Sürekli tasarım yapmaktaysanız, bazen tıkandığınızı, üretkenliğinizi kaybettiğinizi düşünebilirsiniz. Çoğu meşhur tasarımcı, haftada altmış saatten fazla çalışır. Bu da kişinin tasarımla ilgili bildiği bütün teknik ve biçimleri kullanması anlamına gelebilir. Ama tasarımcıların kendilerini çaresiz hissetmelerine bir çare var.
Önceliklerinizi Belirleyin
İş önemlidir. Ancak bunu hayatınızın anlamı olarak görmeyin. Çünkü öyle değil. Sevdiğiniz diğer şeylere ( aileniz, hobileriniz vs. ) zaman ayırmanız çok büyük bir önem arzediyor. Bu iş-aile/eğlence denkleminin formülü dengedir. Birinde aşırıya kaçmadan yapılan doğru bir ayırım sonucunda, zihninizin açılması ve yeni fikirler edinmeniz mümkün olur. Ayrıca aile içi gerginliğin en büyük sebeplerinden biri olan ilgisizlik de son bulmuş olur.
Yazının tamamını oku »
İnsanlar kendilerine uygun mesleği seçtiklerinde; hem daha mutlu, hem de daha başarılı oluyorlar. Aslında biraz da, başarı mutluluğu, mutluluk da başarıyı getiriyor.
Hayatta pek çok kimseyle karşılaşıyoruz. Ama bunların içinde, “tam mesleğini bulmuş” dediğimiz çok az kimse oluyor.
Biz de geçenlerde böyle biriyle karşılaştık. Beyaz eşyaların da belli bir bir ömrü var. Beyaz eşyalarımızdan birisi hem eskimiş, hem bozulmuştu.
Evde internet olduğundan, alışverişe çıkmadan internete göz gezdirip; hem fiyatlara, hem de modellere bakarım. Böylece çok mağaza gezmeden, kaliteyi ucuza almaya çalışırım. Yazının tamamını oku »
Firefox 3 bir çok yenilikle beraber geldi. Bu yeniliklerden biri de, tam ekran moduydu. Firefox 3 ile birlikte tam ekran modunda, ekrandaki çubuklar tamamen kayboluyorlar.
Bu değişiklikten hoşlanmadıysanız, aşağıdaki adımları takip ederek, Firefox 2′nin tam ekran moduna geri dönüş yapabilirsiniz: Yazının tamamını oku »

İnternetin en büyük sitelerinde dışlamalar oluyor mu? Oluyor, hem de istemediğiniz kadar…
İnternetin ortaya çıkışından beri, günlük hayatımızda karşımıza çıkan pek çok şeyin internet alemindeki yansımalarına tanıklık ettik. Spam maillerden, paragraf genişliklerine uzanan geniş bir yelpazede bütün alışkanlıklarımız internete de taşındı. Bu adetlerden bazısı, sonraki yıllarda gündemimizden düştü: Çünkü internete uymuyorlardı.
İnternete taşınan “şey”ler, basım teknikleriyle sınırlı değildi. Kavgalar, tartışmalar, hakaretler, geyik muhabbetleri de internete ilk sıçrayanlar arasına girdiler. Neticede günlük hayatta etkileşim içinde olduğumuz insanlarla, internet adını verdiğimiz oluşumu oluşturan kişiler aynı olduğu için, böyle bir durum oldukça normal karşılanabilirdi.
Fakat internetin, günlük yaşamımızdan temel bir farkı vardı: Kuralları yoktu! Bu kuralsızlık, esneklikten öte bir rahatlık, zorbalığa varabilecek bir saldırganlık için uygun bir zemindi. Kuralsızlar interneti kısa zamanda mesken edindi, ardından onları kontrol edecek sistemler kuruldu. Yazının tamamını oku »

Web’de tablo denildi mi, aklımıza şerit şerit çizgileri olan hoş tablo tasarımları gelir. Tasarımcılara neden bu tarz tablolar kullanıldıkları sorulduğunda, genelde şu cevabı verirler: Kullanımı daha kolay! Peki gerçekten öyle mi?
Zebra çizgileri yöntemi, tablolarda okuyucunun satırları takibini kolaylaştırdığı düşünüldüğü için yazılı basında ve internet dünyasında sıkça kullanılan bir yöntemdir. Adını duyduğunuzda yabancı gelmiş olabilir, ama ne olduğunu duyduğunuzda mutlaka hatırlayacaksınız: Birinci satırı A rengi, 2. satırı B rengi, 3. satırı A rengi… şeklinde birer satır atlayarak aynı renkte zeminlerden oluşturulmuş tablo sütunlarına zebra çizgileri adı veriliyor.
Zebra çizgileri, internetten önce yazılı basında kullanılmış, internetin ortaya çıkışıyla beraber internete aktarılmıştır. Yazılı basında bu tarz tablolara 1961′den itibaren rastlandığını düşünecek olursak, uzun bir geçmişi olduğunu daha rahat kavrayabiliriz herhalde. Yazının tamamını oku »

Irkçılık; bir milleti, soyu ya da ırkı diğerlerinden (aşırı derecede) üstün tutmaktır. Hatta bu tavır diğerlerini ezmeğe bile yol açar. Dünya’daki en meşhur ırkçılık, zenci-beyaz ırkçılığıdır. Bu da Avrupalı’nın önce Afrika’da sonra da Amerika’da siyahilerle karşılaşmasıyla başlar.
En abartılısı Amerika‘da yaşanır. Zencilere köpek kadar dahi değer verilmez. Her türlü eziyet yapılır; emdikleri süt burunlarından getirilir adeta. Muhammed Ali Clay ve benzerlerinin dünyaya kendilerini duyurmalarıyla, beyaz Corclar geri adım atarlar. Sözde iyiliksever takılırlarsa da ırkçılık hâlâ devam etmektedir. Ricelar, Obamalar olsa da…
Yazının tamamını oku »
Her yıl olduğu gibi bu yıl da ÖSS büyük bir tantanayla geldi, geçti. Gelecek yıl sistemin tamamen değişecek olması öğrencileri bir yerlere yerleşmeye zorluyor falan filan… Bunlar işin ayrıntıları. Fakat ortada ilginç bir şey var: 25 Temmuz-3 Ağustos arası tercihlerini yapmaları beklenen öğrencilerin ÖSS puanları, İstanbul’da bile 1-2 Ağustos gibi geliyor. Bu da haliyle şöyle bir soruyu akla getiriyor: İnterneti olmayan, bir dağ köyünde yaşayan öğrencimiz tercihlerini son gün eline geçen puanlarla mı yapacak? Yoksa bu “İşte Türk evladı son gün bile isabetli kararlar verebilir!” tarzı bir iddiayı mı ispatlıyor? Bu mu müthiş düzenli (!) ÖSS sistemi? Türkiye’nin sosyal başkenti olan bir şehirde bile postalar bu kadar gecikiyorsa, diğer şehirlerde ne olacak? Eğer ÖSYM dediği gibi Temmuz ortasında sonuçları yolluyorsa, bir mektubu 15 gün geç getirenler suçlu değil mi? Herkes internete bağlı kalmak zorunda mı? (Bu mesajı okuyabildiğinize göre muhtemelen ÖSS sonuçlarını da internet üzerinden öğrenmişsinizdir. Bizim tepkimiz bir yandan çapa yaparken, bir yandan okuyacağı okulun hayalini kuran arkadaşlarımız için…)