplamaya çalışıyordum.
… ki, Cemil başımda bitti.
“Naber abey?” Yazının tamamını oku »
Çocukluğumuzda, bugün “poşet” tabir ettiğimiz plastik torbalar yoktu. Çarşıya, pazara “file” ile çıkılırdı. Hatta bir de “zembil” vardı. Hasırdan örülmüş saplı torba. İçine konanlar filedeki gibi dışarıdan görünmediği için zembil belki daha iyiydi ama fileyi taşımak -meselâ boşken dertop edip koyun cebinize, çantanıza- daha kolay olurdu ve şehirlerde tercih fileden yanaydı.
Plastik torbaların hayatımıza girişini memnuniyetle karşıladık. Kolay, temiz, hafif, kullan kullan at…. Zamanla plastik torbasız bir hayat düşünemez olduk.
Sadece ABD’de bir yılda kullanılan plastik torbaları -ki 30 ilâ 100 milyar adet- uç uca eklesek gezegenimizin etrafını 31 kere dönermiş ve bunların imali için -petrolün yan ürünü- 12 milyon varilden fazla petrol gerekiyormuş. Çin deseniz, günde 3 milyar adet kullanıyormuş! Yazının tamamını oku »